Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Bizim Gençliğimizi Yaşamak...

Yayınlanma Tarihi : 22 - 02 - 2015 : 09:44
Sıklıkla olmasa da ara-sıra, şimdilerde Halkapınar’da kurulan Bit Pazarı’n şöyle bir dolaşırım. Son gidişimde kir-pas içinde, sıra dışı formda bir dikiş makinesi ile ilgilenirken, 30-35 yaşlarındaki satıcı “O makine 1940’lardan kalma, tam bir antika...” dedi.
“Tıpkı benim gibi... Ben de o yıllardan kalmayım...” bırakın beklemeyi tahmin bile edilemeyecek bir cevap aldım:
Siz şanslı nesillersiniz ağabey... Keşke sizin gençliğinizi biz de yaşayabilseydik...
Üzerinde uzun uzun düşündüğüm, ama gençlerin en sıkıldığı konuların başında “bizim zamanımızda” diye başlayan anlatımlar olduğunu bildiğim için, herhangi bir güncel bir yaşanmış karşısında “bizim zamanımız”la karşılaştırmaktan özenle kaçınırım...
Doğal olarak geçmişi geçmişte bırakmak, önümüze bakmak en doğrusu...
Ama satıcının “keşke”si beni çok uzaklara, “bir zamanlar neydik”e götürdü...
Öyle zıpkın gibi delikanlı olmaktan, briyantinle pırıl pırıl hale gelmiş saçlardan bahsetmeyeceğim...
 
 
Yoksulduk, Ama Mutluyduk...
...Evet... Çok yokluklar, yoksulluklar gördük... Bir çok dünya nimetinin hayaliyle yaşadık... İlkokul dönemini (1954-1959), samanlı kağıtlardan yapılan, dolmakalem mürekkebini dağıtan defterlerle geçirdik. Bir “balıklı” kurşun kalemi, rahmetli babamızın özenle ikiye böldükten sonra uçlarını açıp, tepe bölümüne açtığı bir kertiğe başladığı iple birini benim, diğerini kardeşimin boynuna “kaybetmeyin ha...” diye astığı günleri gördük...
Bütün bir kurşun kalemi, mürekkep dağıtmayan beyaz yapraklı bir defteri bulduğumuz zaman mutluluktan havalara uçtuk. Üzerine bir de, yarım kurşun kalem boyunda 6’lı veya 12’li boya kalemine sahip olduğumuzda dünyalar da bizim olurdu...
Hadi biz fakir sayılırdık... Ama, o günün şartlarında varlıklı aile çocukları arkadaşlarımız da samanlı defter, balıklı kurşun kalem kullandı... Onlar da istedikleri zaman bulamazdı...
Fakirle zengin arasında öylesine derin uçurumlar yoktu...
“Gelir dağılımı bozukluğu” diye bir kavram henüz icad edilmemiş olmalı ki, kimsenin aklına da gelmez, ihtiyaç da hissetmezdi...
Vatan, millet, bayrak, devlet, İstiklal Marşı, yerli malı, büyüklere saygı, küçüklere sevgi kutsallarımızdı...
Yoksulduk, bir çok medeni gelişimden, teknolojiden habersizdik ama mutluyduk...
Sokaklar gülen, şakalaşan insanlarla doluydu...
 
 
Derin Nefretlerimiz Yoktu...
Öyle derin ayrılıklarımız, “iflah olmaz taraftarlıklarımız” ya da “iflah olmaz karşıtlığımız” yoktu. Toplu kini, nefreti bilmez, bayramları sadece bayram olarak kutlardık...
Kadınların ve kızların, kız çocuklarının, “saç teli” henüz cinsel tahrik unsuru olduğu, henüz keşfedilmemiş, ya da “zamana göre yorumlanmış” olduğu için kimsenin aklına gelmezdi. Kadınlarımızın çoğu baş örtülüydü ama, “saç telinin görünmemesi” gibi bir dertleri yoktu. Büyük çoğunluk dindardı ama, modacılar henüz “dini üniformaları, saç telini örtünün altından disiplin altına alan bantlar”ı keşfetmemiş olduğu için pek de umursamazlardı.
Kadınlarımız “inancım gereği” diyerek sarılıp sarmalanmazdı ama, Müslümandı...
Mini etek, Hippi (yırtık-pırtık elbiseler giyen, saçları başları dağınık, nerede akşam, orada sabah yaşayan gençler), müzik toplulukları Beatles ve benzeri müzik topluluklarının ve solistlerinin dünyayı salladığı, ülkemiz gençliğinin de etkilendiği, ritmiyle sallandığı günlerdi.
Evet... Geçmiş geçmişte kaldı ama, satıcının dediği gibi bu günün siyasilerinin kafalarındaki kalıplara sokmaya çalıştığı günümüz “ileri demokrasi - cep telefonu gençliği” adına üzüntülerimi bildirmek durumundayım...
 
Hepinize sağlık içinde mutlu pazarlar dilerim...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN