Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


1985 Yılından Önce Doğanlar

Yayınlanma Tarihi : 15 - 02 - 2015 : 12:40
Bu ülkede, tepeden tırnağa değişimin miladı 80'li yıllardır.
O süreçten bugüne her şey değişti.
Öyle ki, ölüm bile "fıtrat" kabul edilir oldu.
Peki;
Siz, 50-60-70-80'li yıllarda büyüyenler; nasıl oldu da hayatta kalmayı başardınız?
 
 
- Arabaların emniyet kemeri, kafalıkları, ve kesinlikle hava yastıkları yoktu.
- Arka koltuk tehlikeli değil, eğlenceliydi.
- Bebek yatakları ve oyuncaklar renkliydi. Ya da en azından kurşunlu, muhtelif zehirli maddelerle boyanmıştı.
- Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizleyicilerinin üzerinde çocuk kilitleri yoktu.
- Kasksız bisiklete biniliyordu.
- Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan ya da tulumbadan su içiliyordu.
- Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı, hava kararmadan önce eve dönmekti.
- Cep telefonu yoktu ve hiç kimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu.
- Okul öğlen bitiyordu ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk.
- Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı, fakat hiçbir zaman birileri bu yüzden mahkemeye verilmiyordu. Kendimizden başka kimse sorumlu değildi.
- Bolca tatlılar ve tereyağlı ekmekler yiyorduk; gerçek şekerli içecekler içiyorduk ve hiç kilo sorunumuz olmazdı.
- Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk. Aynı bardaktan içebiliyorduk ve kimse bu yüzden ölmüyordu.
- Play Station, Nintendo 64, X Boxes, Vídeo oyunlarımız, 99 kablolu kanalımız, Dolby Surround, cep telefonumuz, bilgisayarımız, Internet de Chat odalarımız yoktu. Onun yerine arkadaşlarımız vardı bolca...
- Yürüyerek veya bisikletle uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk, kapılarını çalıp hatta çalmadan içeri girip oyun oynamaya çağırabiliyorduk.
- Bazı öğrenciler diğer öğrenciler gibi başarılı değildi ve sınıfta kalabiliyordu. Fakat bu yüzden kimse psikoloğa ya da pedagoga gönderilmiyordu. Kimse de dislexia, konsantrasyon sorunu veya hiper aktivite yoktu, basitçe o okul tekrarlıyordu.
- Özgürlüğümüz, üzüntülerimiz, başarılarımız, görevlerimiz vardı. Ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk.
 
 
Dışarıda, o acımasız korkunç dünyada...
Korumamız olmadan; nasıl mümkün oluyordu tüm bunlar?
Nasıl oldu da hayatta kalmayı başardık?
Daha da kendi kişiliğimizi bu şartlar altında nasıl oldu da geliştirebildik?
Siz de benim gibi bu jenerasyonun insanlarıysanız şayet, eminim ki çocuklarınız büyük bir olasılıkla
Bu yaşama şeklinizi sıkıcı buluyorlardır.
Bulacaklardır da...
Fakat bizler, güzel ve mutlu yaşadık...
Dimi ama...
 
 
Seveceksen Böyle Seveceksin
Bu 14 Şubat'ta ne yazacaksınız?
Hafta içinde bir kadın okurumdan böyle bir soru geldi.
Şaşkın vaziyette, "ne yazmalıyım?" demişim.
"Yanlış anlamayın, siz her 14 Şubat'ta çok güzel şeyler yazıyorsunuz, keyifle okuyoruz, onun için sordum..." sözleriyle ne yalan söyleyeyim, yağlarım eridi!..
Dünyanın en güzel ikinci kadını, sevgili eşim Meltem Hanım'ı yazsam, ne kadar çok sevdiğimi, nasıl aşık olduğumu zaten dünya alem biliyor.
Sevgili kızım Derin Bebeği yazsam, onu da ne kadar çok sevdiğimi bilmeyeniniz kalmadı.
Evlatlarım; Orçun, Hande ve Genco zaten benim her şeyim, canlarım ve hayatım...
Başka da vallahi de, billahi de bir sevgilim yok...
 
 
Ama kadın okurumun ısrarını kırmayacağım.
Beni çok etkileyen bir "aşk/sevgi" öyküsü var. Sıkıldıkça, daraldıkça sürekli okurum.
Bilenleriniz varsa, kusura bakmasın.
Bu Sevgililer Günü şerefine tüm sevenlerle bunu paylaşmak istiyorum:
 
 
Mahkeme salonunda, seksen yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı.
Adam inatçı bakışlarla, suskun eşinin ağlamaktan iyice gözlerini ve bıkkın bakışlarını süzüyordu. Hakim tok sesiyle, yaşlı kadına:
- Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?
Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı:
- Bu adam yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi beni hayattan...
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda.
Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu.
Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından...
Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti:
- Bizim bir Sedef Çiçeğimiz vardı, çok sevdiğim. O bilmez... 50 yıl önce bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım. Her gece güneş doğmadan önce, bir tas suyla sulayacağım onu diye... İyi gelirmiş derlerdi.
 
50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi.
Geçen gece takatim kesilmiş uyuyakalmışım. O zaman bile sulamadı. Ben, böyle bir adamla 50 yıl geçirdim. Hayatımı, umudumu, her şeyimi verdim. Ondan hiçbir şey görmedim.
Bir kerecik olsun, benim görevlerimden birisini yapmasını bekledim.
Yapmadı...
 
 
Hakim yaşlı adama dönerek:
- Diyeceğin bir şey var mı, baba? dedi.
Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle, hakime yöneldi. Tane tane konuştu:
- Askerliğimi Reisicumhur Köşkü'nde bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadime'mi de orada tanıdım. Sedefleri de...
Yeni evlendiğimizde, boyun ağrısı nedeniyle, onu hekime götürdüm.
Hekim "Çok uzun süre uyanmadan yatarsa, boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir" dedi.
"Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin" diye de ekledi.
Hekimi pek dinlemedi bizim hatun...
Lafım geçmedi.
O günlerde; tesadüf, bu çiçek kurumaya yüz tuttu.
Ben ona: "Çiçeği geceleri sularsan geçer" dedim. Adak dilettim... 
Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim.
Her gece, o çiçek ben oldum sanki, dedi adam.
O yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle devam etti:
Her gece, o yattıktan sonra uyandım. Tam 50 yıl boyunca her gece saksıdaki suyu boşalttım. Sedef, gece sulanmayı sevmez, hakim bey...
Geçen gece de... Yaşlılık... Ben de uyanamadım. Uyandıramadım...
Çiçek susuz kalırdı ama kadınımın boynu yine azabilirdi...
Suçlandım... Sesimi çıkartamadım!..
 
 
İşte aşk ve sevgi böyle olmalı arkadaş.
14 Şubat'a gelince; bir geceyle, o gün alınan bir buket çiçekle ya da pahalı bir hediyeyle, yenilen bir yemekle, gidilen bir barda eğlenmeyle sevgi ve aşk olmaz.
Seveceksen, sapına kadar seveceksin.
Aşıksan, bunu bir günle değil, ömür boyu hissettireceksin...
 
 
Sevgilisi Olmayanlara Özel
14 Şubat sabahı kadın uyanır uyanmaz;
- Kocacığım! Rüyamda ne gördüm biliyor musun, akşam eve elinde çok güzel bir paketle geliyorsun...
- Eee...
- Ben de paketi heyecan içinde açıyorum ve içinden ne çıkıyor biliyor musun?
- Eeeee!!!
- Bir inci kolye! Sence bunun anlamı ne olabilir?
Adam gülümser:
- Bu akşam öğrenirsin sevgilim, der.
Akşam olur adam elinde güzel bir paketle eve gelir.
Kadın gözlerine inanamaz; çok heyecanlanır:
- Kocacığım sen bir harikasın!..
Kadın paketi aceleyle açar..
Kutunun içinden bir kitap çıkar.
Üzerinde; Rüya Tabirleri yazmaktadır! 
 
 
Adamın işi varmış, Ankara'ya gidiyormuş, tam uçağa binerken kulağında bir ses duyar:
- Binme, bu uçak düşecek!
Döner, bakar, kimse yok. Ama içine de bir kurt düşer, uçağa binmez. Bir sonraki uçağı beklerken kara haber ulaşır:
- Uçak düştü kurtulan olmadı!
Koşar Haydarpaşa'ya, bilet alır; tam trene binecek, aynı ses kulağında:
- Binme, raydan çıkacak!
Döner bakar, yine kimse yok. Trene binmez. Sabah gazeteyi açınca tüyleri ürperir:
- Tren Eskişehir'de raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar yaralı...
Allah'a şükreder, koşup otobüse bilet alır, tam binerken yine o ses:
- Binme, freni patlayacak!
Bakar yine kimse yok, dayanamaz bağırır:
- Sen kimsin yahu?
- Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızar:
- Ulan 5 yıl önce 14 Şubat'ta neredeydin!.. 
 
 
Kadın Milleti
- Hayatııııım... 
- Ne var Allah'ın cezası yine ne var? Bulaşık yıkıyorum, mutfaktayım, ne var?! 
- Beni akşam yemeğe bekleme... Bugün 'Sevgililer Günü' biliyorsun; bu özel ve güzel günü sevgilimle dışarıda kutlıycaz... 
- Boyun devrilsin İsmail. Allah seni bildiği gibi yapsın İsmail. Aldattığın gibi bir de dalga geçiyorsun. 
- Nooldu niye dellendin hayatım? 
- Bir de utanmadan soruyo... 'Sevgililer Günü'nde sevgilinle geçiriyorsun bir de utanmadan bunu bana söylüyosun... 
- Bu kadın milletine de yaranılmıyor ha!..
- Hanımlar Günü demiyor ki, 'Sevgililer Günü' diyor hayatım...
- Amaaaan beeee... Güzel güzel söyleyelim, kibar olalım dedik yine yaranamadık.
Kadın milleti işte!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN