Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Partiler, Oyu Kadar Vekil Çıkarsın...

Yayınlanma Tarihi : 04 - 12 - 2014 : 09:09
1980 darbe anayasasının Türk demokrasisine “armağanı” olan yüzde 10 seçim barajının, 32 yol sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurular sonucu da olsa yeniden tartışılmaya başlanmasını son derece faydalı buluyorum.
Çıkacak olumlu kararın, önümüzdeki genel seçimlerde uygulanıp uygulanmayacağı konusunda ise belirsizlikler var. Aslında muhtemel bir baraj indirimini uygulanmayacağı konusunda belirlilik (seçim kanunlarında yapılacak değişiklikler, yapılmasına bir yıldan az süre kalmış seçimlerde uygulanmaz) var da, bunun nasıl aşılacağı konusunda bir belirginlik yok.
Görünüşe bakılırsa; ülkenin yüzde 9.99’a kadar olan gruplarını parlamento dışı bırakmak, üstelik bu grupların verdiği oylarla, siyasi görüşlerini asla tasvip etmediği parti veya partilerin milletvekili çıkarmış olması, bu sayede elde edilen meclis çoğunluğu ile, o partinin, baraj dışı seçmenin canını yakacak kanunlar, kararnameler çıkarması, düzenlemeler yapması, “medeni” iddiasında olan hiç bir ülke insanının ve demokratik düzenin kabul edebileceği bir durum       değildir.
12 Eylül yasalarını zamanı gelince yerden yere vuruyor, üzerine bir de “faşist yönetimin, faşist kanunları” damgasını vuruyoruz. Bunların arasındaki “vahşi maddeler”den kendi işimize gelenleri tepe tepe kullanıyor, kullanırken de bırakanlara hakaret yağdırıyoruz. Kaldı ki; mevcut seçim kanunları 12 Eylül’den sonra Turgut Özal’ın “koalisyonsuz hükümetler arayışı”nın eseridir.
 
 
12 Eylül Yasalarını 
12 Eylül yasalarına da, o yasaları yapanlara da bazı siyasilerin bu kadar da hakaret etmeye hakları olmadığını düşünüyorum. Bu yasaların hazırlanış şartlarına baktığımız zaman, 1980 öncesi siyasi yaşamını, ülkenin bizzat siyasiler tarafından nasıl bir çıkmaza sürüklendiğini, nasıl 70 cente muhtaç hale getirildiğini, katlinde imzamızın bulunduğu Muammer Kaddafi’nin hibe petrolünü “Allah razı olsun” diyerek kabul etme durumunda kaldığımızı da hatırlamak lazım.
Görünürde; yüzde 10 barajının, Türk insan mozaiğine haksızlık olduğuna, kalkması gerektiğine hiç bir siyasi partinin itirazı yok. Açık açık dillendirilmese de, “hele bir önümüzdeki genel seçimleri de atlatalım, ondan sonra düşünürüz” amacı ve hesapları da ortada.
 
Baraja Takılanın Yeri Boş Kalsın...
O halde; yıllardır yönetim sistemleri üzerine kitaplıklar devirmiş bir sade vatandaş olarak bir önerim olacak:
Yüzde 10 barajı kalsın. Milletvekili sayısını da 550’ye tamamlamak gibi bir duruma çakılı kalmayın. Her parti, kendi seçmeninin çıkarabildiği kadar milletvekili çıkarsın, Millet Meclisi de, barajı geçen partilerin milletvekillerinden oluşsun... Sayı 450 mi olur, 500 mü olur, ne çıkarsa... Baraja takılanların sandalyeleri de boş kalsın...
Buyrun size adaletli, demokratik ve de insani bir sistem...
Ama, size asla oy vermeyen, vermeyi aklından bile geçirmeyen seçmenlerin oylarıyla “milletvekilliğini kapıp kaçmaya alışmışsanız, hele bunun tadına varmışsanız”, söyleminizle eyleminiz bir türlü buluşmaz.
Hala yüzde 10 gibi barajın, seçim sistemimizin bel kemiğini oluşturur halde bulunması, bu yüzyılı da ıskalamış olduğumuzun en acı, en açık göstergesidir.
Bir yandan televizyonlarımızda “yayınlanması zorunlu kamu spotu” olarak gözümüze sokulan Avrupa Birliği reklamlarını izlerken, bir yandan sandıktan ne sonuç çıkmışsa ona göre yönetim kadrolarını kuran, hangi ırk, din ve mezhepten olursa olsun insanlarının refahı mutluluğu için kanunlar çıkaran, düzenler kuran Avrupa Birliği ülkeleriyle aramızda bulunan duvara her gün bir tuğla daha yerleştirmiş olmayı nasıl izah edebiliriz?
Korkum odur ki; ülkemiz insanı ağır bir bedel ödemeden, gerçek demokrasiye geçemeyecek...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN