Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


''Filmlerimde Kadınları Düzgün Temsil Ettim''

''Filmlerimde Kadınları Düzgün Temsil Ettim''
Dünyaca ünlü yönetmen Derviş Zaim, ''Sinemada hep bugüne kadar temsil edildikleri gibi zavallı, güçsüz, kendi kaderine sahip çıkamayan bir şekilde temsil edilmelerinin dışında, kadınlara farklı bir temsil çerçevesi çizdim'' dedi.

 

ELÇİN AKÇORA / BEN HABER

Sanat hayatına Ares Harikalar Diyarında (1994) kitabıyla başlayan ve daha sonra ilk filmi olan Tabutta Rövaşata (1996) ile yurtiçi ve yurtdışında birçok ödül kazanan başarılı yönetmen Derviş Zaim ile sinemaya başlangıç öyküsü ve filmleri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 
 
Kişisel yaşantınızın sinemanıza ne gibi etkileri oldu? Kıbrıs’ta doğup büyümeniz bakış açınızı nasıl şekillendirdi?
 
Mutlu bir çocukluğum oldu. Adada olmak, 18 yaşından sonra hayatını geçireceğin metropolden uzakta olmak, ana karadan uzakta olmak ve “adalılık ruhu” bir şekilde benim üzerimde etkide bulunmuştur. Akşit Göktürk “Ada” adlı kitabında “adada olmak dışarıda yaşananlara mesafe alarak bakmayı öngörür” der. Bu benim için de söz konusu olabilir mi, önemli bir soru bu. Bir de tabii bunun başka boyutları da var. Karşısında ileri sürülebilecek argümanları da bulunabilir. Adada yaşayan bir insanın dünyayı nasıl algıladığı, adayla ilgili ya da dünyayla ilgili algılarının kendisine bağlıdır. Ama o adada olmak adanın getirdiği mesafe alabilme duygusu beni muhtemelen etkilemiştir. 
 
 
Sinemaya ve edebiyata olan ilginiz üniversite yıllarında mı başladı?
 
Sinemaya her çocuk gibi ilgim vardı. Ailem beni sürekli sinemaya götürürdü. Doğduğum sırada televizyon yayını sürekli vardı. Ancak haftada bir Türk sineması örneği izlerdik. Çoğunlukla Rumca yayınlar vardı. Çizgi filmleri izlediğim zaman İngilizce oldukları için çoğunlukla onları anlamlandırmaya çalışırdım. Çünkü İngilizce bilmiyordum. Görüntüyü anlamlandırmak, yorumlamak konusunda daha fazla benden talep edilen bir süreç yaşadığımı çocukken söyleyebilirim. Çünkü dil bilmediğim için anlamıyordum. Ama sürekli televizyonun doğduğu bir evde ve çevrede yetiştim. Zaman içerisinde lise yıllarında edebiyata ilgim söz konusu oldu. Edebiyata ilgi, ister istemez baya ciddi olarak sinemayla ilgilenmemi sağladı.
 
Filmlerinizde modern hayat eleştirisinin, modernizmin getirdiği o açmazların izlerini bulmak mümkün. Bunun yanında filmlerinizde suç, ceza, şiddet, iyilik, ahlaki ikilemler ve vicdan muhasebesi olduğunu da görüyoruz.
 
Vicdan önemlidir. İnsanın içindeki kötülüğün, dış dünyadaki kötülükle nasıl iş birliği yapabileceğini, hangi koşullarda iş birliği yapabileceğini, ne zaman yattığı uykudan uyanıp, dışarıdaki kötülükle el ele verdiğini her zaman merak ettim. Bir insanın böyle bir kötülük yapma kapasitesi beni hem büyülüyor hem korkutuyor. İşte bununla ilgili insanın içindeki bu kötü olma kapasitesini törpüleyecek olan vicdanıyla ilgili sorular sormak istemişimdir. Vicdanın mucize yaratabilme potansiyeli belki de bizi kurtaracak tek şey.
 
 
Her filminizde var olan yaşam-ölüm zıtlığı hakkında neler söylemek istersiniz?
 
Ölüm meselesi hep düşündüğüm bir şeydir. Ölüm ve mezar insanın hayatına, ölecek olduğumuzu bilme bilinci bizim hayatımıza anlam katar. Bu manada ölümün getireceği, ölüm düşüncesinin getireceği, potansiyel zenginleşmeyi ve var oluş imkânlarının farkındayım. Bu nedenle filmlere akıyor olabilir. Filmleri yaparken filmleri bir bulmacaya çevirmek gibi niyetim olmuyor. Genellikle okuma-yazması fazla gelişmiş olmayan insanlarda filmlerimi izledikten sonra takip edebilsinler, hatta keyif alabilsinler diye bir niyetim oluyor. Ama biraz daha estetik, felsefi, düşünsel manada daha gelişmiş olduğunu düşündüğüm birisi de filme baktığı zaman kendi meşrebince bazı şeyleri kendisine yakın bulabilse, filmle konuşabilse, ben onunla konuşabilsem, o bana bir şeyler öğretebilecek benimle muhabbet edebilecek olsa ne iyi olur diye düşünüyorum. Bu durum sinema sanatının bir şekilde seyirciyle ilgi, ilinti bağ kurması gerektiği inancımdan kaynaklanıyor. Çünkü her ne kadar bunun aristokratik, elit bir tarafı olsa da kitlelere dayalı bir sanat olmak durumunda. Seyirciyle bir şekilde buluşmayı başarmak zorundasın. Finansal nedenlerle veya başka nedenlerle.
 
 
Cenneti Beklerken’de minyatür sanatının “oynak zaman ve oynak mekân” kavramını kendinize temel alıyorsunuz. Üçlemenin diğer filmlerinde de aynı kavramın devam ettiğini söylemek mümkün müdür?
 
Nokta'da Tuz gölünde kamera yukarıdan aşağıya doğru, aşağıdan yukarıya doğru kaydırma yaptığında aynı zaman dilimine değil, başka bir zaman dilimine ileriye veya geriye gidilebiliyor. Gölgeler ve Suretler filminde ise fotoğraflarla geçişlerde bu durum kısmen var, ama ön planda değil.
 
Filmlerinizde sıkça kullandığınız sembollerin ve mitlerin sinema dilinize ne gibi etkileri ve katkıları oldu?
 
Bir bulmaca yaratmak gibi niyetim olmuyor. Devir filminde “geyiği” Anadolu bağlamında farklı okumak mümkündür. Tabutta Röveşata'da “tavus kuşunu” Hindistan bağlamında farklı okumak mümkündür. İran’da daha farklı okumalara el verebilir. Batı kültüründe, 19. yüzyılda daha farklı bir tavus kuşu söz konusudur. Bütün bunları aynı anda hepsini birden tüketemezsiniz, kullanamazsınız. Dolayısıyla benim de bilinçli ya da bilinçsiz simgelerimin gidebileceği bir yer vardır. Onun oturması için başkalarına söylememiş olsam da başkaları benim düşüncemden daha farklı düşünmüş olsa da benim kendi iç örüntümde bir iç anlam, oturması gereken bir şey elbette vardır. Ama benim bunları söylememem gerekir. Çünkü anlam üretme yeteneğinin önüne geçmiş olurum. Benim ağzımdan şunu duymamanız gerekir; Bu filmdeki şu geyiği böyle okuyun dememem lazım. Filmlerim farklı algılar üretiyorsa bu iyi bir şeydir. Bazıları az anlıyor, bazıları anlamıyor, bazıları çok daha farklı bir şeyler anlıyor. Bu kötü değil. 
 
 
Belgesel ve kurmacayı birleştireceğiniz daha başka filmler gelebilir diyebilir miyiz?
 
Devir 'de böyle oldu, inşallah böyle filmler yapmaya devam edebilirim. Devir, farklı ve güzel bir film. Yeni bir şey yapabilmek bu anlamda çok istediğim bir şey. Nokta'yı yapan adam ile Devir'i yapan adam olmak benim için önemli.
 
Filmlerinizde yer alan kadın karakterler genellikle pasif değil, bir şekilde filmin anlatımında önemli yerdeler.
 
Evet, kadın karakterleri kadınların temsili meselesi söz konusu olduğunda, eğer yaptıklarım beni yanıltmıyorsa bir konuda en azından kimsenin hakkını yememek, onların düzgün temsil edilmesi bağlamında, sinemada hep bugüne kadar temsil edildikleri gibi zavallı, güçsüz, kendi kaderine sahip çıkamayan bir şekilde temsil edilmelerinin dışında temsil çerçevesi çizdiğimi düşünüyorum. Bu beni oldukça mutlu ediyor. Ben bir erkeğim, dolayısıyla bir erkek olarak kadın karakterleri temsil edebilirim. Bunun da bilincindeyim. Ancak sınırlarımın da farkındayım bu anlamda. Genel olarak evet erkek karakterlerim ortaya çıkabiliyor. Tabutta Rövaşata erkek filmiydi, Filler ve Çimen'de Havva, herkesi birleştiren bir unsur. Çamur'da kadın karakter başrolde neredeyse. Cenneti Beklerken'de Eflatun var, Nokta'da kadın yok, Gölgeler ve Suretler kadın filmi, aynı şekilde Balık da bir kadın filmi. Dolayısıyla üç tane kadın filmi olduğu söylenebilir.
 
Sinemayı sevmenizde etkili olan yönetmenler ya da dünya sinemasında sizin üzerinizde etkili olan birileri var mı ya da hayat felsefenizin oluşmasında önemli gördüğünüz bir yazar?
 
Çok izlerim, çok iş bakarım. Ben farkına varmasam da birçok şey aslında benim üzerimde etki etmiştir. Kendini açık tutmaya çalışan bir adamım, oldu bitti ben artık sistemimi kurdum demiyorum hep yeni aşı nereden bulurum diye bir arayışım ve bakışım oluyor. Dolayısıyla, her dönemde insanın değişik dönemlerinde, değişik yönetmenlerin adını zikretmesinin daha doğru olabileceğini söyleyebilirim. Ama 60- 70 yaşında bir adam da elbet bir şey söylemelidir. Gerçi henüz 60-70 yaşlarında değilim ama (Gülüyor). Bir dönem Tarkovksy'nin hastasıydım. Sonra onları yavaş yavaş daha az izlemeye başladım. Çinliler, Uzak Doğulular ilgimi çekiyor, Latinlere de bakıyorum.
 
Senaryolarınızı yazarken gerçek öykülerden esinlenmeyi seviyorsunuz. Tabutta Rövaşata’da Dursun’un hikâyesi, Filler ve Çimen’de Susurluk Kazası…
 
Aslında sadece onlar değil, başka şeyler de bir araya geliyor ve birbirini tetikliyorlar. Mesela, Filler ve Çimen’de öyle bir hikâye yazacağım ki bu hikâye, çeşitli hikâyeler, alt hikâyeler birbirlerini tetikleyecekler ve sonuçta ortaya büyük bir resim çıkacak gibi bir biçimsel fikrim vardı senaryoyu yazarken. Bu Susurluk ile Susurluk olaylarının kendisiyle bir şekilde birleşti. Karşılıklı bir etkide bulunma var. Yani, sadece tek bir şey, motive edici bir faktör halinde düşünülemez. Birçok ışının noktası var, o ışının noktaları başlıyorlar, biri daha geç başlıyor olabilir, biri daha erken başlıyor olabilir, ya da bazen aynı anda başlıyor olabilirler. Ama ortaya çıkan nihai ürün üzerinde beraber etkide bulunuyorlar. Ancak bazen birilerinin ilk etkisi daha büyük olabiliyor. Tabutta Rövaşata'da, Dursun adlı sokak serserisini tanıyor olmak, daha büyük bir ilk etkiyi oluşturdu. Bunun yanı sıra başka etkiler de vardı. “Acaba ben neo-realist gelenekten ya da Amerikan bağımsızlarından hareket ederek bu Dursun adlı tanıdığım araba hırsızının hikayesini bir araya getirip, bir yapı inşa edebilir miyim?” sorusu böyle bir durum. Nokta’da biçimsel bir fikir vardı, bu biçimsel fikir, bir suç hikâyesi ile bir araya geldi. Nokta’da daha çok biçimsel bir fikrin peşine düşmek ama onun içinde onun nefes verebileceği içeriği de onun içerisine akıtmak gibi bir niyet söz konusuydu. Bu ikisi bir araya geldi ve nihai Nokta adlı film oldu.
 
Kendi yaşantınızı ya da ailenizin yaşantısını filmlerinizde görmemiz mümkün mü?
 
Tabii ki, kısmen, örtülü olarak görmek mümkün. Sadece Kıbrıs filmlerinde bunun olması gerekmiyor. Mesela, Cenneti Beklerken’de Eflatun'un filmde çırağı Gazal'a söyledikleri, aramaktan korkmamalıyız gibi lafları, benim fikirlerime yakın fikirlerdir. Onun altına imza atarım. Onu Eflatun söylemiyor, onu ben de söyleyebilirdim.
 
“Eskiye dönmek için yeni bir yolculuğa çıkacaksın, bir Frenk resmi yapacağız. Kimi vakit tasvir tarzıyla nakşedeceğiz, bazen her iki tarzı da birbirine sirayet ettireceğiz. Ondan sonra da belki ben yeniden tasvir yaparım. Hatalar yapacağız, senin gibi en başa dönmeyi umacağım. Hep iyileşmeyi bekleyeceğiz, hep. Arayacağız”.
 

Yayın Tarihi : 08.03.2016 : 16:27

Etiketler : haber    haberler    derviş zaim    röportaj    film    sinema    Filmlerimde Kadınları Düzgün Temsil Ettim    kanalben    ben tv    ben haber       


Yorumlar

2766




GÜNÜN MANŞETLERİ


VİDEO HABERLER




YAZARLAR



BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN