Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Kurtuluşu Kutlarken, İşgali Unutmamalıyız

Kurtuluşu Kutlarken, İşgali Unutmamalıyız
İzmir'in Yunan işgalinden kurtuluşunun 94. yıl gururunu yaşadığımız şu günde kurtuluşun önemini anlamak için 9 Eylül'ü ne kadar biliyorsak, işgali de o kadar bilmeliyiz.

 

Burak Cilasun / Ben HABER

Güzelliği dillere destan bir şehir olan İzmir, yüzlerce yıllık huzurlu bir yaşamın ardından 1919-1922 arasındaki Yunan işgaliyle birlikte hala hafızalardan silinmeyen 3 koca kaotik yıl yaşadı. 15 Mayıs 1919 günü İzmir'i işgal eden Yunan ordusunun döktüğü ilk kan, cesur bir şekilde 'İşgale hayır' diyen Hasan Tahsin'in kanı olurken, 3 yıllık süre zarfında kan da gözyaşı da İzmir'den eksik olmadı. Kimi zaman şehir merkezinde, kimi zaman köylerde Yunan askerlerinin keyfi mezalimi İzmir üzerinde unutulmaz bir yara bıraktı. İşte kurtuşun değerini hatırlatacak işgal öyküsü;

İşgal öncesi taşkınlıklar başlar

İzmir'in işgalini anlayabilmek için 15 Mayıs'ın daha gerisine gitmek gerekir. Elbette hikayeyi yalnızca 15 Mayıs 1919'dan başlatırsak eksik kalır. Özellikle işgal öncesi son 100 yılda Mora'da başlayan Yunan bağımsızlık fikriyle birlikte gerek Yunan ana karasında, gerekse de adalarda Türklere karşı girişilen sistematik katliam hareketi ve akabinde gelişen Balkan Savaşları, aslında İzmir'deki Türk-Rum ayrışmasını da iyiden iyiye hissettirecektir. Öyle ki, 15 Mayıs öncesinde Türk güvenlik güçlerinin şehirlerdeki asayişi bile sağlayamayacak duruma gelmesiyle birlikte Rum çetecilerin aleni saldırganlıkları kayıtlarda geçmektedir. İşgalin gerçekleştiği 1919 Mayıs'ındaysa ay başından itibaren gerek Aya Fotini Kilisesi çevresinde, gerekse de Karataş'taki Ermeni Kilisesi çevresinde yaşanan Rum taşkınlıkları, 15 Mayıs'a kadar artarak devam eder. Hatta Karataş Karakolu'nda görevli polis Salih Efendi, ondan fazla Rum'un saldırısına maruz kalarak yaralanır.

İşgale birkaç gün kala saldırıların hızla artması karşısındaysa Türk tarafındaki sessizlik, yerini yavaş yavaş direniş çağrılarına bırakmaya başlar. İşgalden bir gün önce Maşatlık'ta şehrin Türk sakinleri bir mitinge davet edilir.

Camilerden selalar, sokak arasında davullarla Türk mahallelerinde hızla duyurusu yapılan mitingin davetiyesi şu şekilde olacaktır;

Ey Bedbaht Türk!.”

“Wilson Prensipleri unvân-ı insaniyetkârâriesi altında senin hakkın gasb ve namusun hetk ediliyor. Buralarda Rum’un çok olduğu ve Türkler’in Yunan ilhâkını memnuniyetle kabul edeceği söylendi. Ve bunun neticesi olarak güzel memleketin Yunan’a verildi. Şimdi sana soruyoruz. Rum senden daha mı çoktur? Yunan hâkimiyetini kabule taraftar mısın? Artık kendini göster. Tekmil kardeşlerin Maşatlık’tadır. Oraya yüzbinlerle toplan ve ezici çoğunluğunu orada bütün dünyaya göster. İlân ve isbat et. Burada zengin, fâkir, âlim, câhil yok, fakat Yunan hakimiyetini istemeyen bir ezici çoğunluk vardır. Bu sana düşen en büyük vazifedir. Geri kalma. Acı duymak ve felâket fayda vermez. Binlerle, yüzbinlerle Maşatlık’a koş ve Hey’et-i Millîye’nin emrine itaat et.”

Bu davet üzerine binlerce İzmirliden oluşan büyük bir kalabalık Maşatlık'ta toplanır. Kısa sürede tertip edilen mitingde Hasan Tahsin ve sonradan Yazman soyadını alacak olan Mehmet Şevki ile yine sonradan Çınar soyadını alacak olan Vasıf beyler ateşli birer konuşma gerçekleştirir. Mehmet Şevki Beyin, “ Dünya cehennem olsa, fıtratın bütün esbab-ı felaketi iblis ejder yılan kesilse de beynimize girse bizim yaşamak ve Türklüğü imanıyla beraber yaşatmaya aid olan azmimizi kıramaz; ve kıramayacaktır vesselam..” sözleri kalabalığın heyecanını arttırsa da İzmir Valisi Kambur İzzet tarafından gönderilen kişiler, kalabalığa işgalin olmayacağını, bunun İttihat ve Terakki tarafından çıkarılmış bir söylenti olduğunu söylerler. Hatta aynı gün Kambur İzzet, Köylü gazetesine İzmir'in işgal edilmeyeceğine yönelik bir röportaj bile verir. Tabii bunda Damat Ferit Paşa'nın işgale karşı direnilmemesi yönündeki emri de etkilidir. Tüm bunlar olurken Sarı Kışla'nın arkasında kalan hapishaneden İtalyanların göz yummasıyla yapılan firarlar ve kışladaki silahların bir kısmının ele geçirilmesi, direnişçiler için bir umut olur. Aynı saatlerdeyse İzmir Metropoliti Hrisostomos, Fener Rum Patrikhanesi'nden de aldığı güçle, Yunan işgalini sevinçle kendi tebaasına müjdeler. Kordon boyunca Yunan bayrakları asılır, genç kızlar askerlerin yoluna serpmek için gül yaprakları hazırlar.

İşgal günü

İzmir, 14 Mayıs'taki hareketli günden sonra 15 Mayıs'ta kara bir güne uyanır. 07:30 civarı 200 kadar asker barındıran ilk Yunan alayı şehre ayak basarken karşılarında Hasan Tahsin'i bulurlar. Belinden çıkardığı silahla bayraktarı vuran Hasan Tahsin, bir gece önce ettiği direniş yeminine sadık kalırken, öfkeden deliye dönen Yunan askerleri, Kordon'dan şehrin Türk ahalisinin yaşadığı İkiçeşmelik'e kadar büyük bir katliam yapar. Kadın ve çocuk demeden Türkler süngüden geçirilir. Zito Venizelos diye bağırmayan Albay Süleyman Fethi Bey 20'den fazla süngü darbesiyle şehit edilir. Valilik ve Sarı Kışla, teslim bayrağı çekilmesine rağmen kanlı bir baskına uğrar. Bugünün Atatürk Lisesi öğrencileri bile okuldan çıkarılıp Alsancak'ta 2 gün boyunca bir gemiye kapatılır.Gün boyunca yağma, cinayet ve tecavüzden sonra Yunan ordusu İzmir'e yerleşmiştir...

3 yıl sonra...

Yukarıda bahsi geçen ve 3 yıl boyunca yaşananların belki de yalnızca 20'de hatta 30'da biri olan kara günün ardından İzmir'e doğacak güneşin tarihi ise 9 Eylül 1922 olur. Mustafa Kemal'in 'İlk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!' emrini vermesi üzerine Bornova sırtlarından fırtına gibi şehre giren Türk ordusu, acıyı dindirecek ve ay yıldızlı bayrağı bir daha inmemek üzere sonsuza dek dalgalanacak şekilde şehre yeniden dikecektir. Ruhları şad olsun.

Yayın Tarihi : 09.09.2016 : 09:55


Yorumlar

4984




GÜNÜN MANŞETLERİ


VİDEO HABERLER




YAZARLAR



BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN