Hiç mi suçları yok?

Tartışıyoruz…

Yapma ya bu kadar borç nasıl yapılır?

Bu paralar nereye harcanmış?

Ortada yapılan bir şey de yok,?

Acaba kim yemiş bu kadar parayı?

Günlerdir konuşup duruyor; 31 Mart sonuçlarından bugüne kadar gündem olan, iktidar ya da muhalefetin elindeyken, seçim sonrasında başka bir adayın yönetimine geçen belediyelere ilişkin dudak uçuklatacak boyuta ulaşmış borç, israf, yandaş kayırma ve yolsuzluk haberleri ile güne uyanıyoruz.

Yaptığımız ise sadece ve  sadece ineklerin trene baktıkları gibi seyretmek!..

***

Yeni seçilen belediye başkanlarınca kamuoyuyla paylaşılan mali durum; yapılan israfın, yolsuzluğun, borçlanmanın boyutunun öyle ufak tefek olmadığını, ne yazık ki gelecek yılları da ipotek altına alacak bir yağma döneminin yaşandığını ortaya koyuyor.

Müstesna olanlar yok mu?

Var tabi ki, zaten sözlerim onlara değil…

Ama günlerdir, en küçük belediyelerde bile onlarca milyonu bulan; önümüzdeki bir iki dönemde (5+5=10 yıl) gerçekleşmesi beklenen toplam gelirleri aşan borçlardan, limitsiz israf ve akıl almaz ihale ve imar yolsuzlukları konuşuyoruz.

Peki hiç nedenini merak ediyor musunuz?

Acaba tüm bu yaşananlar: 2004-2005 yıllarında ve sonrasında demokratikleşme adı altında gerçekleştirilen mevzuat değişikliklerinden mi?

Yoksa; seçilen kişilerin yanlışlığından mı?

***

Bu acıklı ve yerel yönetimlerdeki yağmanın iki nedeni var gibi.

İlki,1980 darbesi sonrasında, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi adına dünyada örneği bulunmayan Büyükşehir Belediyesi sistemi…

Ve; demokrasiyi geliştirme adına kamusal denetimin yok edilip, keyfiliğin, siyasi ve ekonomik çıkarcılığın, “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi” adına ve “yerel yönetimler reformu” adı altında yerel yönetim yasalarının değiştirilmesidir.

Bu değişiklikler, ANAP ve Turgut Özal ile başlayan süreçte, “çalıyor ama çalışıyor”, “başarılı iş yapmak için yasalara takılıp kalmamak lazım” ya da “biraz da bizimkiler yesin” anlayışını legal hale getirmiştir.

Suç suç olmaktan adeta çıkarılmış, yasaları çiğneyenler ve belediye parasını har vurup harman savuranlar, eş-dost-akraba-yeğen-kardeşe iş verip yüksek maş ödemeler alkışlanır hale gelmiştir.

Sistem suçlu olabilir…

İyi de, bu yanlışları yapanların hiç mi suçu yok?”

Ya da gördüğümüz bu uygulamalara sessiz kalmayı yeğleyen bizlerin hiç mi günahı yok?

Suçu işleyen de…

Suç işlendiğini görüp susan da…

Bu ortamın oluşması için yasal değişiklikleri yapan da;

Kısacası hepimiz suçluyuz…

Belediye Başkanlarının cezası idam ise…

Bilin ki, bizlerin ki de müebbettir!..

***

Anlatayım…

Yıllar önce Göztepe’de Mustafa Kemal Sahil Bulvarı üzerindeki apartmanın 3. katında oturuyorum.

Gece hava çok sıcak diye balkon kapısı açık bırakıp yattık.

Sabah bir tuhaf uyandık ama farkında değiliz. Saatimi takmak istedim, yok. Cüzdanımı aradım yok.

O yok, bu yok; soyulduğumuzu, gece eve hırsız girdiğini sprey ile bizi etkisiz hale getirip yükte hafif pahada ağır her şeyi toplayıp aldığını anladık.

Uzatmayayım, polis-ifadeler-parmak izleri yasal mevzuat tamamlandı.

Sanırım kısa bir süre sonra eve giren hırsızlardan önce biri, sonra da ikincisi yakalandı.

Mahkemeye çıktık.

Ben avukat tutmadım, çünkü en küçük bir suçum yoktu, benim evim soyulmuştu.

Karşı taraf; hırsızları iki avukat savunuyordu.

Avukatlar, duruşma hakimini bana; “gece balkon kapınız açık mı, kapalı mıydı? diye sormaya ikna ettiler.

Anlam veremedim. Cevap vermedim.

Hakim ikinci kez da yanıt alamayınca beni bir azarladı ki sormayın.

Ben de sinirlerime hakim olamayıp; Hakim Bey, açık olsa ne olur, kapalı olsa ne olur. Adam evime girip beni ve ailemi uyutmuş, çalmış kaçmış. Ben değil suçlu olan onlar, dedim ama ne çare…

Ben balkon kapısını açık bırakarak, evimi soyan hırsızı tahrik ve hırsızlığa teşvik etmişmişim!..

Biliyor musunuz verilen ceza bu nedenle indirildi. Bir de nasıl oluyorsa elin hırsızına “iyi hal” uygulandı.

Küçük bir ceza ile kurtuldular…

Olan bize oldu; birikimlerimiz buharlaştı!..

Bizim belediyelerdeki; milyonlarca tutarındaki  borç, israf, yandaş kayırma ve yolsuzluk yapanlar da bizim eve girenler gibi..

Koskoca ilçeleri, büyükşehirleri, buraların tüm gelirlerini ve devletten aldıkları payları teslim etmişiz.

Adamlar bir güzel yemişler-içmişler, krallar gibi sefa sürmüşler…

Millet işsizlikten kırılırken, yakınları ve ailelerinde bir tek işsiz bırakmamışlar, babalarının malıymış gibi hepsini belediyeye yerleştirmişler.

Ve biz şimdi; “cezasını buldu, seçimi kaybetti” diye kendimizi avutuyoruz.

Yeter mi?

Bence yetmez…

Elmanın kurdu içindedir derler…

Yaptıkları, yapanın yanında kar kalırsa…

Ondan sonra gelen de aynısını yapar.

Tıpkı bugün olduğu ve tartışıldığı gibi…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Cihat Çalin
Cihat Çalin - 5 ay Önce

Sevgili Hamdi,
Seni öpüyorum, bizdeki günah nedir sana söyleyeyim.
Davar gibi güdülmeyi daha kolay buluyoruz.
Siyasete soyunanların çoğunun amacı millete vatana hizmet (!) amacı mı taşıyor? Geçiniz..
Güdülmeye değil, yönetmeye talip olunursa bu gün şikayetlerimizin çok önemli bir bölümünü çözeriz diye düşünüyorum.
Her aile bir ferdini buna tahsis edebilir mi, ettiğini varsayarsak sistem onları da bozar mı?
Ha bu arsda, seçim sisteminde dar bölgeden niçin korkuluyor sence..