Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


O Asansörde Ben Olsaydım Ne Yapardım

Yayınlanma Tarihi : 03 - 12 - 2014 : 09:00
Kanal D Haber, önceki akşam “şiddete karşı seyirci miyiz, değil miyiz” başlıklı bir haber yayınladı.
Vatandaşların özellikle aile içi şiddete karşı tepkilerini ölçmek için, İsveç’ten kopyalanan bir asansör deneyi yaptı.
Karı-koca rolündeki iki tiyatrocu, bir alışveriş merkezinin asansöründe kavgaya tutuştu.
Erkek, kadına şiddet uygulamaya, bağırıp çağırmaya başladı.
60 kez tekrarlanan mizansende 60’tan fazla da tanık oldu.
Tanıklar olaya şöyle yaklaştılar:
 
11 kişi olaya müdahale etti.
6 kişi asansörden çıktıktan sonra güvenliğe bildirdi.
43 kişi hiç sesini çıkarmadı, sağa sola bakıp ilgisiz kaldı, ağlayan ve gözleri korku dolu kadına hiç yardımcı olmadı.
Şiddete karşı tepkisiz kalan bu 43 kişi, asansörden indikten sonra da kimseye ihbarda bulunmadı, kalabalığın içinden yürüyüp gitti.
 
Yani, toplum olarak şiddete karşı tepkide sınıfta kaldığımız belgelendi.
Televizyonu izlerken eşime sordum, “sen olsan müdahale eder miydin” dedim.
“Korkardım, edemezdim, ama inince güvenliğe bildirirdim” dedi.
Sonra kendim düşündüm, acaba ben müdahale eder miydim?
Samimi olarak söyleyeyim, herhalde karışmazdım.
Ama ben de asansörden inince hemen güvenliğe koşardım.
 
Peki, kavga edenlere veya aile içi şiddede karşı niye böyle çekingen kalıyoruz?
Çünkü, müdahale ettiğimizde başımızın derde girme ihtimali çok fazla.
Şöyle ki..
 
Adam o sinirle dönüp, “sana ne kardeşim” diyerek kavgaya tutuşabilir.
Kavga önemli değil ama bıçağını, silahını çekip vurabilir.
Karısını bırakıp doğrudan senden şikayetçi olabilir.
Olay polise yansıdığında, onlar karı-koca el ele tutuşup giderler, sen gözaltında ifade verirsin.
Kamu davası açıldığında, suçluymuş gibi muamele görür, mahkemelere gidip gelirsin.
Polis, adalet onlara inanır, sana inanmaz.
 
Dolayısıyla, en iyisi böyle sorunlara bulaşmamaktır, çünkü pek çok riski var.
Ancak şunu mutlaka sağlamalıyız, ki bu deneyde de doğru hareket odur.
Şiddeti mutlaka güvenlik birimlerine bildirmeliyiz.
Asla kayıtsız kalmamalıyız.
Yoksa kimse ses çıkarmazsa, kimse görüp duymazsa, şiddetle mücadelede başarılı olamayız.
 
Saldırganlar Rahat Mağdurlar Perişan
Birinci sayfadaki manşetimizde okudunuz herhalde..
 
İzmir’de üniversite öğrencisi genç bir kadın, eski erkek arkadaşının 3 yıldır süren şiddet ve tehditlerinden korunmak için avukatı aracılığıyla mahkemeye başvurdu, çok önemli bir karar aldırdı.
Mahkeme, genç kadının süresiz olarak adres bilgilerinin gizli tutulması, kimlik, vergi, sosyal güvenlik ve pasaport gibi bilgileriyle fiziki görüntüsünün estetikle değiştirilmesine karar verdi.
 
Böyle bir karar Türkiye’de ilk kez görülüyor.
Muhtemelen, bundan sonraki olaylar için emsal teşkil edecek.
 
Ancak, ben bazı şeyleri hala anlayamıyorum.
Bu tür olaylarda neden hep mağdurlar bedel ödüyorlar?
Şiddet uygulayan, saldıran, döven erkeğe kimse bir şey demezken, bir şey yapmazken, yasalar, cezalar hafif kalırken; şiddet gören, dayak yiyen, saldırıya uğrayan hayatını, kimliğini, yaşamını değiştirmek zorunda kalıyor.
Bu uygalama biraz ters değil mi?
 
Asıl saldırgana nefes aldırılmaması gerekirken..
Asıl saldırganın hayatının zorlaştırılması gerekirken..
Asıl saldırgan korku içinde yaşaması gerekirken..
Asıl saldırgan ağır yaptırımlara maruz kalması gerekirken..
Sürekli mağdurlarla uğraşmak bana pek mantıklı gelmiyor.
 
 
Bu Merkez Çok Kutsal
23 Eylül’de gazetemizde attığımız manşette, Urla’ya 50 yataklı alkol ve madde bağımlılığı merkezi kurulması gerektiğini yazmıştık.
Çünkü..
 
Alkol ve uyuşturucu tedavisi için kent genelinde büyük sıkıntı çekiliyor.
20 yataklı tek merkez olan Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi talebi karşılayamıyor.
Ege ve Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’ndeki psikiyatri servislerinde ise, sadece poliklinik hizmetleri veriliyor.
Hastaların kendi istekleriyle kaldığı AMATEM’de, tedavi süreleri 2-3 ayı bulabiliyor.
Yaşanan yer sıkıntısı nedeniyle, bir çok kişi aylarca sıra beklemek zorunda kalıyor.
Bazı vatandaşlar ise çareyi, Manisa ve çevre illere gitmekte buluyor.
Urla olmadı ama beklediğimiz müjde Buca için geldi.
Buca Doğumevi kampüsü içinde bulunan 4 katlı binada, 17 yaş ve altındaki çocukların kötü alışkanlıklarından kurtulmalarını sağlayacak kapsamlı bir Çocuk ve Ergen Madde Bağımlıları Tedavi Merkezi açılması kararı çıktı.
Bu güzel haberi dünkü gazetemizde duyurmuştuk.
İzmir için, çocuklarımız için önemli bir ihtiyaç karşılanacak, büyük eksiklik bir nebze olsun giderilecek.
15 yatak kapasiteli merkez İstanbul, Bursa ve Diyarbakır’dan sonra açılan dördüncü olacak.
Onlarca madde bağımlısı gencimiz burada hayata yeni bir başlangıç yapma fırsatı bulacak.
Projeyi gerçekleştiren Kuzey Kamu Hastaneleri Birliği’ni kutluyorum.
Kentin ciddi bir sıkıntısına çözüm getiriyorlar.
 
Sayısal’a El Atar mı? 
Türk Eğitim-Sen Balıkesir Şubesi üyeleri, müdür atamalarını noter huzurunda “Tayin Loto” oynayarak önceden bilmişler.
Madem tahmin işinde uzmanlaştılar, önümüzdeki Sayısal Loto için de biraz tüyo verebilirler mi acaba!..
 
Ya Ruhu Gelirse
Bir restoranda yemek yiyen Demet Akalın, televizyonda Hande Yener’in klibini görünce mekanı terk etmiş.
Klipten bile kaçıyorsa işi çok zor.. Bunun daha ruhu var, beyaz çarşaflı görüntüsü var.. Onlarda ne yapacak acaba!..
 
Versin mi Vermesin mi?
Fenerbahçeli Emre, “bana karşı ön yargı var. Hakeme Allah belanı vermesin diyorum, o versin anlıyor” demiş.
Bunun çözümü kolay. Edeceğin küfürleri maç öncesi yazılı olarak verirsin, böylece yanlış anlaşılmazsın!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN