Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


''CHP İzmir'i Kaybedebilir''

''CHP İzmir'i Kaybedebilir''
Prof. Dr. Tanju Tosun, İzmir’de AK Parti’nin oylarının artmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

 

GAMZE KURT / BEN HABER
 
Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tanju Tosun, 1 Kasım sürecini, 2019 ve 2023 genel seçimlerini ve Başkanlık Sistemi tartışmalarını Ben HABER’e değerlendirdi. 
 
Öncelikle 1 Kasım seçimleriyle ilgili sizden genel bir değerlendirme alabilir miyiz? Siz böyle bir sonuç bekliyor muydunuz?
 
Böyle bir sonuç beklemiyorduk. Çok ciddi bir sürpriz oldu. Ama Türkiye gibi, hayatın çok oynak, çok değişken olduğu bir toplumda seçmenin de tercihlerinde böyle radikal bir değişim, bir kırılmanın olması anlaşılabilir bir şey. Evet sürpriz var ama bu sürprizin ardında komple teorilerine itibar etmenin de bir anlamı yok. Tablo ortada. MHP’nin 7 Haziran sonrası ortaya çıkan süreci yönetememesi, yani ülkede bir hükümet istikrarsızlığı yaşanırken hükümeti bir şekilde reddetmesi, yani en azından bizim dışarıdan baktığımızda öyle görmemiz, ülkedeki terör eylemleri artarken, AK Parti’nin ciddi bir biçimde terörün üstüne gitmesi seçmen nezdinde, hükümete dahi girmeyen bir MHP’ye oy vermenin bu ülkenin sorunlarını ertelemekten başka bir işe yaramayacağı şeklinde bir algıya neden oldu. Zaten özellikle Orta ve Doğu Anadolu’da seçmenin ortalama değerleri, milliyetçilik ve muhafazakarlıkla iç içe girmiş durumda. Yani çok ayrışan bir muhafazakar seçmen yok. Bu muhafazakar seçmen aynı zamanda milliyetçi seçmen çünkü Türkiye’de tarihsel olarak milli görüş hareketinden gelen ama bu hareketi estetize eden AK Parti’nin tarihsel köklerinde her zaman için İslamcılıkla milliyetçilik Türkiye’de kaynaşmış durumda. Milliyetçilik ve muhafazakarlığı 1 Kasım sürecinde, burada tabii Sayın Erdoğan’ın da önemli rolü var, özellikle milliyetçi bir söylemle seçmene seslenmesi, AK Parti iktidarının özellikle terör eylemlerine karşı yoğun bir politika izlemesi, MHP olmadıktan sonra rahatlıkla AK Parti iktidar olabilir düşüncesine ulaştı MHP seçmeni de… 
 
“HDP, 1 Kasım’da pasif kaldı”
 
HDP açısından bakıldığında neler söyleyebilirsiniz?
 
Muhtemelen muhafazakar Kürtlerden geri dönüş oldu bu seçimde. Ama muhafazakar Kürtlerin de özellikle büyük kentlerde yerleşik olan yoksul muhafazakar seçmen kitlesi, yine ağırlıklı olarak büyük kentlerdeki orta sınıfa mensup olan esnaf da muhtemelen AK Parti’ye yöneldiler. Çünkü Türkiye’de ortalama bir seçmen için en temel özelliklerden bir tanesi komformist olmaları. Yani düzenin değişmesinden memnun olmayanlar… Seçmenin özellikle Türkiye’de asla tahammül edemediği konulardan bir tanesi belirsizlik. Yani siyasal ve ekonomik belirsizliğe tahammülü yok. HDP ve MHP’den geri çekilmenin ardında böyle bir belirsizliğin kendilerine ekonomik ve siyasal risk olarak yansıması yatıyor. HDP’nin oy kaybında 7 Haziran sürecindeki Türkiyeleşme iddiasının hayat bulmaması, azımsanmayacak ölçüde bir kısım Kürt seçmende ve HDP’ye oy veren sınırlı sol kesimde etkili olmuştur. Burada HDP, eşyanın doğası gereği kendisini kolaylıkla ayrıştıramazdı. Çünkü sosyolojik dokusu aynı zamanda PKK’nın çok farklı dinamiklerinden de beslenen bir HDP var. Yani HDP’nin sosyal tabanını PKK’dan ayrı tutup HDP’yi anlamaya çalışmak mümkün değil. Bu yüzden HDP’nin PKK ile arasına bariyer koyması olamayacak bir şeydi. Fakat HDP, eylemlerini kınama yoluna gidebilirdi. Bu riski göze almadı. Bir anlamda 1 Kasım’a giden süreçte çok pasif bir konumda oldu. 
 
 
“Batı ve Trakya AK Parti’ye sıcak bakmıyor”
 
Neden İzmir, Batı ve Trakya farklı; Anadolu farklı tepki veriyor?
 
CHP’nin 1 Kasım’da en fazla oy aldığı 5 il Edirne, Muğla, İzmir, Kırklareli, Aydın gibi iller CHP’nin sosyolojik tabanının en geniş olduğu seçim çevreleri. Bu seçim çevrelerinde yerleşik olan seçmenin sosyolojik yapısında hayat tarzları itibariyle daha seküler, Batı’ya daha açık bir doku var. Buralarda özellikle tarımsal nüfus da yoğun. Bu yapı içinde özellikle AK Parti’nin 13 yıllık iktidar döneminde iktisaden beklentilerini bu kesim fazlasıyla yanıt bulamamıştır. Burada ekonomik bir refleks söz konusu. Yani düzenin iktisadi kazanımlarından beslenemeyen bir seçmen kitlesi var. Doğal olarak geri çekilmiştir, aralarına mesafe koymuştur. Bir türlü AK Parti’ye sıcak bakamamıştır. Bir diğer etken de hayat tarzları üzerinden ortaya çıkan bir ayrışma. Bu bir siyasal kutuplaşmaya yol açmadı toplumda ama muhtemelen bu kesimdeki seçmenlerin AK Parti’ye ilişkin algısında bizim tarzımızla ve beklentilerimizle uyuşmayan yani laik, seküler yaşam tarzına karşı uzak duran bir parti ve iktidar vardı. Hayat tarzını göz ardı etmemek gerekir. Hayat tarzları ayrışması muhtemelen bu seçmenin AK Parti’den uzak durmasına yol açmıştır. Ama şunu da unutmamak gerekir. Özellikle CHP’nin bu seçim çevrelerindeki gücünün ardında sadece CHP’nin klasik seçmeni değil aynı zamanda merkez sağda, özellikle Doğru Yol Partisi’nden devşirmiş olduğu seçmen var. Bu bölgede geçmişte güçlü bir DYP, Adalet Partisi, Demokrat Parti geleneği var. Anlaşılan o ki bir taraftan ekonomik refleks diğer taraftan hayat tarzları karşıtlığı bu seçmenin AK Parti’ye yönelmesindeki en büyük engel.     
 
“AK Parti, 2019’da da 2023’te de iktidara gelir”
 
Önümüzdeki 4 yıl boyunca artık bir seçim yok öyle görünüyor. Bunun Türkiye’ye yansıması nasıl olur? AK Parti’nin gerçekleştirmeyi düşündüğü birçok önemli proje var. 3. Boğaz Köprüsü, otoyol, İzmir, Ankara hızlı trenleri gibi… 2023 hedefleri içinde bunlar yapılırsa bunun 2019’a yansıması nasıl olur?
 
AK Parti’nin Türkiye siyasetinde, 7 Haziran’ı bir yana bıraktığımızda hakim parti olarak parti sistemine yerleştiğini görüyoruz. Siyasal iktidar için rekabet eden çok sayıda parti var ama bu partiler arasında her seçimde iktidarı elde eden tek bir parti var. Görünen o ki AK Parti Türkiye’nin hakim partisidir. Hakim partilerin özellikle demokratik rekabetçi sistemin içinde iktidarda kalmalarının gerekçesini sadece ekonomiyle açıklamak mümkün değil. Ama ekonomi önemli bir belirleyici etken. Aynı zamanda toplumla kurmuş olduğu ilişkinin çok sağlam temelleri olması. Yani çok güçlü bir siyasal temsiliyet ilişkisi kurduğu takdirde art arda gelen seçimlerde tek başına iktidar elde ediyor. AK Parti önümüzdeki genel seçimi de, şartlar değişmediği takdirde yani ekonomik kriz ortaya çıkmadığı takdirde siyasal temsiliyet ilişkisinin bozulmaması durumunda 2019’da da 2023’te de iktidara yeniden gelme imkanı var. Çünkü bu çok anormal bir durum değil, dünyada bunun örnekleri var. Mesela en tipik örneği; Japonya’daki liberal parti yaklaşık 40 yıl iktidarda kalmıştır. O anlamda buna şaşırmamak gerekir. AK Parti büyüsünün bozulabilmesinin tek koşulu AK Parti’nin performansında iç dinamiklerden çok, uluslar arası ekonomik dinamiklerde yaşanacak bir değişimin gerçekleşmesi. Bu değişim Türkiye’nin ekonomik verilerinin aleyhine olursa AK Parti tökezlemeye başlayabilir. Son tahlilde seçmen sadece 3. köprü, sadece hızlı tren üzerinden ilişki kurmuyor. Politik referanslar ve bunu içindeki kültürel değerler, AK Parti’nin sistemde çok güçlü bir biçimde var olmasının nedeni. Yani toplumun sosyolojik dokusuna çok uygun bir hareket AK Parti. O nedenle böyle kalıcı olmaya devam ediyor. 
 
Ekonomi önemli evet ama ya huzur?
 
Seçmen için huzur çok önemli evet ama huzuru da tayin eden yine hem ekonomik hem de siyasal istikrardan beslenen bir huzur ortamı. Yani ekonomi kötüye gittiğinde insanlar kendini huzursuz hissediyor. Terör eylemleri arttığında huzursuz hissediyor. Bu iki sorunun da minimum düzeyde olduğu ya da bu iki sorunun da AK Parti tarafından çözülebileceğine ilişkin bir inancı varsa seçmenin, o seçmen “huzur İslam’dadır” diye bir özdeyiş var ya “huzur AK Parti’de” deyip AK Parti ile ilişkisini devam ettiriyor. Güven ve güvenlik endişesi seçmenlerin siyasal eğilimlerinde son derece önemli. 
 
“CHP İzmir’de önlem almalı”
 
İzmir yine farklı bir tepki verir mi?
 
İzmir’de 1 Kasım seçim sonuçlarına baktığımızda AK Parti’nin oylarında azımsanmayacak bir artış olduğu görünüyor. CHP’ye kıyasla daha çok oylarını arttırıyor. Milletvekili sayısı CHP’nin daha çok fakat burada AK Parti açısından önemli olan husus AK Parti’nin kent merkezinde seçmenle temsiliyet ilişkisi kurmasında bir sıkıntı var. Kentsel dokuda AK Parti beklediği başarıyı gösteremiyor. Bu seçimde de oylarında sınırlı bir artış yaşanıyor ama asıl bu başarıyı biz çevre ilçelerde görüyoruz. Çevrede özellikle 7 Haziran sürecinde MHP ve HDP’ye yönelen seçmenin tipik olarak bazı ilçelerde, örneğin Torbalı, Kemalpaşa, Kiraz gibi geleneksel olarak merkez sağın güçlü olduğu seçim çevrelerinde AK Parti kaptırdığı milliyetçi ve Kürt seçmeni yeniden kendisine çekmede başarılı olmuştur. CHP’nin kentsel seçim çevrelerinde bir sıkıntısı yok. Yüzde 45’lik bir oy gücü var. Ancak CHP oylarını arttırma sorunu yaşıyor, AK Parti ise çevreden merkeze doğru gittikçe büyüyor. Burada CHP önlem almak durumunda. Halen AK Parti’nin çevreden kendisine çekebileceği azımsanmayacak bir kitle var. Bu kitle 2019’da AK Parti’ye ne kadar yönelirse, CHP ile AK Parti arasındaki makas o kadar daralır. CHP, bir anlamda cepten yiyen bir parti. Oylarını kaybetmiyor ama sağdan da oy alamıyor. Yani CHP’nin İzmir’de yüzde 50’lere yaklaşması, 2019’da bir seçim zaferi elde etmesinin tek koşulu kent merkezi dışında özellikle çevre ilçelerde sağ partilere oy veren seçmenden oy almasına bağlı. Türkiye’nin merkezinden baktığımızda sol partilerin referans aldığı, adalet, eşitlik, hak, hukuk değerleri anlamında böyle bir ihtiyaç var ortada ama paradoksal bir biçimde solun bu ihtiyaçlar üzerinden oy alabilme kapasitesi de maalesef düşük görünüyor, seçim sonuçları ortada. 
 
“İzmir’e birkaç bakan gelebilir”
 
İzmir’den bu dönem kabinede kaç Bakan yer alır?
 
Kamuoyunun beklentisi İzmir’in kaç bakanla hükümette temsil edileceği. 7 Haziran’a göre 5 ayda puanını 5-6 puan arttıran bir kentte sadece bir bakanlığın değil birkaç bakanlığın İzmir’e ikram edilmesi gerekiyor. Kaldı ki AK Parti milletvekilleri içinde siyasal deneyimleri ve kariyerleri itibariyle bu işi layıkıyla yapacak isimler de var. Muhtemelen birden fazla bakan ile İzmir bu dönemde hükümette temsil edilebilir. Burada sayı önemli değil. İzmir’in sorunlarına vakıf olarak İzmir için çalışmaları gerekiyor. Benim beklentim ve temennim özellikle İzmir’de hükümete girecek bakanların merkezi yönetim, yerel yönetim ilişkilerinde çok daha fazla yapıcı, yardım edici, katkı koyucu bir kimlikle bu işi götürmeleri. Sonuçta bundan hem İzmir kazanır, hem de AK Parti kazanır.   
 
“AK Parti ve HDP Başkanlık Sistemi’nde anlaşabilir”
 
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü, başkanlık sistemiyle ilgili bir açıklama yaptı ve referanduma gidilebileceğini söyledi. Sizce başkanlık sistemi, Türkiye coğrafyasına adapte edilebilir mi?
 
Sayın Erdoğan ve AK Parti çok ısrarlı olduğu takdirde ve çözüm sürecine HDP ile devam koşuluyla birlikte, anlaşılan o ki bu iki partinin başkanlık sistemin referanduma taşıması mümkün. Bu yüksek bir olasılık hatta. Sandıktan büyük bir destek çıkma ihtimali de yüksek. Fakat ben bu değişikliğin Türkiye’nin siyasal sistemine, siyasal sisteminin özelliklerine, Türkiye’deki siyasal kültüre, kurumların işleyişine, siyasal liderlerin zihinlerindeki demokrasi algısına bakıp, bu sistemin Türkiye’yi birleştirici değil de kutuplaştırıcı bir sistem olacağını düşünüyorum. Çünkü başkanlık sistemi çok katı bir sistem. ABD’de gerçi çok yumuşak bir şekilde işliyor ama Amerikan Başkanlık Sistemi örneğinde sivil toplum, yargı bağımsızlığı, demokrasi kültürü, hesap verme, hesap sorma alışkanlıkları dünyada başkanlık sistemini uygulayan bir diğer ülkede yok. Türkiye’deki siyasal sistemde aksak demokrasi, dışlayıcı, otoriter rekabetçi demokrasi, bu başkanlık sisteminin hem toplumu hem de siyaseti daha da kutuplaştıracağını ve asıl istikrarsızlığın bu başkanlık sistemiyle Türkiye siyasetine dahil olacağını düşünüyorum. 
    
Başkanlık sistemi ısrarı AK Parti’nin oylarına etki eder mi?
 
Önümüzdeki süreçte AK Parti’nin hedef gösterdiği 2023’e kadar, merkez sağdan AK Parti’nin siyasal temsiliyet ilişkisinin zayıflaması koşuluyla güçlü bir merkez sağ parti çıkmadığı takdirde, AK Parti hem 2019’da hem de 2023’te Türkiye’de iktidar olarak kalır. 
 
AK Parti ve HDP seçim sürecinde karşılıklı olarak çok ağır söylemler geliştirdiler. Bu kadar şey söylenmişken bu iki partinin bir araya gelmesi mümkün olur mu sizce?
 
Yani Türkiye siyaseti tamamen popülizm üzerinden işlediği ve rakipleri biz ve onlar şeklinde adeta düşman kamplara böldüğü için özellikle bu seçim dönemlerinde gözlenen bir durum, seçim bittiğinde yeniden en azından asgari konularda uzlaşma zemini vardır. HDP ile AK Parti arasında bu siyasal gerilimde özellikle AK Parti’nin izlediği bir stratejinin etkili olduğunu düşünüyorum, HDP’deki Kürt oyları kendisine çekmek için. Evet kısmen çekmiştir ama bir de yüzde 10’luk HDP gerçeği vardır. HDP’yi dışlayarak bu tür makro-siyasal sistem değişikliği tasarımının Türkiye’de başarıya ulaşmasının pek kolay olmadığını düşünüyorum. Özellikle AK Parti’nin HDP-İmralı-Kandil üçgenini bypass ederek sadece kanaat önderleriyle görüşmesi pek faydalı olmaz. Çünkü toplum nezdinde ciddi anlamda bu aktörlerin bir meşruiyeti de var. Yüzde 10 oy alan ve Güneydoğu’da seçmen tabanı olan bir partiyi bu süreçlerden dışlamak mümkün değil. AK Parti de bunun farkında. Önümüzdeki süreçte siyasetin yumuşayacağını ve görüşmelerin başlayacağını düşünüyorum. 
 
İzmirli Siyaset Bilimciden siyasi partilere tavsiye:
 
AK Parti; İzmir, birden fazla bakanla hükümette temsil edilmeli.
CHP; 2019’da İzmir’i kaybetmemek için gerekli önlemi almalı. 
HDP; PKK terör örgütünün gerçekleştirdiği eylemleri kınamalı.
MHP; Küstürdüğü seçmenini yeniden kazanmaya çalışmalı.
 

Yayın Tarihi : 11.11.2015 : 10:32

Etiketler : haber    haberler    tanju tosun    siyaset    chp izmiri kaybedebilir    ak parti    mhp    izmir    chp    seçim    1 kasım    gamze kurt    kanalben    ben tv    ben haber       


Yorumlar

3444




GÜNÜN MANŞETLERİ


VİDEO HABERLER




YAZARLAR



BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN