Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Bir Kağıt Parçasıdır Hayat

Yayınlanma Tarihi : 03 - 11 - 2014 : 12:30
BEN HABER GAZETESİ 24.SAYI
 
 
Siz hala daha futbol denilen ‘asrın oyunu’ adı verilen şu sevimli topun peşinde koşanları; ‘sadece futbol’ seyretmeye devam edin.
Ben bu oyunun hikayelerini seviyorum.
Alın size bir tane daha.
Hem de tarihin tozlu sayfalarından.
 
1918…
Uruguay’da Montevideo Limanı’nın dok işçileri sabahın erken saatlerinde yüklenmeye başlamışlardı sırtlarına dünyayı.
Gemiye kadar en az yirmi sefer yapacaklar ve tonlarca yükü boşaltıp bir yemek verilecekti kendilerine. Saat ücreti olarak toplanacak para gün sonunda ödeniyor ve evde bekleyenlerin boğazına bile yetmiyordu.
Binalar alçak, sokaklar dardı.
At arabası vardı birkaç tane şehirde ve onların da doklara girip taşıma yapmasına izin verilmiyordu.
En yüksek bina 3 katlıydı ve üçüncü kattaki ödeme masasına çıktıklarında yüksekten başları dönüyordu liman işçilerinin.
O akşam ödeme sonrasında çok düşündü Jose Alfonso Nagazzi. Paranın çok azını arttırırsa veya iki saat daha fazladan yük taşıyabilirse ertesi gün, yani pazar öğleden sonra tuttuğu takımın maçına gidebilecekti.
Belki de Leandro amcası onu biletsiz içeri sokardı.
Abdon Porte’yi seyredecekti bir kez daha.
 
Aynı günlerde bir başka kıtada, Avrupa’nın en ucunda 16 yaşına yeni girmiş bir delikanlı, takımında parlamaya başlamıştı.
Josep Samitier’nin adı yeni duyuluyordu ve tek hayali vardı:
“Zamora ile aynı yaşta ligde oynamak ve resimlerinin sakızlardan çıkması.”
Önsezileri müthiş gelişmiş, mesafe tanımadan kaleye vuruyor ve hepsi de isabetli oluyordu. Her topa mutlaka dokunuyor ve hepsi de işi bitiren paslar atıyordu. Zigzaglar çizerek sahayı boylamasına geçiyor, ayağından topu kimse alamıyordu. 
Bir gün evine İberik Yarımadası’ndaki üç-beş arabadan birine sahip olan bir grup adam geldi. Araba varoşların yolunda toz kaldırarak ulaştı gecekondu benzeri eve. Hepsi de melon şapkalı ve frak giymişlerdi. Ev halkı şaşkın, Samitier’nin küçük kardeşi ise arabadan korkmuştu.
Gencecik delikanlının gururlu ve vakur babası dikkatle dinledi adamları. Oğlunu Barcelona takımına almak istiyorlardı ve bunun için bir bedel ödemeye hazırlardı. Henüz kıta Avrupa’sında ne sözleşme vardı, ne de transfer kelimesi yaşıyordu.
Baba şöyle bir arkaya yaslandı ve tarihin ilk transfer teklifini cevapladı:
“Samitier için çok emek verdim. Bu günü görmesi için çok çalıştım. Barcelona dediğiniz takım iyi bir takım galiba. Olur, ama karşılığında isteklerim var.”
O sırada annesi, top oynadığı ve doğru dürüst bir iş bulamadığı için sürekli azarlanan oğlu ile babasının ilişkisini düşünüyordu. Formasını gizli gizli yıkardı annesi.
“Nedir söyleyin” dedi patron kılıklı olanı ve ilk transfer hamlesi için ne kadar para isteyeceğini düşündü 16 yaşındaki genç ve yetenekli forvetin babasının.
“Yelekli bir takım elbise ve parlak çerçeveli bir Nacar kol saati.”
Bu istek hemen orada belgelendi ve Josep Samitier tarihin ilk resmi transferini gerçekleştiren bir belgeyi imzaladı.
 
Jose Alfonso Nagazzi aynı saatlerde Uruguay’ın Nacional takımının sahaya çıkan kadrosunda, Abdon Porte’nin yer almadığını fark etti.
Yıkılmıştı…
4 yıl boyunca hep ilk 11’de yer alan, taraftarın sevgilisi, inanılmaz bir oyuncu olan Porte gözden düşmüştü. Birkaç ay kadroya girmek için çabaladı ama 4 yıl aralıksız oynayarak seyircinin efsanesi haline gelmiş olan Abdon Porte’ye artık takımda yer yoktu.
Başka hiçbir iş yapmayı bilmeyen muhteşem bir futbolcu artık işsiz ve çok zor durumdaydı.
Nasazzi’nin amcası Nacional stadının gece bekçisiydi ve statta yatıp kalkıyordu. Bazı maçlara bedava girebilmesinin nedeni de buydu liman işçisinin.
Leandro amca bir sabah erkenden stadın sahaya açılan kapısını açtı.
Gün yeni ışıyordu.
O gün oynanacak maç için heyecanlıydı ve biraz sonra oraya gelecek binlerce insanın sonsuz çığlıklarını duymadan önce şöyle bir baktı sahaya. Tribünleri dolaşan bakışları orta yuvarlakta yatan bir karaltıya takıldı.
Oraya doğru yürüdü.
Biri yatıyordu orta yuvarlağın tam ortasında.
Yaklaştı ve uyandırmak için elini uzattı.
Birden yerde yatan adamın başının bir kan gölünde olduğunu ve uyur gibi yatmasının nedeninin ise sağ elindeki bir tabanca olduğunu fark etti.
Çevirdi yerde yatan adamı ve haykırdı acıyla:
“Abdon… Abdon Porte bu…”
Porte’nin silahsız sol elinde ise bir kağıt parçasını sıkı sıkı tuttuğunu fark etti.
Açtı ve okudu:
“Karnım aç..”
 
Aynı dakikada 4000 kilometre ötede 16 yaşında bir gencin elinde de bir kağıt vardı:
“Samitier Barcelona kulübünde oynamayı taahhüt etmiştir”
1918 sezonu başlarıydı…
 
 
 
BİLİM İLE KARANLIĞIN AYAĞINA BASMIŞTIR TARİH BOYUNCA
Bir film bu…
Adı “AGORA”
İskenderiye kütüphanesinin ve oradaki birikimin yakılıp talan edilmesini anlatır. İlk gök bilimine ait tarihte kaydedilmiş ilk yazılı belgelerinin yok edilişini anlatır.
Senaryo ve yönetmen ALEJANDRO AMENABAR.
Bir bilim kadını olan HYPATİA’nın hikayesi ve canlandıran RACHEL WEİSZ.
Olağanüstü görüntüler var filmde ve görüntü yönetmeni XAVİ GİMENEZ.
Muhteşem bir müzik eşlik ediyor filime ve senfonik orkestrayı yöneten BENJAMİN WALLEİSCH.
Filmin anlatmak istediği; bilimin engizisyon ve cadı avı mantığının başlangıç noktasını oluşturan bir rahip bozuntusu ve sonrasında piskopos olan ve finalde kendini ‘aziz’ ilan ettiren CYRİLL’in gazabıyla ilgili.
Hypatia, valinin kızıdır ve Hıristiyanlık Mısır’da yayılmaya başlamıştır. Oysa Hypatia güneş sistemine kafayı takmış ve ‘dairesel yörüngeyle’ bu işi açıklayamayacağını anlamış, ama nasıl açıklayacağını araştıran bir bilim kadınıdır.
Astrologdur.
Geometri aşkıdır onun.
Bilimin sorgulamak, merak ve ihtiyaç üçgeninde geliştiğini bilmektedir.
Karşısında ise bilimi reddeden ve katı ve koyu bir Hıristiyanlık öğretisi sunanlar vardır.
Din uğruna savaşmaktadırlar.
O nedenle tartışmazlar asla.
İlimin ise şüpheden beslendiğini asla kabul etmezler.
Hıristiyanların paganlara zulmü ile başlayan hikaye; sonunda gökbilimci ve ‘konik kesitler üzerine’ araştırmasını tamamlamak üzereyken Hypatia’nın kapısına dayanır.
Tarihteki ilk ‘RECM’ hikayesi de böylece gerçekleşir.
Bütün yazılı belgeler yakılmış ve yok edilmiştir günah elbisesi giydirilerek.
Tam 1200 yıl sonra 1700’lerin başlarında Johannes Keppler’in bu bilgilerden yararlanarak güneş sisteminin gizemini çözdüğünü biliyoruz.
Oysa Hypatia bunu 1200 yıl önce İskenderiye kentinde çözmüş ve çözdüğü gecenin sabahında taşlanarak öldürülmüştür.
Bir filmden çok fazlası bu AGORA.
Sanatın topluma verebileceği her şeyi veren bir film.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN