Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Güzellik Kraliçeliğinden Diş Hekimliğine

Güzellik Kraliçeliğinden Diş Hekimliğine
Eski Türkiye güzeli, başarılı diş hekimi Leyla Şeşbeş Aygıt ile Türkiye güzeli seçildiği dönemleri, diş hekimliğini ve İzmir’i konuştuk.

 

ÖZGÜN KABACAOĞLU / BEN HABER

İzmir denilince, körfez, martılar, 9 Eylül gelir akla… Bir de güzel kızları… Şarkılar, şiirler yazılmıştır, filmler çekilmiştir şanlarına. Biz de tescilli bir güzel, başarılı bir diş hekimi, İzmirli bir anne ile Leyla Şeşbeş Aygıt ile buluştuk. Sorularımızı sorduk… Kendisine keyifli bir sohbet için teşekkür eder, sizlere de keyifli okumalar dileriz.

Size, Kenan Evren, zamanında, diş hekimi yapmazlar seni, film yıldızı olursun, demiş ama siz diş hekimi oldunuz.
 
Bana bunu aslında başkaları da hep söyledi ve ben hep aynı cevabı verdim. Türkiye güzellik yarışmasına girmek ve Türkiye güzeli olmak benim için sadece bir dönemdi, meslek değil. Ben mesleğimi seçmiştim ve sonuçta diş hekimi oldum. Genelde baktığınızda da güzellik ve estetik ile uğraşan insanların daha az emek isteyen, daha az çalışma isteyen işlerde uzmanlaştığını görürsünüz. Diş hekimliği ise çok çalışma gerektirir, ben ise hep bunu yapmak istedim, hep diş hekimi olmak istedim. Kimi insan ünlü olmak ister ama ben hiç böyle bir heveste olmadım. Mankenlik, güzellik gelip geçici şeyler, ben daha kalıcı şeyler severim…
 
 
Türkiye güzeli olduğunuzda okuyor muydunuz, mezun olmuş muydunuz? Hocalarınızın yaklaşımı nasıl oldu ya da çevrenizin?
 
Çevremle birlikte yaşadım bunu ben. Aslında, arkadaş çevrem ve ailemle ilgili bir şey değişmedi, örneğin, yarışma öncesi birlikte olduğum erkek arkadaşımla evlendim, çocuk sahibi oldum, arkadaşlarım da hala can dostlarımdır.
 
Hocalarım ise Kenan Evren gibi, “bu işi yapmazsın, film yıldızı olursun” demişlerdi… Henüz üniversitede okuyordum o zamanlar. Azmettim, bitirdim okulu ve mesleğime başladım. Açıkçası hiç de kolay olmadı. Ben üniversitede yaşayabileceğim her şeyi yaşadım. Türkiye güzeli oldum, kayın valide ve kayın pederimi kaybettim, evlendim ve çocuğum oldu. Ama sonunda diplomayı aldım.
 
 
Peki, hiç popüler dünyanın içine girmediniz mi, yarışma sonrası o dünyadan hemen ayrıldınız, her şeyi bıraktınız mı?
 
Bir süre profesyonel mankenlik yaptım ama bir noktadan sonra, bazı kararlar vermem gerektiğini fark ettim. Bir insan ya doktordur ya manken. Okulum ile birlikte ilerlemeyecekti, çok devamsızlık yapıyordum. Bir de siz istediğiniz kadar bazı işlerin dışında kalmaya çalışın, bir noktadan sonra içine çekiyor sizi olaylar. Bir keresinde, üstümde, bir defile için giydiğim şık elbise… Ve flaşlar… Üstümde patladı o flaşlar, fotoğraflarda, flaş ışıkları yüzünden içim görünüyordu, manşetlerde transparan elbise giymiş gibiydim. Ben ise bunların içerisinde olmak istemedim. Bıraktım, mesleğime sarıldım.
 
Peki, biraz da mesleki hayatınızdan bahsedebilir miyiz? Okulu bitirdiniz, ya sonra? Bu güzel muayenehaneye giden yol nasıldı?
 
Okuldan sonra ilk olarak İzmir’in ünlü bir diş hekiminin yanında staja başladım. Diş hekimliği zor bir meslek, zira insanlar öyle veya böyle acı çekiyor ve sizden korkuyor. Dertlerine derman olsanız bile bu süre zarfında canlarını yakıyorsunuz. Bu benim hoşuma gitmedi ve kendime daha çok keyif alacağım bir yol bulmaya karar verdim ve ticarete kayarak diş hekimliği malzemesi satmaya başladım. Gelen teklifi değerlendirerek, medikal bir firmanın bölge satış direktörü oldum.
 
Bu arada iki kızımı büyüttüm. Eğitim hayatlarında bir noktaya geldiler, ben de kendimi geliştirdiğim diş estetiği dalına daha güçlü bir giriş yaptım bu süreçte. Yaptığım işle, hem tüm Türkiye’deki diş hekimlerine dijital ortodonti planlaması hazırlıyorum, hem de bizzat burada kendi kliniğimde şeffaf plaklar ile telsiz braketsiz ortodontik tedavi yapıyorum, yani çapraşıklık tedavisi. Diş hekimliğinin bu dalını, insanların canını acıtmayan bu kısmını, çok seviyorum.
 
Diş estetiği ve verdiğiniz danışmanlıktan bahsetsek…
 
Burada yaptığımız, yetişkinlerin dişlerini belli bir hizaya sokmak ve görünümlerini estetik hale getirmek. Bunun için özel bir bilgisayar programından faydalanıyorum. Dijital diş estetiği diyoruz bu sebeple. Bu program üzerinden diş plaklarının nasıl kullanılacağını belirliyoruz, sonra da tedavi paketlerini diğer meslektaşlarıma gönderiyorum ya da hasta bana geldiyse bizzat uyguluyorum.
 
Gördüğümüz kadarıyla faal bir kadınsınız. Hem iki çocuk büyütmüş, hem de iş hayatında ilerlemişsiniz. Çocuk büyütmek ve iş hayatının birlikte yürümesi, yürütülebilmesi ile ilgili deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz?
 
Çocuk ve kariyer bence kolaylıkla bir arada yürüyecek şeyler değil. Ben de zaten çocuklarım belli bir yaşa geldikten sonra iş hayatımda daha çok ilerlemeye başladım ve kendimi iş hayatıma daha çok adadım. Önceliğim hep çocuklarımdı.
 
‘Bu hayata çocuk mu getirilir’ diyenler var bir de, çevrenizde de vardır belki. Neler söylersiniz? 
 
Dünya da hep ölümler, savaşlar vardı, her zaman vardı… Bugün de var! Mevzu hangi ülkede hangi diyarda olduğumuzdan çok, kendi durumunuz... Demiyorum Suriye’de savaş ortasında çocuk doğurun. Dünyanın iyiye gitmediği kesin. Ama savaşın ortasında değilseniz kendi şartlarınıza bakmalısınız.O çocuğu büyütebilecek, koruyabilecek şartlara sahip miyim diye. Buna böyle bakıp karar vermeli bence. Eğer sürünecekse belki de çocuk sahibi olmama kararı verilmeli ama yine de büyük konuşmak istemem. Bu zenginler çocuk yapsın, fakirler yapmasın demek değil. Ama her çocuk sıcak bir evde uyumayı, karnının doymasını, sevgi dolu huzurlu bir evde büyümeyi hak ediyor. Tekrar üstüne basa basa söylemek gerekirse, bu dünyadan, çevreden bağımsız, eşlerin kendi durumlarına göre verecekleri bir karardır.
 
 
İzmirli bir kadın olarak ve iş hayatınız, sosyal hayatınızla İstanbul’u ve diğer başka şehirleri tanıyan bir iş kadını olarak, İzmir’i nasıl değerlendirirsiniz, iktisadi ve sosyal yönden.
 
İzmir, siyasi tercihleri, hayat yaşama tercihleri sebebiyle iktisadi yönden, Türkiye geneline göre diğer şehirlerle aynı hızda büyümeyecek ya da gelişmeyecektir bugünkü politik durumda. Diğer açıdan İzmir, Türkiye’nin en yaşanabilir kenti ve bu vasfını arttırarak elinde tutmaya devam edecek. Özgürlüklerin her alanda en yüksek seviyede olduğu, sakin, güzel, huzurlu, medeni bir şehir olarak... 
 
İzmir’den yaşanılan, genç beyin göçü var bir de…
 
Gençler elbette, nerede daha iyi eğitim ve iş imkanı bulacaklarsa orada olmalılar. Tercih meselesi… Kendi çocuklarım örneğin… Büyük kızım şu anda mimar ve İstanbul’da çalışıyor. Küçük kızım ise okul sonrası buraya dönmeyi düşünüyor. Çok kaderci değilimdir ama bazı şeyler de akışında ilerler. 
 
Proje çocuk yetiştirme trendi var bir de…
 
Ben hep buna karşı çıktım. Biz çocukları sürekli bir yarışa sokuyoruz, her şeyde başarılı olsunlar istiyoruz. Neden? Çünkü başarı mutluluk getirir diye düşünüyoruz. Yani amacımız aslında çocuklarımızın mutlu olması. O zaman bırakalım sevdikleri ve zevk aldıkları yönlere gitsinler. Bu mutluluğa giden daha kestirme bir yol. İnsan sevdiği işte başarılı oluyor. Yani başarı mutluluk getirmiyor, mutluluk başarı getiriyor. Çocuk dediğin teoride yetiştirilemez, pratik bir şeydir. Yaşayarak öğrenilir.
 
Son sorumuzu işiniz ile ilgili soralım. Siz bir estetisyensiniz. İnsanları bir yönden mutlu etmek için çalışıyorsunuz diyebiliriz. Fakat bazı tartışmalar var, örneğin çok küçük yaşlara kadar estetik yaptırma yaşının düştüğü söyleniyor. Nasıl bakıyorsunuz bu tartışmalara. Neler dersiniz?
 
Kimse kimseyi oturduğu yerden eleştirmemeli. Herkes kendi vücudu hakkında kendi karar verme hakkına sahip. Eğer kişi bir yerinden memnun değilse ve bunu değiştirmek istiyorsa, sağlıkla ilgili bir sorun çıkmadığı sürece, bir engel olmadığı sürece, bunu yaptırabilmeli. Şayet sağlık açısından bir riski yoksa ve kişi özgür iradesi ile ameliyat riskini almaya hazırsa, burnundaki kancayı düzeltmesine ben niye eleştiri getireyim. O öyle mutluysa, ameliyat sonrasında kendisini daha iyi hissedecekse buna bir şey söyleyemeyiz. Şişman olan zayıflamaya çalışıyor diye biz onu desteklerken, estetik olanı niye yeriyoruz… Eğer bir kişi kendi eylemleriyle çevresine zarar veriyorsa, orada ona dur denmeli, karşı çıkılmalıdır ama kendisi ile ilgili aklı olan birisi tasarrufta bulunabilir ve bizim o kişiye saygı duymamız gerekir. Sonuçta bu her şey için geçerlidir, biz bilemeyiz ki o kişi hangi şartlarda bu kararı alıyor. O yüzden biz dışarıdan bakarak yargılarda bulunamayız, bulunmamalıyız. Kimin her verdiği karar doğru ki?
 

Yayın Tarihi : 15.02.2016 : 15:01


Yorumlar

1309




GÜNÜN MANŞETLERİ


VİDEO HABERLER




YAZARLAR



BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN