Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Hz.Ömer’in Elçi Titreten Azameti...

Yayınlanma Tarihi : 08 - 03 - 2015 : 10:40
İslam Dini’nin dürüstlüğü, adaleti ve mütevazılığı, devlet hazinesin kutsal dokunulmazlar arasında sayışı, özel yaşamındaki ölçülülüğü, adaleti, tutumluluğu ile sembol isimleri arasında yerini almış Hz.Ömer hikayelerini bilirsiniz... Hani “salkımı yutanlar”ın başkalarına “ibret” olsun diye sıklıkla anlattığı, ama anlatanların gerek devlet, gerek özel yaşamlarıyla asla bağdaşmayan hikayeler...
Hz.Mevlana’nın Mesnevi’sinde de yer alan bu hikayeyi okumuşunuz, mutlaka dinlemişinizdir ama, bir kez daha hatırlamaktan ne çıkar. Belki de günümüz yöneticileriyle bir karşılaştırma zahmetine girişirsiniz...
Hz.Ömer’in çağdaşlarından devrin Rum İmparatoru, iyi dostluğun bir işareti olarak o sıralar Medine’de ikamet eden Hz.Ömer’e, hediyelerle birlikte bir elçi gönderir.
Hedefe kenti ulaşan Rum Elçi, ilk rastladığı kişiye sorar:
Ey arkadaş; Halife Hazretleri’nin köşkü nerede? Söyleyin de, yüklü atlarımı ve develerimi oraya çekeyim...
Elçiyi şaşkınlık içinde dinleyenlerden birisi cevap verir:
O’nun köşkü yok ki...
Elçi “Her halde hata yaptım. Yanlış kişilere sordum. Mutlaka muhteşem ve som altından bir sarayı olmalı” der ve arayışlarına devam eder.
Nihayetinde bir deveci “Aradığın yer işte şurada... Şu tepeciğin arkasında...” der.
Elçi kum tepeciğinin ardında gözleri kamaştıran altından bir saray hayal etmektedir ama, kum tepeciğini aşınca ne görsün; Hz.Ömer bir hurma ağacının altında hasır üstünde oturmaktadır.
Elçi yanına doğru yaklaşınca toparlanıp ayağa kalkan Hz.Ömer “Hoş geldin...” der... Karşılaştığı durum karşısında şaşkına dönen elçi, ziyaretine geldiği Halife’nin üzerindeki şalvarımsı giysinin yamalarla dolu olduğunu görünce daha çok şaşırır ve birden titremeye başlayarak kendi kendine koşuşur:
Nice padişahlar, krallar gördüm ürkmedim. Savaşlara katıldım, yaralar aldım korkmadım. Silahsız olarak bir hasır üzerinde oturan bu adam karşısında titriyorum. Olacak şey değil...
Konuğunun bu halini gören Hz.Ömer sakinleştirmek için;
Hoş geldiniz Sayın Elçi... Buyurun yaklaşın ama neden titriyorsunuz. Yüzünüzün rengi de sapsarı oldu. Sizi üzen bir şey mi var?
Yüce Halifem, beni üzen bir şey olmadı. Ancak adaletiniz size öyle bir yücelik veriyor ki, azametiniz karşısında vücudumun titremesine engel olamıyorum...
Minicik bir eklenti... Günümüzde “adaletin azameti” karşısında biz de titriyoruz ama, asla uyandırdığı saygının büyüklüğünden değil, başımıza getirebileceği bir adaletsizlikten...
 
 
Devletin Mumu...
Konuyu Yüce İnsan Hz.Ömer’den açtık, yerimiz varken ibretlik bir yaşanmış daha anlatalım...
Hz. Ömer geceleri belli vakte kadar bir mum yakar, sonra o mumu söndürüp başka bir mum yakarmış. Mahiyetinde çalışanlar bunun gerekçesini bir türlü anlayamazmış.
Bir gün bir misafir kendisini ziyaret etmiş. Hz.Ömer, aynı mum işini tekrarlayınca meraklanıp sormuş:
Ya Hazret, neden gecenin bir vakti bir mum söndürüp, diğerini yakarsın?
Hz. Ömer hafifçe tebessüm ederek şu cevabı vermiş:
Bak... Devlet işlerinde  çalışırken devlet mumunu kullanırım... Anca devlet işi bitip şahsi temizlik işi başlayınca kendi mumumu yakarım...
Hepinize sağlık içinde mutlu pazarlar ve de hayatınız boyunca Hz.Ömer ahlakı, adaleti, insanlığı, doymuşluğu ve devlet yönetim terbiyesi ile karşılaşmanızı dilerim... Biliyorum; olmayacak bir dua ama... Dua bizden, gereği Yüce Tanrı’dan...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN