Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Başkan Soyer'den Çarpıcı Açıklamalar

Başkan Soyer'den Çarpıcı Açıklamalar
Türkiye’nin en sakin şehrinin en sakin belediye başkanı Tunç Soyer Ben HABER’e çarpıcı açıklamalarda bulundu.

 

GAMZE KURT / BEN HABER

Huzurun başkenti, Türkiye’nin ilk sakin şehri olma özelliği taşıyan, son dönemde kaliteli bir yaşam sürmek isteyenlerin en çok tercih ettiği bölge olan Seferihisar’ın; kendine has tarzıyla farklı olduğunu hissettiren, şahsına münhasır Belediye Başkanı Tunç Soyer ile bir araya geldik ve iddialı, eğlenceli, yüksek enerjili bir söyleşi gerçekleştirdik.

Öncelikle internette sizin için yazılanları söylemek istiyorum. Hümanist, güler yüzlü, çok çalışkan, modern, kültürlü, disiplinli, açık görüşlü, vizyon sahibi, sanat ve doğa aşığı diyorlar sizin için… Ama ben sizin kendinizi nasıl tanımladığınızı merak ediyorum. Tunç Soyer kimdir? Siz kendinizi nasıl anlatırsınız?

Şahane… Daha önce hiç bir röportaja böyle başlamamıştım. Ben hayatı seviyorum, insanları seviyorum, baştan güveniyorum, orta yolcuyum, uzlaşmacı bir yapım var, güzellikleri görmeyi beceriyorum, bu memlekette bir iz bırakmak istiyorum. 

Ekşi Sözlük’te sizinle ilgili yazılanlara göz attım. Bir kullanıcı demiş ki; “normal bir insana benzeyen politikacı daha önce hiç görmemiştim. Aynı bizim gibi bağırmadan akıllı akıllı konuşuyor.” Siz sanırım biraz halkın gözündeki “siyasetçi” algısını yıktınız. Bunu nasıl yorumlarsınız?

(Gülüyor) Çok hoşmuş. Umarım başarmışımdır. Hakikaten ben ilk siyasete niyetlendiğim zaman benim çevremdeki arkadaşlarım “Ya sen deli misin? Senin gibi insanlar için değil bu iş. Senin ne işin var orada, seni çiğ çiğ yerler. Hiçbir şey yapamazsın sadece yıpranırsın” dediler. Aslında biz böyle yaptığımız için şikayet ettiğimiz siyaset tablosu oluştu. Biz uzak durduğumuz için birileri o boşluğu doldurdu. Hayat hiçbir şekilde boşluk tanımıyor. Girdiğiniz zaman siz alan açabiliyorsunuz kendinize onu gördüm. İnsanlar iyi şeylere destek oluyor. Dolayısıyla daha iyi bir dünyayı hayal etmek mümkün.

“ÇEŞMELİLER SATTIKLARI YERLERİN TEMİZLİKÇİSİ OLDU”

Pek çok politikacının oy kaybederim diye cesaret edemeyeceği adımlar attınız. “Sakin şehir” projesini bu kente adapte ettiniz. Aslında belki Seferihisar da bir “Çeşme” olabilirdi. Neden bunu tercih etmediniz?

Başka bir hayatın mümkün olduğuna inanıyorum. Daha barışçıl, daha mutlu, daha paylaşımcı, daha sevgi dolu bir dünya mümkün. İnsanın doğası buna uygun. Ama siyasetçiler bunu çok altüst etmişler, çok bozmuşlar, tahrip etmişler. Biz de başka bir şeyin mümkün olmadığını düşünür hale gelmişiz. Cittaslow, Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi bir şeydi. Ama inandı insanlar. Çünkü sahip çıktıkça ekmeklerinin büyüdüğünü gördüler. O nedenle şimdi herkes ‘Cittaslow’cu oldu. Çeşmeliler sattıkları yerlerin bekçisi ve temizlikçisi oldular. Alaçatı’da da aynı süreç yaşandı, Bodrum’da da… Bu toprakların insanları yaşadıkları toprağın kıymetini bilmeliler ve o toprağın nimetlerinden faydalanabilmeliler. Biz Cittaslow ile bunun mümkün olduğunu göstermeye ve bunun yolunu açmaya çalıştık. Öyle olunca Çeşme olmamak için bir denge kuruluyor. Çeşme’de insani ölçek de kayboldu. Bodrum’da da aynı şey. Hepsi birer metropole dönüştü. İnsanlar mutsuz.  Sadece günün trendleriyle hayatlarını devam ettiriyorlar. Oysa bizim doğaya yaklaştıkça, haşır neşir oldukça mutluluk seviyemiz yükseliyor. O nedenle Çeşme olmak istemedik. 

Seferihisar küçük bir balıkçı kasabasından tüm Türkiye’nin bildiği bir marka kent haline geldi. Ciddi bir nüfus artışı yaşandı mı? Yerel halkın yaklaşımı nasıl bu gelişime?

Evet nüfus artışı oldu. Özellikle İstanbul ve Ankara’dan ciddi göç alıyoruz. Bir tür sığınak gibi de görülüyor. Büyükşehir’in gürültüsünden, stresinden, kirliliğinden, telaşından kaçmak isteyen insanlar geliyor. Yerli halkla da entegre oluyorlar bir biçimde. Çünkü gelenler hakikaten dolu insanlar. Dolayısıyla çok barışçıl bir iklim hakim. 

Sanırım Sakin Şehir olabilmek için belli bir nüfusun altında olmak gerekiyormuş. Seferihisar ne zaman Sakin Şehir olamayacak noktaya gelecek? 

O kaçınılmaz bir son maalesef. Bir gün 50 binin üzerine çıkacağız ama bence o çok da önemli değil. Önemli olan onunla beraber gelen kriterlerin burada hayata geçmesi. Bizim bir bilim komitemiz var onlarla birlikte 50 binin üzerindeki kentler için Cittaslow kriterleri neler olabilir bunu tartışıyoruz.  

SIĞACIK YOLU GENİŞLİYOR

Sığacık yolu çok dar. Özellikle hafta sonları ciddi trafik sıkışıklığı oluyor. Bununla ilgili bir çalışmanız var mı?

Var. 18 uygulaması yapıyoruz. Dosyası da burada. Seferihisar-Sığacık yolu 1/5000 ölçekli nazım imar planı yaptık. Şu anda İl Tarım Müdürü’nün onayına gidiyor. İnşallah o süreçleri hızlandırabilirsek o yolu genişleteceğiz. Hem bir bisiklet yolu hem iki tarafta yaya yolu hem de bir şerit daha ilave etmeyi düşünüyoruz. 

Avrupa’daki belediyeleri takip ediyor musunuz? Sizce onlarda olan bizde olmayan şeyler neler?

Hayat yerelde akıyor. Yerel, gelecekte çok daha önem atfedilen bir şey olacak. Ben, geleceğin dünyasının kentler dünyası olacağını düşünüyorum, uluslar dünyası değil. Diğer gelişmiş ülkelerde de aslında belediye başkanları kentlerinin her şeyinden sorumlu hissederler kendilerini. Ama orada rol dağılımı çok net yapılmıştır ve vatandaş kent yöneticisini seçerken neleri ondan isteyeceğini neleri başkalarından isteyeceğini bilerek seçer. Bizde öyle olmuyor. Karı koca geçimsizliği bile belediye başkanının çözümüne geliyor. Vatandaş bunu ayırt edemiyor. Her şeyin sorumlusu belediye başkanıymış gibi düşünüyor. Bu bizim yükümüzü ağırlaştırıyor. Çünkü beklenti çok oluyor. Biz de o beklentinin gereğini yapmaya çalışıyoruz. En büyük farkımız bu. Bir de tabii bizde daha merkezi bir otorite iradesi var. O irade giderek otoriterliğini daha çok hissettiriyor maalesef. 

Bu konuyla ilgili en çok hangi sıkıntılar yaşanıyor?

Genel olarak bir devlet krizi içinde olduğumuzu düşünüyorum. Bu Gramsci’nin anlattığı bir şeydir. Otorite krizi, hegemonya krizini, hegemonya krizi de devlet krizini doğurur. Biz zaten doğal yapımız gereği, kadim kültürümüz gereği daha otoriteryen bir eğilim taşırız. Ama bu otorite o kadar sertleşmeye başlar ki sonunda hegemonya krizi doğar, o da sertleştikçe devlet krizi ortaya çıkar. Artık uyguladığınız baskı devletin yönetilebilir olmasına imkan tanımaz ve bu devlet krizi sonunda kendi sonunu hazırlamaya başlar. Yani ben baskının dozunun artıyor oluşunun hayırlı bir şey olduğunu düşünüyorum. Sonun hızlandığını ve yaklaştığını düşünüyorum. O nedenle de iyimserim. Sapiens’in yazarı Harari’nin çok güzel bir tespiti vardır. Son 10 yıl içindeki ölen insanların sayısını karşılaştırmış. 2012 yılında 800 bin kişi intihar etmiş, 500 bin kişi iç savaşlarda ölmüş. Ve Harari şöyle bağlamış; Herhangi bir çatışmada ölme ihtimaliniz, intihar ederek ölme ihtimalinizden daha düşük. Bu bir gerçek. İnsanoğlu binlerce yıllık deneyiminde barışçı bir hayatın kurgulanması için çalışmış hep. Hayatın akışı zaten hep böyle bir doğrultuda gidiyor. Siz istediğiniz kadar buna ayak diretin. 

"GENEL BAŞKAN SORUNU ORTADAN KALKTI"

Biraz da Adalet Yürüyüşü’nden bahsedelim… Siz kaç kilometre yürüdünüz?

Ben yaklaşık 150 kilometre yürüdüm ve hiçbir eylem benim tabiatıma bu kadar uygun olmamıştır diye düşünüyorum. O kadar severek yürüdüm ki şahaneydi. İnsanların yazık ayakları falan patladı ama ben çok iyi atlattım. İnsanlar çok güler yüzlüydü, çok dayanışmacıydı. Neredeymiş bu insanlar diye aklımdan geçirdim hep. Belediyeler çok iyi organize olmuştu. Her şey tıkır tıkır işledi. Bu yürüyüş bir milat. İlk defa insanlar Cumhuriyet’i korumak için fedakarlık ettiler, taşın altına ellerini sokma ihtiyacı duydular ve yüzlerce kilometre yürüdüler. Korku duvarı yıkıldı, CHP’nin içinde de çok olumlu sonuçları oldu.  Genel Başkan sorunu ortadan kalktı. Herkes Genel Başkan’ın ötesinde bir liderimiz olduğunu düşünmeye başladı. En çok da merkezi otorite rahatsız oldu. Çünkü onların yaptığı şeyi bu defa bizim yaptığımızı gördüler. 

“Artık Seferihisar modeli oturdu. Bundan sonra daha farklı şeyler yapmalıyım” gibi bir düşünceniz var mı?

Yok… (gülüyoruz) Temiz siyaset yapacaksak, biz temiz siyaset için yola çıkmışsak temiz olmak zorundayız. Benim ne o delege işleriyle bir ilişkim olur ne de başka türlü bir siyaset anlayışıyla… Ben burada işimi yapıyorum. Yapabildiğim kadar devam edeceğim. Bu bir nöbettir. Nerede daha fazla faydalı olabilecekseniz orada olmaya çalışırsınız. Ama bu sadece sizin iradenizle belirleyeceğiniz bir şey olmayabilir. Bilmiyorum. Şimdilik buradayım. 

Tarkan ile gerçekleştireceğiniz bir proje vardı. Şu an o proje hangi aşamada? Bu projeler devam edecek mi?

Evet edecek. Tarkan bu şehri çok seviyor ve şimdiye kadar projelerimize destek oldu. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. 

“GERÇEKÇİ OL, İMKANSIZI İSTE”

Oscar ödül töreninin Seferihisar’da yapılması gibi bir hayaliniz varmış. Bu hayale ne kadar yakınsınız?

Hala hayal aşamasındayız. (gülüyoruz) 68’in nefis bir mottosudur; “Gerçekçi ol, imkansızı iste.” Benim de mottolarımdan biri odur. Bunu isteyecek kadar gerçekçiyim. Onun imkansız olduğunu bilecek kadar gerçekçiyim. Ama bunun için çaba harcayacağım. Benim yapmam şart değil. Bir gün birileri bunu burada yapacak. Ben çok inanıyorum bu işe. Biz bu toprakların kıymetini bilmiyoruz. Burada binlerce yıl boyunca insanlığın en gelişmiş medeniyeti yaşamış. İyon medeniyeti, Akdeniz çanağında kurduğu medeniyetle aslında insanlığın en öncü gücü olmuş o dönemde. İyon kentlerinden en önemlisi de Teos. Orada aynı zamanda bir sanatçılar şehri kurmuş. Özetle biz o kökleri ortaya çıkartabilirsek, bunu iyi anlatabilirsek, birçok sanatçı için mıknatıs etkisi olacaktır. 

Artık Seferihisar – Samos seferleri de başladı. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

Çok uzun zamandır uğraşıyoruz. Defalarca gittik geldik. Bu hat olmasın diye çok uğraşanlar oldu. Yapamazsınız diye gözümüzü korkuttular ama sonunda oldu. 

Şu anda devam eden projelerinizden de biraz bahsedebilir misiniz?

Güneş enerjisiyle ilgili çok patinaj yapıyoruz. Çok vakit kaybettik. Ne yazık ki bir yığın mevzuat engeline takılıyoruz. Halbuki çok kaliteli bir öncü ekip kurduk. Ama mevzuat çok ağır. Ürettiğimiz enerjinin mahsuplaşması meselesinde çok ciddi sıkıntılar ortaya çıkartıyorlar. Kooperatif olarak “yapmayın” demeye getiriyorlar. Biz de aşmak için uğraşıyoruz. Ben kesinlikle aşacağımızı biliyorum. Tarımla ilgili olarak da her köye bir uzmanlık alanı tahsis ediyoruz. Örneğin Orhanlı köyü şevketi bostanla bilinsin ve şevketi bostan köyü olarak anılsın istiyoruz. Turgut, lavantayla anılsın. Ulamış’ı karakılçık buğdayı ve armolayla bir araya getirerek onlarla özdeşleştirmeye çalışıyoruz. Özetle bu köylerin her birinin muazzam bir mirası var arkasında, biz o mirası biraz daha görünür kılarak o köylülerin köylerinde kalması için ve kaldıkları köyden hayatlarını devam ettirecekleri bir imkan yaratmaya çalışıyoruz. Bütün çabamız köylüyü köyünde tutabilmek. Çünkü bizim en büyük travmamız köklerimizden kopmamız. Kadim kültürümüzden uzaklaştıkça aslında köksüzleşiyoruz, çoraklaşıyoruz, zavallılaşıyoruz. 

“ULAMIŞ’I ACAYİP PATLATACAĞIZ”

Peki bu köyler içinde yıldızı en çok parlayan hangisi?

Ulamış’a yükleniyoruz. Orada bir üretici pazarı açıyoruz ve beni Sığacık’ın ilk günlerine götürüyor. Sığacık’ta ilk başladığımız zaman da çok cılızdı ama çok umut vardı. Ulamış’ta da aynı şey oluyor. Şimdi Ulamış için bir yığın numara düşünüyorum. Ulamış’ın çınarlarını hazırlıyoruz. Atölye çalışmaları yapıyoruz. 5 Ağustos’ta tarhana atölyesi, 19 Ağustos’ta karakılçık atölyesi, 26 Ağustos’ta sabun atölyesi yapıyoruz. Açık hava sineması kuruyoruz. Her hafta cumartesi klasik müzik konseri düzenliyoruz. Haftada 2 gün de pop konseri… Ama daha güzeli, aynı Sığacık’ta bina cephelerinin iyileştirilmesiyle ilgili hazırladığımız projenin aynısını Ulamış için yapacağız. Ayrıca oradaki dereyi göl olarak kullanacağız. Yazın Ulamış deresi ördeklerin, balıkların yaşadığı bir göle dönüşecek. Kışın da akacak. Yani Ulamış’ı acayip patlatacağız. 

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Bu arada siz de bana çok iyi geldiniz. Bu kadar güler yüzlü, bu kadar güzel yüzlü… Hiç böyle bir röportaj vermemiştim cidden. Sorular da öyle çok sıcak, çok güzel seçilmiş, çok doğru düşünülmüş. Çok memnun oldum sizi tanıdığım için de bu röportajı yaptığımız için de… Çok iyi geldi bana da… Sağ olun… 

Ben de çok teşekkür ediyorum Başkanım bu samimi, güzel söyleşi için…

 

Yayın Tarihi : 31.07.2017 : 10:20

Etiketler : haber    haberler    seferihisar    belediye başkanı    tunç soyer    röportaj    gamze kurt    izmir    ulamış    teos    sığacık    ben haber    ben tv    kanalben    özel       


Yorumlar

7445




GÜNÜN MANŞETLERİ


VİDEO HABERLER



Reklam

YAZARLAR



Reklam
BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN