Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Yatırımcıya İzmir Daveti

Yatırımcıya İzmir Daveti
20. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi İzmir'de toplandı. Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, açılış konuşmasında ''Hangi sektörde olursanız olun, sizi, en iyi ev sahipliği yapacak kente, İzmir'e yatırım yapmaya çağırıyorum. Burada yerelde kalkınmaya, katılımcı demokrasiye, akla ve bilime, akılcı finans yönetimine büyük önem veren farklı bir belediyecilik anlayışı var'' dedi.

 

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran Symes, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu'nun (TÜRKONFED) İzmir'de düzenlediği 20'nci Girişim ve İş Dünyası Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, Türkiye ekonomisinin öngörülebilirliğin azaldığı, güven ve güvenlikte olağanüstü sıkıntıların yaşandığı bir süreçten geçtiğini söyledi. Symes, "Veriler, ekonomik büyümenin ciddi boyutlarda yavaşladığını, işsizliğin uzun zamandır hiç olmadığı kadar yükseldiğini gösteriyor. Son iki haftadır hızlı bir şekilde yükselen döviz kurunun, enflasyon beklentileri ve dolayısıyla uzun vadeli faizler üzerinde yaratacağı olumsuz etkilerden fazlasıyla endişe duyuyoruz" dedi.
 
TÜRKONFED'in düzenlediği 20'nci Girişim ve İş Dünyası Zirvesi İzmir Kaya Termal Otel'de yapıldı. TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes yaptığı konuşmada dünyadaki ekonomik, sosyal gelişmeler ve Türk ekonomisini değerlendirdi. Symes, iki bambaşka düzlemde evrilen bir dünyada yaşandığını, bir tarafta her geçen gün daha sofistike olan robotlar, birbiriyle iletişim kurabilen nesneler, giyilebilir teknolojiler, genetik bilimdeki gelişmeler, hatta Mars'ta koloni kurma gibi konular tartışılırken; diğer tarafta ise renk, inanç, ulus, cinsiyet gibi konularda insanların birbirlerini yediğini söyledi.
 
İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DÜZENSİZLİK ÇAĞI
 
Symes, "İçinde bulunduğumuz durumu düzensizlik çağı, yeni bir soğuk savaş, hatta vekâleten savaşlar aracılığıyla yürütülen yeni bir sıcak dünya savaşı olarak gören yaklaşımlar gün geçtikçe çoğalıyor. Rekabetçi ekonomi mantığının sosyal refah mantığıyla yeterince bütünleştirilemediği durumlarda ortaya çıkan krizler, siyaset yelpazesinin sınırlarını genişletse de genel olarak kimlik siyasetini öne çıkaran popülist akımların güçlenmesine zemin oluşturuyor" diye konuştu. 
 
Son yıllarda, özellikle finansal kriz sonrasında, küreselleşmenin ulusal egemenliğin önüne geçmesine yönelik bir direnç olduğunu belirten Symes, "Bu sadece hükümetler düzeyinde değil, toplumlar düzeyinde de artıyor. Evet, küreselleşme toplumlara önemli bir refah artışı getirdi, orta sınıfı güçlendirdi. Sadece otoriter devletlerde değil, demokratik devletlerde de, hatta en son Brexıt'te gördüğümüz gibi Avrupa Birliği'nde ve ABD'de de bu karşı çıkışın temelinde ne var? Tüm bu gelişmeler ve bunun yol açacağı değişim, vatandaş olmanın ötesinde, birer iş insanı olarak, bizleri çok yakından ilgilendiriyor" dedi. 
 
ÖRNEK ALINACAK ÜLKELER
 
Symes, bir ülkenin sadece gelir seviyesinin veya büyüme oranlarının yüksek olmasının, ciddi altyapı yatırımlarının yapılmasının o ülkenin toplumunun gelişmişliği ve hatta mutluluğu için yeterli olmadığını söyledi. Türkiye için referans alırken sadece gelir seviyesi yüksek ülkeleri almadıklarını belirten Symes, "Ülkemiz için referans alacağımız, kendimizi karşılaştıracağımız ülkeler; demokrasisiyle, ekonomisiyle, yarattığı katma değerle ve yaşanabilirliği ve yaşam standartları gelişmişlik gösteren ülkeler olmalıdır" diye konuştu. 
 
ADALET DUYGUSU SARSILIRSA, MEŞRUİYET SORGULANIR
 
Dünyada üzerinde durulması gereken ana konulardan birinin bu toplumlarda giderek artan şekilde, adalete inancın azalması ve özellikle 2008 krizinden sonra sosyo-ekonomik eşitsizliğin artması olabileceğini belirten Symes şöyle devam etti:
 
"Biliyorsunuz, artık teknolojinin ve iletişim araçlarının çok hızlı geliştiği bir çağdayız. İnsanlar bilgiye ve birbirlerine anında ulaşabiliyorlar. En baskıcı ve otoriter devletlerin bile bir noktadan sonra bunun önüne geçmeleri imkansız. Sansürlerin, bilgiye ulaşma konusunda anlamını yitirdiği bir dönem bu. Bir toplumda adalet duygusu sarsılıyorsa, sistemin toplumun farklı kesimlerine karşı adil işlediğine inanç zayıflıyorsa, gelirin ve fırsatların adil dağılmadığına yönelik kanı giderek artıyorsa, kendini dışlanmış görenler çoğalıyorsa, yeni kuşakların öncekilerden daha iyi yaşayacağına dair umutlar azalıyorsa, hem ekonomik hem de siyasal meşruiyet de gittikçe artan şekilde sorgulanır, toplumlar da buldukları her fırsatta tepkilerini bir şekilde gösterir. Burada kritik olan husus, bu adaletsizlik ve eşitsizliğe karşı olan tepkilerin nasıl bir siyaset ve politika üreteceği. Bunun, tüm toplumlar için daha adaletli ve eşit bir dünya talebini mi doğuracağı; yoksa aksine, daha fazla düşmanlık, kimlik kutuplaşması, dışlayıcılık ve yine sonunda adaletsiz ve eşitliksiz olan savaşlarla dolu bir dünya mı üreteceği. Bu da dünyadaki tüm liderlere, siyasilere, iş dünyasına, STK'lara karşılaştığımız sorunları anlama ve yeni çözümler üretme konusunda önemli bir sorumluluk veriyor. Enerjimizi neye harcayacağız?"
 
HEP DAYA İYİSİNİ TALEP EDİYORUZ
 
"Kullanılan dil, izlenen politikalar, odaklanılan konular, kutuplaşma, kavga ve savaşlar mı olacak yoksa gelişen teknolojiyi özellikle çocuklar için daha demokratik, daha refah seviyesi yüksek, daha adil bir dünya için nasıl kullanılacağı mı tartışılacak" sorusunu soran Symes "Çünkü biliyoruz ki, teknolojinin inanılmaz bir hızla gelişmesi, geleceğimizin nasıl şekilleneceğini göstermeye yetmiyor. Bu teknolojiyi nasıl kullanacağımız, bizlerin yapacağı tercihler aslında nasıl bir geleceğe sahip olacağımızı gösterecek.Türk iş dünyası olarak, bulunduğumuz noktayı hiçbir zaman yeterli bulmadık. Her zaman ülkemizin daha fazla kalkınması, daha fazla refah üretmesi, demokrasinin daha güçlü olması için görüşlerimizi her ortamda paylaşıyoruz. Hep daha iyisini talep ediyoruz. Bu tür zor değişim dönemlerinden geçerken en çok dikkat etmemiz gereken, iktisadi kurumlar, demokratik hak ve özgürlükler, rekabet gücümüz, uluslararası zemindeki yerimiz, işbirliklerimiz gibi alanlardaki kazanımlarımızı kaybetmemek" dedi
 
"TÜRKİYE EKONOMİSİNDE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK AZALDI"
 
Symes, son dönemde hızlanan ve ardı ardına yaşanan iç ve dış gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerinde giderek daha büyük etki yarattığını söyledi. Türkiye ekonomisinin, öngörülebilirliğin azaldığı, güven ve güvenlikte olağanüstü sıkıntıların yaşandığı bir süreçten geçtiğini belirten Symes, "Veriler, ekonomik büyümenin ciddi boyutlarda yavaşladığını, işsizliğin uzun zamandır hiç olmadığı kadar yükseldiğini gösteriyor. Son iki haftadır hızlı bir şekilde yükselen döviz kurunun, enflasyon beklentileri ve dolayısıyla uzun vadeli faizler üzerinde yaratacağı olumsuz etkilerden, fazlasıyla endişe duyuyoruz. Aynı zamanda, en önemli ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği ile uzun zaman süren ve çeşitli aksamalarla sekteye uğrayan müzakere sürecinin neredeyse kopma noktasına geldiği algısı bizleri ciddi şekilde endişelendiriyor. Sınır ötemizdeki Suriye ve Irak operasyonlarının yarattığı riskler gün geçtikçe büyüyor" diye konuştu.
 
GÜVEN VE GÜVENLİK SORUNU
 
Ekonomi açısından, bugün itibarıyla güven ve güvenliğin en önemli iki temel sorun olduğunu dile getiren Symes şunları söyledi:
 
"Tüm yaşananların etkilerinin reel sektöre yansıması biraz daha zamana yayılıyor. Özellikle, Anadolu'daki firmalarda güven sorunu yaşanıyor ki, güven zinciri ticaret için en önemli konu. Normalleşme için önce güvenin yeniden acilen tesisi gerekiyor. Hep söylüyoruz, güven olmadan ne yatırım, ne harcama, ne de büyüme olması mümkün değil. Diğer taraftan, aynı anda çeşitli terör örgütleri ile mücadele ediyoruz. Yani, güvenlik açısından da çok zor bir dönemdeyiz. Bu tüm ülke ekonomisini ciddi şekilde etkiliyor. Turizm sektöründeki zararın etkisi, pek çok sektörü ve tüm tedarik zincirini çok ağır şekilde etkilemiş durumda. Güneydoğu Anadolu bölgemizde insanlarımız ise ülkenin yaşadığı tüm bu zorlukların yanı sıra, daha da ağır bir travma yaşıyorlar. Hem savaşların yaşandığı bu ülkelere coğrafi olarak yakınlığın getirdiği zorlukları; hem de daha 2 yıl öncesine kadar iç barışın tesisi ile reformlardan, bölgede yapılacak yatırımlardan, fırsatlardan, acıları geride bırakıp geleceğe yönelik umudu konuşuyorken, çok ciddi çatışmaları ve bu çatışmaların getirdiği ağır maddi ve manevi yükü çekmek durumunda kaldılar." 
 
O dönemde TÜRKONFED ile birlikte bölgede, Cizre'de, Batman'da yatırım danışma konseyleri topladıklarını, pek çok TÜSİAD üyesinin bölgeye götürüldüğünü, nasıl yatırımlar yapılabileceğinin konuşulduğunu belirten Symes, o günerin özleminin içlerinde olduğunu söyledi.
 
"GÜVENLİK VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK OLMADAN YATIRIM MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR"
 
Hükümetin açıkladığı son teşvik paketinin çok kapsamlı ve olumlu olduğunu dile getiren Symes, "Ancak, bölgede güvenlik sağlanmadan, öngörülebilirlik artmadan yatırımların olması çok mümkün görünmüyor. Barış, güven, öngörülebilirlik ve huzur iş insanları için en büyük teşvik. İyimser bir tablo çizmek kolay değil. Ancak, mesele, buradan ileriye nasıl bakacağımız. Nasıl refah düzeyimizi yükseltecek adımları atarak, asıl gündemimiz olması gereken, teknolojiye, dijital dönüşüme, girişimciliğe, 21'inci yüzyıl becerilerine odaklanacağız? Aslında 2 yıldır, gündem ne olursa olsun TÜSİAD olarak bu başlıklara odaklanmak için çaba gösterdik, hükümet ile yakın temas içerisinde bu alanlardaki reformlara özel önem verilmesi için çalıştık, sürekli uyardık. Ve gördük ki; aslında Türkiye'de bu alanlarda ciddi bir potansiyel var. Yapısal reformlarını erteleyen ülkelerin, hem ekonomik, hem de siyasal anlamda nasıl zorlandığını görüyoruz. Kısa vadeli politikaların sadece geçici çözümler ürettiğini asla unutmamalıyız. 
 
GÜVENLİK SORUNLARI, DEMOKRATİKLEŞMENİN ÖNÜNE GEÇMEMELİ
 
Ekonomiyi canlandırmak için kısa vadeli bazı tedbirler alırken, asıl ihtiyacımız olan uzun vadeli reform alanlarını ihmal edemeyiz. Bu dönemde kısa ve uzun vadeli tedbirler elele gitmek zorunda. Güvenlik sorunlarımız son derece büyük, farkındayız ama bu sorunların ne iktisadi alanda ne demokratikleşmede ilerlememizin önüne geçmesine izin vermemeliyiz. Bu tür zor değişim dönemlerinden geçerken en çok dikkat etmemiz gereken, iktisadi kurumlar, demokratik hak ve özgürlükler, rekabet gücümüz, uluslararası zemindeki yerimiz, işbirliklerimiz gibi alanlardaki kazanımlarımızı kaybetmemek. Ne olursa olsun temel hak ve özgürlüklerden, demokrasiden taviz vermeden, refah seviyesi yüksek, sosyal ve ekonomik kalkınmasını başarmış bir ülke olma hedefimizde kararlılıkla ilerlemeliyiz" dedi 
 
AİLE ŞİRKETLERİ PANELİ 
 
Zirvede, gazeteci Nedim Adila moderatörlüğünde, 'Global oyuncu olarak aile şirketleri' paneli de yapıldı. Panelde konuşan Avrupa Yatırım Bankası Türkiye temsilcisi Massimo D'Eufemia, Türkiye'de KOBİ'lerin dinamizminin farkında olduklarını ve uzun yıllardır aile şirketleri ve KOBİ'leri desteklediklerini söyledi. 2016 yılının ilk 10 ayında Türk KOBİ'lerine 900 milyon eurodan fazla destek sağladıklarını belirten D'Eufemia, "Bunların büyük kısmı aile şirketleridir. Ülkenin bazı bölgelerinde fonlama sağlamak zor ve imkansız. Doğu ve Güneydoğu'daki işletmelere özel hazırlanmış fonlama programlarımız var. Mesleki eğitim ve kadınların girişimcilik yapması konusuna önem verilmesi gerekir. Türkiye'de çok daha fazla kadın girişimciye ihtiyaç var" dedi. 
 
PERİHAN İNCİ: "FİNANSAL OKUR YAZARLIK ÇOK ÖNEMLİ"
 
İnci Holding Yönetim Kurulu üyesi Perihan İnci de finansal okuryazarlığın çok önemli olduğunu, finansmana erişmek için yönetimini bilmek gerektiğini söyledi. Aile şirketlerini en önemli özelliğinin temkinli oldukları için krizlerde ayakta kalmayı başarmaları olduğunu belirten İnci, "Türkiye'de kadınları üst düzey yöneticilikte aktif görüyorum. Biz beş kız kardeşiz. Babam vefat ettikten sonra şirketi devam ettirdik" diye konuştu.
 
FEYHAN YAŞAR, "AİLE ŞİRKETLERİNDE ÇOCUKLAR İŞE EN ALT KADAMEDEN BAŞLAMALI" 
 
Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Feyhan Yaşar, Yaşar Holding bünyesinde 38 yıldır çalıştığını, Türkiye'de her türlü iyi, kötü sorunları yaşayan, asla yolundan vazgeçmeyen bir girişimcinin (Selçuk Yaşar) kızı olduğunu söyledi. Yaşar, "Bu dirençli girişimci bize büyük sorumluluk devretti. Krizlerden ve yıllardan sonra insan kaynağının önemini daha da çok anladık. Çalışan insan kaynağımızla beraber takım olmayı benimsedik. Aile, çalışanlarıyla birlikte takım olabilirse başarılı olabilir. Aile şirketlerinin çocukları işi en alt kademeden öğrenmelidir. Yetkinlikleri olan kişilerin karar verme mekanizmalarının başında olması gerekir. İnsan kaynağı politikası aile şirketinin sürdürebilirliği ve gelecek finansmanı kapsamında çok değerlidir. Aile içindeki uyumun sağlanması için bir aile anayasası olması da çok önemli. Herkesin bilgilere, rakamlara, gelecek planlarına sahip olması, bilmesi gerekir" dedi. 
 
Aile şirketlerinde liderin vizyonunu ve 'Benden sonra ne olacak', 'Benim gibi işe ilgi duyacak, vizyon sahibi olacaklar mı' sorusunun önemli olduğunu belirten Yaşar, 1990'lı yıllardan itibaren danışmanlık hizmeti aldıklarını belirtti. Finansman, ticari başarı ve uluslararası strateji bir araya geldiğinde aile şirketlerinin istihdamın belkemiği ve geleceğin halkaları olacağını söyledi. 
 
PEYRANO: "AVRUPA'DA 23 MİLYON İŞSİZ VAR"
 
Londra Borsası Elite Programı İcra Kurulu Başkanı Luca Peyrano, dünyanın her yerinde aile şirketlerini özellikle karar alma süreçlerinde aynı zorluklarla karşı karşıya olduğunu dile getirdi. Peyrano, "Avrupa'da 23 miyon KOBİ var. Türkiye'de 2.4 milyon KOBİ var. Avrupa'da 23 milyon işsiz var. Her KOBİ'nin bir kişi işe aldığı düşünülürse işsizliğin üstesinden gelinir. Bir şirket işi büyütme güveni hissetiğinde bu adımı atabilir. Buna sermaye eksikliği, bürokrasinin çok oluşu engeli, eğitim eksikliği, belirsizlik engel olur" dedi.
 
Türkiye’de 24 federasyon, 186 yerel ve sektörel derneklere üye 24 bin iş insanını aynı çatı altında toplayan Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) 20. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi, Batı Anadolu Sanayici ve İşadamları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) ev sahipliğinde İzmir’de düzenlendi. Zirveye TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran Symes ile TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu da katıldı.
 
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, katılımcılara İzmir portresi çizdi. İzmir'i “İnsanı, kozmopolit yapısı, yaşam biçiminden taviz vermeyen, kırmızı çizgileri olan ve bunlara sonuna kadar sahip çıkan  bir  kent” olarak tanımlayan Başkan Kocaoğlu, “Kadınların hem sosyal yaşamda hem iş hayatında son derece güçlü olduğu, hakkını ve hukukunu koruduğu,  gerekiyorsa sokağa çıkıp eylem yaptığı,  asla ve asla dayatmayı kabul etmediği Türkiye'nin bir numaralı kentinden bahsediyoruz. Bunda kente göçle gelen, kentin kültürüne,  kimliğine adapte olan  kadınlarımızın da rolü büyük” diye konuştu. 
 
İzmir'de farklı belediyecilik anlayışı
 
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir'de farklı  bir belediyecilik anlayışı başlattıklarını, bunun en önemli ayağının ise yerelde kalkınma hedefi ile yürüttükleri çalışmalar olduğunu söyledi. Katılımcı demokrasiye, aklı ve bilimi rehber alan çalışmalara, akılcı finans yönetimine büyük önem verdiklerine değinen Başkan Kocaoğlu, “Kentin kendi dinamikleri, gücüyle kalkınması için çalışıyoruz. Bunu rakamlarla 12 yılda ispat ettik. Bu başarı bana değil kentliye, İzmir'in kanaat önderlerine,  sanayicilerine,  iş adamlarına,  üniversitelere, kısacası bütün kente aittir.  Biz sadece önderlik yapmaya ça lıştık” dedi.  
 
Hükümetten daha fazla yatırım yaptık
 
Yerelde iktidar olmanın  güzel bir şey olduğunu ancak  siyasi  iktidarla ayrı siyasi görüşten olmanın  çeşitli handikapları da beraberinde getirdiğini söyleyen Başkan Kocaoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
 
"Ben bunu 12 yıldır, her anını hissederek yaşıyorum. Ancak çalışmalarımızla Türkiye'nin en borçlu belediyesinden finansmanı en güçlü belediyesi haline geldik.  Türkiye Cumhuriyeti'nden kanunun verdiği paranın dışında 1 lira dahi almadık.  Reel yatırım rakamlarına baktığınızda,  merkezi hükümetin İzmir'e yaptığı yatırımlardan kıl payı da olsa  daha fazla yatırım yaptık.  Finans politikamız gerçekten takdire şayan.  İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin kredi notu AAA'dır.  Bunun ne demek olduğunu, sizler çok iyi bilirsiniz.”
 
14.5 milyar liralık yatırım 
 
İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak  kentin sanayici, ticaret, tarım, turizm, hizmet, kültür -sanat sektörlerinde gelişmesi için gereken her türlü desteği verdiklerine ve önemli alt yapı yatırımı yaptıklarına dikkat çeken Başkan Kocaoğlu,  iş dünyasını İzmir'e yatırım yapmaya çağırdı.  Başkan Kocaoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı: 
 
"İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2004 - 2009 döneminde kente 2 milyar, 2009 - 2014 döneminde 4.5 milyar, 2014'den itibaren üç yıllık süreçte ise 5 milyar liralık yatırım yaptı. 2019'a kadar bu rakam 8 milyara çıkacak. İzmir'in kalkınması için alt yapı yatırımlarına yoğun çaba harcıyoruz. Hangi sektörde, hangi iş alanında olursa olsun, size en iyi ev sahipliği yapacak kente, İzmir'e, Ege Bölgesi'ne yatırım yapmaya davet ediyorum. Dünyanın neresinden gelirseniz gelin yabancılık çekmeyecek, İzmir'in sihirli havasına siz de katılacaksınız.”
 
İki gün sürdü
 
100 firmanın katıldığı zirvede, katılımcı firmalar açtıkları  stantlarla firmalarının tanıtımlarını yaptı. Zirvenin ilk gününde “Ticaret Köprüsü”, “Siyasi ve Ekonomik Gündem" başlıklı oturumlar gerçekleştirildi. Zirvenin ikinci gününde  ise “Global Oyuncu Olarak Aile Şirketleri” konulu panel düzenlendi. Gazeteci-Yazar Nedim Atilla'nın yönettiği panele Avrupa Yatırım Bankası Türkiye Temsilcisi Massimo D'Eufemia, Londra Borsası Elite Programı İcra Kurulu Başkanı Luca Peyrano, Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Feyhan Yaşar ile  İnci Holding Yönetim Kurulu Üyesi Perihan İnci konuşmacı olarak  katıldı. 
 
İZSİAD Başkanı Hasan Küçükkurt, zirveye katılan Başkan Kocaoğlu'na teşekkür plaketi sundu. 

Yayın Tarihi : 19.11.2016 : 15:05

Etiketler : haber    haberler    yatırımcıya izmir daveti    izmir    aziz kocaoğlu    ben tv    kanalben       


Yorumlar

7404




GÜNÜN MANŞETLERİ


VİDEO HABERLER




YAZARLAR



BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN