Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Bu da mı Gol Değil?

Yayınlanma Tarihi : 25 - 07 - 2014 : 13:43
BEN HABER GAZETESİ 22.SAYI
 
 
 
Belki görmezden gelmek işinize geliyor ama bilin ki; Türk futbolu ‘şimdilik’ cezalıdır. 
Gerisinin de gelmesi ihtimali vardır.
Sizin tescil ettiklerinizi almadı UEFA.
Bu ülkeye bir ceza değil midir?
Sizin ceza vermediğinizi de almıyor ceza vererek..
Bu da ülkeye ceza değil midir?
Sizin sıralamanızda ‘Avrupa’ya gidemez’ sırasında yer alan bir takıma ‘sen gel’ dediğinde hiç yüzünüz kızarmadı mı?
Siz aklıyorsunuz, ülke tekrar yargılamaya kalkıyor, yargılanan ‘acaba yanımda kimleri de yakarım’ telaşında, UEFA ise ne sizi ne de takımları dinlemeden kafasına göre geleceklerle gelemeyecekleri tayin ediyor.
Bu da mı gol değil?
Biten Dünya Kupası can çekişen ve dünya futbol piyasasının acımasız geriliminden güzelliği ıskaladığımızı görünce istedim ki güzelliği geçmişten bulup taşıyayım.
Daldım tarihin tozlu raflarına, yaşamayı çok istediğim dönemden buldum çıkardım futbolun acımasız güzelliğinden bir demet.
Beğendiniz beğendiniz..
Beğenmediyseniz o zaman..
 
 
Bu da mı gol değil?
 
 
TARİHİN SOYUNMA ODASINDAN
Yıl 1922…
İşi ayakkabı boyacılığıydı…
Boyanacak ayakkabısı olan az, boyatacak parası olan ise hiç yok gibiydi yüzyılın ilk çeyreği henüz bitmişken...
Jose Leandro Andrade, boya sandığını şehrin tek işlek caddesinin kaldırımına ve o dönemin en görkemli otelinin karşısına yerleştirmişti. Hafta içi ayakkabı boyayarak karnını doyuruyor, Cumartesi günleri kurulan panayırda dans ederek birkaç kuruş daha topluyor ve ancak karnını doyurabiliyordu. Saha uzak olduğu için ancak pazar günleri top oynamaya götürürlerse gidebiliyordu...
Rengi siyahtı...
O nedenle şansı çok azdı…
Artur Friedenreich’in maça geç çıkma nedeni soyunma odasında saçlarını yağlayarak düzeltme çabalarının çok geç sonuç vermesiydi. Yeşil gözlü bir melez olarak oynuyor ve tarihe Pele’den daha fazla gol atmış tek adam olarak geçiyordu. Pele onlarca yıl sonra 1279 gole ulaştığında ansiklopedik kayıtlarda Friedenreich’in tam 1329 resmi gole ulaştığı yazıyordu.
Takım arkadaşı Carlos Alberto ise yüzünü pirinç tozuyla beyazlatarak, en azından melezmiş intibası vererek takımda yer bulabiliyordu…
Otelin önüne biri çıktı. Yanında kendi gibi giyinmiş kalantor birkaç kişi daha vardı. Belli ki şehirde bulunan üç beş arabadan birinin gelmesini bekliyorlardı.
İçlerinden biri guruptan ayrıldı ve karşı kaldırıma doğru yürüdü. Leandro’nun yanına geldi sağ ayağını boyacı sandığının üzerine uzattı.
Ayakkabı itinayla boyandı ve bittiğinde adını sordu boyacının. “Jose” cevabını aldığında bu sevimli siyahın başını okşadı ve yarım gümüş şilini avucuna bıraktı. Andrade Leandro o zaman dikkatle baktı adamın yüzüne. “Bir yanlışlık olmalı” diyordu bakışları. Adam arkasını döndü ve yürüdü otelin önüne gelmiş olan siyah büyük bir arabaya doğru...
Çeyrek gümüş şilin bile bir haftada kazandığından fazlaydı Jose Leandro Andrade’nin. Avucunda ise yarım gümüş şilin vardı ve ışıl ışıl parlıyordu.
“O zaman” dedi kendi kendine...
“O zaman bu hafta panayıra gitmem, bir güzel uyurum ve karnımı doyurup pazar günkü maça kendim gidebilirim. Hatta Pedro Arispe’nin yol parasını bile ben çekebilirim...”
Bilmiyordu,  o hafta sonu üst üste oynanacak iki maçta ülkesinin Olimpiyat Milli Takımı seçmelerinin yapılacağını…
***
Kadroya seçilmiş ve herkesin ağzının açık kaldığı tam 6 maç oynamıştı...
Andrade ismini Paris’te Olimpiyat Oyunları’nda duymayan kalmamıştı. Kimsenin bir şey beklemediği Uruguay takımı finale gelmiş ve iki de siyah oynatarak tüm dünyayı şaşırtmıştı.
Finalde fırtına gibi esen Jose Leandro Andrade, iki muhteşem gol atmış, kıvrak çalımları ve inanılmaz süratiyle tüm karşısında oynayanları perişan etmişti. Finali Uruguay kazandı...
Kimsenin beklemediği ve tarihte ilk defa kıta Avrupa’sında siyahi oyuncu oynatan ilk takım, herkesi yenmiş ve sıra kupa törenine gelmişti.
Dizildiler saha kenarına...
Bir kupa getirildi...
Sonra bir heyet üstlerine doğru ağır adımlarla yürümeye başladı.
İyice yakınlarına gelince tanıdı adamı -ki bu melon şapkalı adam, Montevideo’da ayakkabısını boyadığı adamdı…
- Kim bu diye sordu...
Sorusuna cevap küçük bir araştırmadan sonra geldi...
- Oyunları düzenleyen bir baronmuş...
Ayakkabısını boyadığı ve bir şilin karşılığında seçmelere gidip takıma girebildiği ve şimdi de olimpiyat şampiyonu olarak elinden kupayı alacağı bu adamın adı Baron Pierre de Coubertin idi...
Baron onu hatırlamadı...
Andrade titreyerek aldı elinden kupayı...
Havaya kaldırdığında bir dok işçisi kadar bile kazanamayan o simsiyah yeteneğin teri gözyaşına karıştı...
Ve ardından başladı Dünya Kupası rüyası...
 
 
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN