İstanbul'un kaderi "o"nların elinde!

23 Haziran’daki İstanbul seçimlerinde en önemli kriter, 31 Mart’ta İstanbul’da sandığa gitmeyen 1 milyon 700 bin seçmenin ne yapacağı ya da vereceği karardır.

Bu seçmen yine oy kullanmaya gitmezse, 23 Haziran’da sonuç değişmez; Ekrem İmamoğlu ikinci kez kazanır.

Bu seçmen sandığa gider, katılım yüzde 83’ten 90’lara tırmanır, yine İmamoğlu’nun seçilmesini sağlarsa, bu Türkiye ve Türk Siyaseti için çok yeni bir durum demektir.

Çünkü; 31 Mart’ta sandığa gitmeyenlerin çok önemli kesimi, neredeyse yaklaşık 500 bini AK Parti seçmenidir.

Böyle bir sonuç, klasik seçmen gruplaşmalarını altüst eder.

Bu da, Türkiye ve Türk Siyaseti için İstanbul ile başlayan yeni bir siyaset arayışının işaretidir.

İttifaklar aslında böyle bir sürecin ilk adımıdır. Nitekim; İYİ Parti-MHP, Saadet Partisi-AK  Parti, her açıdan birbirleri ile aynı karakter yapısı,  siyasal ve kültürel görüşü paylaşmalarına rağmen, bildiğiniz gibi  Cumhurbaşkanlığı-genel ve yerel seçimlerde karşı ve ayrı bloklarda yer aldılar.

Bu nedenle 1 milyon 700 bin sandığa gitmeyen İstanbullu seçmenin “boykot” kararını kim en çok lehine çevirebilirse avantajlı olacaktır.

Bu seçmenin 500 bin’inin AK Parti seçmeni, 350 bin’inin ise İmamoğlu’na oy veren Millet İttifakı ve HDP seçmeni olduğu kesin. Ölçüldü ve biliniyor.

Geriye kalan 850 bin seçmen ise, aidiyet göstermeyen ve sandığa gitme olasılığı çok zayıf olan kesimdir.

***

Türkiye’de siyasetin tıkanma nedeni; kuvvetler ayrılığı olmaması, demokrasi kavramının, hak-hukuk-adalet kriterleri şqlile yasamanın işlevini yitirmesi, Cumhurbaşkanlığı sisteminin alaturkalığı ile doğru orantılıdır.

Tüm bunlar, ülkemizdeki, siyasi karşıtlığı, siyasi düşmanlığa dönüştürmüştür.

***

Siyaset Bilimcisi Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tanju Tosun’un, “İmralı’dan gelen mesaj, bazı partilerin adaylarını çekmesi, Gül ve Davutoğlu’nun İstanbul seçiminin iptali ile ilgili attığı tweet’ler, 23 Haziran’ı ne kadar etkiler” sorusuna verdiği yanıtlar oldukça ilginç. M. Ayhan Kara, bunları uzun uzadıya yazdı:

 “Kilit kesim sandığa gitmeyen ve yüzde 13’e tekabül eden 1 milyon 700 bin seçmendir…

Bu  bağlamda kampanya performansı önemli hale geliyor.  İmamoğlu’nun kampanyası olumluydu. İptal kararı otomatik olarak İmamoğlu’na bir desteğe dönüşebilir, seçmenin vicdanı böyle bir sonuç doğurabilir.

Millet İttifakı 1950’deki sandığa vurgu yapan DP’nin ‘Yeter! Söz Milletin!’ sloganını öne çıkarabilir ve etkili de olur.

Türk seçmeni  mağduriyeti göz önüne alan ve sandıktaki yöneliminde dikkate alan bir seçmen. Bu yüzden hak-hukuk-adalet etkeni de belirleyici olacak gözüküyor.

Ancak, Binali Yıldırım’ın da sandığa gitmeyenleri ikna edebileceğini hesaba katmak gerekir.

İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan devreye girmeseydi, 31 Mart’ta İmamoğlu seçimi farklı alırdı.

‘Reisçilik’ o cenahta önemli. O yüzden Gül ve Davutoğlu ‘etkisiz eleman’ olarak duruşlarıyla seçimde etkili olmaz.

İmralı’dan yapılan açıklama da HDP seçmeninin tavrını bu aşamada değiştirmez...”

***

Tabii farklı yorumlar da var.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimi tekrarlatmadaki ısrarı, İstanbul’u kazanmaktır. Nitekim, seçimi tekrarlatmak için yaptığının misli mislini bu kez kazanmak için yapacaktır.

Bundan kimsenin kuşkusu yok.

13 Bakanlı Hükümet, tam 8 yıl sonra İmralı’nın avukatlarla görüşme yasağını tamamen kaldırdı. Artık İmralı’daki terörist başı, istediği anda avukatlarını çağırıp görüşebilecek, bunun için hiçbir kimseden ve devlet kurumundan ya da yetkilisinden izin almayacak.

Ne kadar büyük bir rastlantı değil mi?

***

İyi de…

İmralı manevrası ile İstanbullu kazanmak için HDP seçmeninden destek uman, Millet İttifakı adayına değil, Cumhur İttifakı adayı Binali Yıldırım’a oy verin demeye getiren zihniyet ile; 31 Mart’ta CHP ve İYİ Parti’yi “HDP ile işbirliği” yapmakla suçlayıp “terörist” olarak ilan eden zihniyet aynı değil mi?

Evet!.. Aynı…

Peki; 31 Mart’tan 23 Haziran’a ne değişti?

***

Bir de “Türkiye İttifakı” var.

AK Parti’nin Kürt kökenli milletvekilleri, 31 Mart öncesinde; “Doğu ve Güneydoğu’da kazanmak istiyorsak, ya MHP ya biz!” demişlerdi.

Seçim yapıldı, AK Parti, İstanbul başta olmak üzere Doğu’da ve Batı’da büyük metropolleri  kaybetti.

Demek ki, HDP’ye oy veren Kürtlerle barışmak gerekiyordu.

MHP ve Dr. Bahçeli’nin tepkisini çekme pahasına “Türkiye İttifakı” adlı yeni bir ittifak ortaya atıldı.

Peki, AK Parti’nin bu girişimleri tekrarlanacak seçimi etkileyebilir mi?

Önemli bir soru…

HDP’nin 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerindeki oyu yüzde 12.

Ciddi bir oy potansiyeli bu.

HDP’nin kontrolündeki Kürt oyları, 13 bin küsur oyla belli olan İstanbul seçimi için kritik bir potansiyel ve seçimi kazandıracak sayısal bir değerdir.

Ancak tüm bu girişimler ve “Türkiye ittifakı” söylemleri, AK Parti’ye eksi de yazabilir.

Dr. Bahçeli, 23 Haziran seçiminin kazanılması için HDP ile ittifak dahil her şeye göz yumarsa, MHP seçmenini tutamayabilir?

Tüm bunlar İstanbul’da seçim kazanmak için ortaya çıkan denklemin; çözülmesi ve cevabının bilinmesi gereken noktalardır.

23 Haziran’da kazanmaya şimdilik daha yakın aday; mağdur durumda olan Ekrem İmamoğlu’dur.

Çünkü, YSK kararından sonraki gelişmeler, AK Parti’yi tekrarlanacak İstanbul seçiminde kazanma şansını zora sokmuştur.

Bugün, İmralı’nın mesajının ve tanınan “serbest görüş” hakkının kazanmak için yeterli olmayacağı konuşuluyor.

Şöyle deniliyor: Çünkü aksi durum, HDP’nin “AK Parti’yi cezalandırma” duruşundan vazgeçmesi anlamına gelir ki; bu da bugün için mümkün görünmüyor…

YORUM EKLE