Kime göre, neye göre?

Hayatımız bize mi ait acaba? Ya da başkalarına göre şekil almış dünyalarımız mı var? Kendi hayatını yaşadığını söyleyen kaç kişi gerçekten özündeki kimliğini yaşamaya cesaret edebiliyor? Diyelim cesaretini topladı ve gerçekten kendisi olarak yaşıyor? Bedelini nasıl ödüyor acaba? Önce sevdikleri mi yalnız bırakıyor, birçok şeyi feda mı ediyor, yalnızlığı ile baş başa mı kalıyor? Kendi hayatını yaşamaya gayret edenlere sormalı bu soruları ve neyi bedel ettiklerini.

Başka bir coğrafyada nasıl oluyor bilemem ama bizim buralarda işler biraz el alem denen bir grubun tasarrufunda yürüyor. Yani herhangi bir davranışınızı el aleme göre düşünerek yapmanız gerekiyor. Bu durum bize, çok küçük yaşlarımızda hiç de uzak olmadığımız kişi ve kişiler tarafından aktarılıyor. Bu kişiler kendi aralarında el alem kavramını yaratan bir çete ve çete başı da en yakınımızda tüm haşmeti ile duran annemiz oluyor genellikle…

Anneler el alemden en fazla yakınan kişiler olmasına rağmen, bizim de onlardan nasibimizi almamızı ilginç bir şekilde sağlıyorlar. Düşününce insanoğlu duygusal bir sarsıntı geçirmiyor değil hani; annemiz, el alem, sözde kendi hayatımız…

Anneler gününün ardından pek de sevimli gelmeyeceğini bilerek, hem de profesyonel kimliğin ötesinde, öncelikle bir anne olarak itiraf ediyorum ki; anneler dünyanın en tehlikeli varlıklarıdır. Tabii ki bunu benden çok öncelerde yazan çizen alanında uzman kişiler de var elbette. Örneğin Winnicott yeterli annelik kavramından bahseder, der ki anne yeterince iyi olamazsa çocuk da dünyayı ve kendisini annenin kendisine verdikleri ile algılar. İlişkilerini de bunun üzerine kurar. Yeterince iyi olabilmek çoğunlukla “mükemmel anne” olmak ile karıştırılır ki, hata yapmamak ya da mükemmel bakım vermek anlamına gelmez. Tam da buradaki ayrıntıdır esas olan., anne baba olma serüveni, önce suçlu olmayı kabul etmekle başlar. Yani siz ne yaparsanız yapın mükemmel değilsiniz ve olmayacaksınız da.

Çocukları yemek yemeyi reddettikleri halde beslemek, istemedikleri kurslara zorla götürmek, zaten uyumak istemiyor diye yetişkinlerin uyuduğu saatlerde uyutmak, her istediğini almak, ağlamasın diye her istediğini yapmak, arkadaşlarını onun için seçmek, okul kapılarında beklemek, öğretmenleri bunaltmak, hangi mesleğin ona uygun olduğunu seçmek, sanki aklı yokmuş gibi sürekli akıl vermek, bir şeyi yapamadığında eleştirmek gibi davranışları hepimiz zaman zaman yapmışızdır. İşte bunlar yeterli annelik davranışı olmuyor maalesef. Bütün bunlar el alem bizim iyi anne olduğumuzu onaylasın diye yaptıklarımız oluyor. El alem de hiçbir zaman onaylamıyor zaten…Olan kız ve erkek yetiştirdiklerimize oluyor. Kendilerine güvenmeyi bilmeyen, koşulsuz sevmeyi beceremeyen, kendi seçimlerinden imtina eden, karar veremeyen, sözde okumuş yazmış, mevkilere gelmiş ama, eşi, dostu, derin ilişkisi olamayan, sorgulamadan yaşayan, kendilerine emir veren, aşağılayan, kötü davranan insanları tercih eden insanlar ordusu oluşturuyoruz.

Siz çocuğunuzu zorla beslerseniz, başkalarının da kendilerine zorla bir şey yaptırmalarına izin verirler, ağlamasın diye her istediğini alır ya da yaparsanız dünyanın kendilerine hep bir şeyler vermesini isterler ama olmaz tabii gerçek hayat bu değildir çünkü. Arkadaşını, mesleğini onun adına seçerseniz ileride kendisine eş seçemez ya da sizin seçtiklerinizle mutlu olma şansı yoktur. Bu liste böyle gider ve birileri buna dur demediği sürece kuşaktan kuşağa da aktarılarak, katlanarak da devam eder. Anneler hak ettikleri değeri kendilerine vererek ve el alem çetesinden uzak durarak, kendilerini koşulsuz sevmeyi öğrenir, sadece bir insan olduklarını, hata yapabileceklerini bilerek özür dilemeyi ve affetmeyi öğrenir, teşekkür etmeyi becerirler ise; yetiştirdikleri çocukların gerçek ihtiyaçlarına odaklanabilir, onları anlamaya çalışır, duygularını önemsemeyi bilirler. Böylelikle fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetişebilir ve her şey çok güzel olabilir…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ertuğrul Bilen
Ertuğrul Bilen - 1 hafta Önce

Sanırım hemen hemen tüm insanımız bu yazıda belirttiğin tavırları sıkça sergiliyoruz, böyle makaleleri okudukça arada bir de olsa şöyyle silkiniyoruz. Kızım yüreğine, kalemine sağlık. . Allah seni sevdiklerine bağışlasın.

Hatice Arıcıoğlu
Hatice Arıcıoğlu - 1 hafta Önce

Özellikle küçük yerlerde yaşayan bizleri ne kadar güzel anlattınız yüreğinize ve Bilginize sağlık