Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Reklam Arası Bitti!..

Yayınlanma Tarihi : 25 - 01 - 2015 : 12:35
Dedemin babası Osmaniye Kadısı idi.
 
Medreseden yetişmişti.
 
Dedem, ağır ceza reisiydi.
 
Bugünkü ilk-orta-lise öğretim karşılığı okulları, Arapça okuyarak bitirdi.
 
Sonrasında Cumhuriyetin ilk yıllarında hukuk öğrenimini Türkçe yaptı.
 
Ben, karım Meltem Hanım ile iki oğlum, bir kızım; Orçun-Hande-Genco üniversiteyi Türkçe; ek olarak İngilizce, Fransızca, Almanca katkılı okuduk.
 
Şimdi sırada 43 günlük kızım Derin var.
 
Allah uzun ömür versin; kısmetse TAKEV'e gidecek.
 
Ama sonrasında üniversite mezunu olacağını sanmıyorum.
 
Böyle giderse 20'li yaşları geçtiğinde kızımın eline alacağı üniversite değil, ne yazık ki üzerinde "Külliye" yazılı bir diploma alacak(!)
 
Neden mi?
 
....................?
 
xxx
 
Oysa, bugün "kampüs" diye adlandırdığımız, bazılarımızın "yerleşke" olarak seslendirdiği üniversitelerimizin bulunduğu alanlara "Külliye" ya da "Külliyesi" diyemeyiz.
 
Çünkü;
 
Külliye=üniversite değildir.
 
Külliye, Osmanlılar ve Selçuklular döneminde sıkça rastladığımız ibadet ve imaret kurumlarıdır.
 
Külliyeler;
 
Bir ibadethane olarak cami ile çevresinde medrese, düşkünlerin ve ihtiyaç sahiplerinin sığınabileceği birer aşevi ve kervansaray, alışveriş merkezi olarak çarşı, sosyal kurumlar olarak; hastane, zaviye, tekke ve devlet kurumlarının içerisinde bulunduğu birer yaşam merkezidirler.
 
Külliyelerin inşa edildiği yerler, Anadolu'da Müslümanlığın yayılmaya başladığı dönemlerde kısa süre içerisinde yerleşim ve ikamet açısından önem kazanmışlardır.
 
O dönemlerde sosyal hayatın vazgeçilmez kurumlarını içerisinde barındıran Külliyelerin inşa edildikleri bölgelerde, toplumlar kısa süre içerisinde Külliyelerin etrafında evler yapıyor, bu bakımdan da bulundukları bölgeleri birer cazibe merkezi haline getiriyorlardı.
 
Külliye'nin sözlükteki anlamı ise şudur:
 
Bir caminin çevresinde camiyle birlikte kurulmuş medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastane gibi çeşitli yapıların tümü.
 
xxx
 
Külliye, İslam toplumunun vakıf hukuku sistemi ve hayrat kavramını geliştirmesiyle ortaya çıkmıştır.
 
Cami yanında küçük yapılarla başlayan külliyeler zamanla yerini büyük külliyelere bırakmışlardır. Osmanlı Dönemi külliyeler açısından en ünlü örneklere sahiptir.
 
Manisa Ulu Camisi ve Medresesi (1376), İlyas Bey Camisi ve Türbesi (1403) önemli ilk örneklerdir.
 
Osmanlı Beyliği'nde ilk külliye örneği cami ve hamamdan oluşan İznik Orhan Gazi Külliyesi'dir.
 
Bursa Orhan Bey Külliyesi (1340) ise cami, medrese, mektep, hamam ve şifahaneden oluşur.
 
İstanbul'un alınmasından sonra Fatih Sultan Mehmet; Fatih'te 16 medrese, tabhane, kervansaray, darüşşifa, türbe, aşhane vesaire yapılardan oluşan geniş bir külliye oluşturmuştur.
 
xxx
 
Türkiye, sözde bu kavramları ve İslami sosyal yapılanmayı, Cumhuriyet ile birlikte 90 yıl geride bırakmıştı.
 
Meğer biz böyle biliyormuşuz.
 
Baksanıza, birileri çıktı; "reklam arası" deyiverdi.
 
O da artık bitmiş...
 
Saray yaptık.
 
Muhafız Alayı'nı temsili de olsa "reklam arası" na girmeden öncesi dönemdeki gibi donattık.
 
Türban/peçe zaten artık sorun değil.
 
Şimdi sıra üniversitelerimizde.
 
Hepsini Allahın izniyle birer "Külliye" yapacağız...
 
Artık, Ege Üniversitesi Kampüsü, 9 Eylül, Katip Çelebi Yerleşkesi falan demek yok.
 
Külliyesi diyeceğiz, Külliyesi...
 
Diplomalarda; Ege Üniversitesi Mimarlık-Mühendislik Külliyesi mezunudur yazacak.
 
Peki, siz hala kendinizi "reklamları seyrediyoruz" falan mı sanıyorsunuz?
 
90 yıllık reklam arası bitti... Bitti...
 
 
Pizza Venedik ve Felice Sgarra
Babanın kurduğu işletmeleri, aynı başarıyla hatta büyüterek sürdüren çocuklara bayılırım.
 
Marka ismi "Ristorante Pizzeria Venedik" olan Alsancak Gül Sokak'taki ünlü "Pizza Venedik" bana göre bu örneklerden biridir.
 
Kurucu baba Ahmet Günter Sezener'in İzmir'de marka yaptığı Pizza Venedik bugün oğlu ve kızı; Osman ve Melodi Sezener ile devam ediyor.
 
Hem de öyle böyle değil.
 
Günter Bey kusura bakmasın ama, boynuz kulağı geçmiş durumda.
 
Osman da, Melodi'de üniversiteli aşçı.
 
İki kardeş de mutfakta acayip yetenekli ve başarılı.
 
Ve İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde Gastronomi ve Mutfak Sanatlarında "hoca"lık yapıp, ders veriyorlar.
 
xxx
 
Başkan Aziz Kocaoğlu ve 5 gazeteci arkadaşımla geçen hafta Pizza Venedik'te, Sezener Ailesi'nin öğlen yemeğine davetliydik.
 
Osman ve Melodi'nin İtalyan meslektaşları, ülkenin güneyindeki Puglia bölgesinin Andria kentinde Ristorante Umami'nin sahibi Michelin yıldızlı genç aşçı Felice Sgarra'nın konuğu olduk.
 
Yemek konusunda seçiciliğim yoktur, farklı lezzetleri, "illa tatmalıyım" diye kafama takmam.
 
Yani bizim Nedim Atilla gibi değilimdir.
 
İyi bir etçiyimdir.
 
Her türlü sos ve garnitürün tüm yemeklerin tadını bozduğuna inanırım.
 
Nitekim, belki biraz cahilce oldu ama; Osman'a, "özelliği ne bu genç arkadaşın?" diye sordum.
 
Otuzüç yaşındaki Sgarra, "Yemek Oskarı" olarak bilinen Michelin yıldızını, "Mutfak geleneklerini modern bir sanata dönüştürdüğü tabaklarda lezzet ve görselliğin buluşması ve kusursuz hizmet anlayışı ile almaya hak kazanmış.
 
Lafın kısası; Felice Sgarra, mutfakta yaratıcı, zeki ve inanılmaz becerikli, üst seviyedeki bir aşçı.
 
Ne mi yedik?
 
Tabi ki, "Felice şunu getir birader" diyemedik.
 
O kendi elleriyle hazırladı biz yedik:
 
Açılışı; Burranta peyniri, kırmızı soğan şekerlemesi ve Yazgan'ın Vodina Füme Blanc, 2012'iyle yaptık.
 
Arkasından somon carpaccio, limon asidi ve çilek ile, Sevilen'in İsabey Sauvignon Blanc 2013'üyle devam ettik.
 
Bendeniz ana yemek beklerken, karides ve ricottalı risotto, mürekkep balığı salgısından yapılan siyah cipsle, Urla, Chardonnay 2013'ü denedik.
 
Bitmedi...
 
Ağır ateşte pişmiş daha etini (tam 18 saatte pişmiş) sebzeler eşliğinde ve Prodom, Syrah-Petit Verdot Cabernet Franc, 2011 ile noktaladık.
 
Sonrasında bir badem kreması brüle, portakal jelatini ile geldi ki, utanmasam bir tabak daha isteyecektim.
 
Ama ortam müsait değildi. Aklım kaldı.
 
xxx
 
Hepsi olağanüstüydü.
 
Demek ki birader Michelin yıldızlı olmak böyle bir şey.
 
Çünkü ben size sadece mönüde yer alan bilgileri yazabildim.
 
Ama o tabaklardaki görselliği, özeni bir görmenizi isterdim.
 
Gerçekten bir sanat bu.
 
Yeme yanında yat denir ya; öyle bir şey.
 
Bir güzel haber Michelin yıldızlı İtalyan aşçı Felice'den geldi.
 
Genç İtalyan, Türk şaraplarına hayran kalmış. Ünlü restoranı Umami'de kavına dahil edeceğini ve tavsiye edeceğini söyledi.
 
Ne diyelim eksik olmasın.
 
Ha bir de Ege mutfağına bayılmış.
 
Türk meslektaşı Osman'dan, kendisine sık sık Ege otlarından göndermesini rica etmiş.
 
İtalyan mutfağı ile Ege otlarını birleştirip yeni tat ve lezzetler yaratmak istediğini söylemiş.
 
xxx
 
Benim haricimde 4 arkadaşım ve bir de Başkan Aziz Kocaoğlu ile Reşat Yörük; 6 kişinin ağzını aradım.
 
Allah'a şükür 5'er kap/çeşit yemeği yanında şarapla götürmüşüz, hiç kimse mide şişliğinden yakınmadı.
 
Günter Bey, "soda" içilmesi için ısrarlı oldukça, "hayır" dendi.
 
Genel memnuniyet üst seviyedeydi.
 
Bana sorarsanız en çok Güney İtalya'ya has ve yöresel bir tür olan özel yanık buğdayla yapılmış düğme şeklindeki makarnaya...
 
18 saat süreyle ağır ateşte pişmiş daha etine bayıldım.
 
Tabii bir de portakal jelatinli badem kreması brüle'ye.
 
Osman kardeş;
 
Şu Felica'yı tekrar İzmir'e ne zaman getireceksin, birader...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN