Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Ders Çıkarabilme Sanatı...

Yayınlanma Tarihi : 16 - 05 - 2014 : 12:29
Tarihimizin en büyük maden kazaları arasında çoktan yerini almış olan Soma Faciası’nın acısını milletçe sineye çekmeye çalışırken, en yetkili ağızlardan dökülen olaya yaklaşım cümleleri, halen yerin bilmem kaç metre altındaki karanlık dehlizlerde ekmek parası arayan 50 bin civarındaki madencinin hayatı açısından beni dehşete düşürüyor, böylesine büyük bir faciadan sonra işin yine “kader”e bağlanacağı konusunda endişelenmeme yol açıyor.
“Ölüm madenciliğin fıtratında var...” (tabiatında var) yaklaşımını, “Şu şu ülkelerde de benzer facialar yaşanmıştır” diyerek 100-120 yıl öncesinden rakamlar vermeyi, Soma gibi acıların en büyüğünün yaşandığı bir yerde asla edilmemesi gereken sözler olarak değerlendiriyorum.
Sanki “kuştan korkan darı ekmez, ölümden korkan madenci olmaz...” cinsinden bir yaklaşım, bu faciadan ders çıkarma, bundan sonra yaşanması muhtemel benzerlerinin önüne geçmek üzere alınacak tedbirlerin “yazılı metinler”den öteye geçmeyeceği korkusu yaratıyor.
 
Gidenler Geri Gelmeyecek Ama
Kayıtsız-şartsız her icraatı, mantıklı mantıksız her sözü savunanlara laf yetiştirecek, “O zaman siz de...” demek durumunda değilim. Görüntüler, anlatılanlar, yer altında bir nefeslik temiz hava için verilen yaşam savaşı, can yoldaşının, kader arkadaşının “hakkını helal et arkadaşım...” demeye bile fırsat bulamadan yere yığılma hikayeleri o kadar etkileyici ki, sadece biz dinleyenlerin bile nefesini boğazında düğüm düğüm etmeye yetip da artıyor bile.
Ya yer üstünden yükselen feryatlar... Bir daha aynı sofrada bulunmayacak, gidip de gelmeyen canlara yakılan ağıtlar... Kocasız eşler, babasız çocuklar, nişanlısını, sevgilini kaybetmiş genç kızlar... Babasız doğacak çocuklar...
Ne desek, ne yazsak boş... Gidenler asla geri gelmeyecek.. Her kademeden facianın sorumlularının cezalandırılmış olması da yetmeyecek. Ama, gerideki ve gelecekteki madencilerimizin yaşamını korumak için, siyasilerin “biz biliriz, sizin için en iyisini biz düşünürüz, biz yaparız” yaklaşımının yetmeyeceği, bu güne kadar yaşanan örneklerin gösterdiği gibi yetmeyeceği gün gibi ortada.
O halde acilen, madencilik alanında yaşadığı acılardan ders çıkarmış, ciddi önlemler almış ülkelerden heyetler davet edilmeli “biz nerede hata yapıyoruz?” diye sorulmalı, uzun soluklu bir çalışma sonrasında bir reçete hazırlatılmalı. Gereği de tavizsiz harfiyyen yerine getirilmeli.
Eğer niyet ciddiyse ve gerçekten isteniyorsa...
 
Kitapta Yazan Yöneticilik Bu mu?
Ulusça yaşadığımız büyük acı, Türkiye çapında çeşitli “hareketlenmeleri” de beraberinde getiriyor. Polisimiz ise hep aynı polis... Nitekim önceki gün İzmir’de 2.000’e yakın, işçe, sendikacı, memur, sivil toplum örgütü temsilcisi, hayatını kaybeden madencilerimiz anısına, bundan sonra benzerlerinin yaşanmaması için karar vericileri uyarma adına Basmane’den Konak’a bir yürüyüş düzenliyor. Olması gerekeni yapan polis, Fevzipaşa Bulvarı’nın bir şeridini yürüyenler için kapatıyor. Ancak yürüyüşçüler araç trafiğinin bile olmadığı, belirledikleri hedefe 100 metre kala, Hükümet Konağı yakınlarında “polis duvarı”na çarpıyor; yolunuz buraya kadar, geçemezsiniz...
Geçtikleri yer neresi, geçemeyecekleri yer neresi? Olayın, engellemenin mantığı ne? Buraya kadar polis kolaylığı altında yürüyenlerin yüz metre daha ilerlemesinde ne gibi sakınca olabilir?
Cevap; Buradan öteye geçemezsiniz. Çünkü böyle talimat aldık, böyle karar verdik...
Oysa topluluk 100 metre daha ilerleyip, ellerindeki metni okuyup dağılsa, polis de nezaretçi olsa hiç bir şey olmayacak.
Al sana biber gazı, toma suyu, polis şiddeti, dayağı... Taaa Alsancak’a kadar kovalama, yakalananlara anında infaz...
Sözün burasında bu kentin karar vericilerine soruyorum; kitaplarda yazan yöneticilik bu mu?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABERLER
 
VİDEO HABERLER


YAZARLAR

SOSYAL MEDYA


BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN