Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Milli Mücadele Sadece Dış Düşmana Karşı Verilmedi

Milli Mücadele Sadece Dış Düşmana Karşı Verilmedi
Cumhuriyetimizin 92. yıl dönümünü kutlarken, nice 92 yılları görme arzusuyla Türk tarihinin kritik dönemini hatırlamakta fayda var. Zira 9 Eylül'de sadece dış düşmanlar değil, iç düşmanlar da mağlup edildi.

 

BURAK CİLASUN / BEN HABER

Meydanlarda, caddelerde, balkonlarda ve hatta araçlarda asılı Türk bayrakları şu günlerde, cumhuriyet rejimine geçişin 92. yıl dönümünün kutlu birer nişanesi olarak karşımızda duruyor, tarafımızdan gururla dalgalandırılıyor. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve aziz silah arkadaşları ile milletimizin yazdığı bu destan elbette unutulacak cinsten değil. Ancak, milli mücadele dönemini yalnızca Türk topraklarına ayak basan düşman postallarının vatanımızdan uzaklaştırılması olarak görürsek oldukça eksik kalırız. Zira mücadelenin kendi içimizde olan boyutu çok daha çetindir. Gelin bu yazıyla birlikte milli mücadele sürecinde ortaya çıkan iç düşmanlara bir kez daha bakalım.
 
1. Dünya Savaşı'nın kaybedilmesi fitneyi körükler
 
Mondros Mütarekesi sonrası adım adım yurdu işgal etmeye başlayan batı orduları, 13 Kasım'da payitahta, yani İstanbul'a asker çıkarırlar. 1453 yılından itibaren aralıksız olarak Türk devletine başkentlik yapmış olan İstanbul'da bir bayrak, aynı gün tam 465 yıl sonra yeniden asılır. Fener Rum Patrikhanesi, işgalle birlikte üstünde çift başlı kartal bulunan Doğu Roma İmparatorluğu bayrağı asar. Aynı zamanda başta Pera bölgesi olmak üzere şehrin farklı noktalarında da işgal devletlerinin ve azınlıkların bayrakları dalgalandırılmaya başlanır. Etnik-i Eterya, Mavri Mira, Kürt Teali, Hınçak ve Taşnak cemiyetleri de toprak koparmak için yoğun bir faaliyete girişir. 
 
Kurulan dernekler halkı umutsuzluğa sürükler
 
1918 Aralık ayında kurulan Wilson Prensipleri Cemiyeti ise Türk yurdunu Amerikan mandası altına sokmak için çalışmaya başlar. Şaşırtıcı olansa İzmir'in işgali sonrası vatanperver konuşmalarıyla dikkat çeken ve ardından milli mücadele sürecine dahil olan yazar Halide Edip Adıvar da bu derneğin bir üyesidir. Bir ay sonra 1919 yılında kurulan Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası ise İttihat ve Terakki döneminde dışarıda kalanları kendi etrafında toplayan ve kurtuluşu padişahta gören bir anlayış benimser.
 
Yine bu süreçte kurulan derneklerden Teali İslam Cemiyeti de, ülkenin ancak saltanat ve şeriatla yönetilebileceği propagandası yaparak, "Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır. Hiç de zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara’dadır" şeklinde bir bildiri yayınlar ve bu bildiri Yunan uçaklarıyla halkın üstüne bırakılır. Cemiyetin kurucuları arasında daha sonra İstiklal Mahkemesi kararıyla idam edilecek olan İskilipli Atıf da vardır.
 
 
İzmir'in işgali milat olur
 
Azınlıkların ve bağımsızlık karşıtlarının tüm faaliyetlerine rağmen Türkler arasında İstanbul'un işgaliyle başlayan sessizliğin dinmesiyse 1919 yılının 15 Mayıs'ını bekleyecektir. Yunan askerlerinin İzmir'e ayak basmasıyla başta İstanbul olmak üzere tüm yurtta protestolarla milli uyanış başlarken, diğer taraftan büyük bir ihanet oyunu sergilenir. İşgalden sadece 5 gün sonra İngiliz Muhripleri Cemiyeti kurulur. Başta Sadrazam Damat Ferit olmak üzere birtakım devlet ileri gelenleri kurtuluşu İngiliz himayesinde arar. Hatta bununla da yetinmeyen Damat Ferit, Kuva-yi İnzibatiye adlı bir ordu kurarak düşmanla mücadelenin gerektiği süreçte Mustafa Kemal'in karşısına çıkar ve kardeş kanı akmasına neden olur ancak tüm engeller gibi o da bertaraf edilecektir.
 
Kıssadan hisse;
 
Görüldüğü gibi cumhuriyetin ilanı öncesinde Türk tarihi böylesine meşakkatli bir dönem geçirmişken Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün “Bu memleket tarihte Türk'tü, halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.” sözünü unutmamalı ve sonuna bir ekleme yapmalı; Bu memleketin tarihte düşmanı vardı, halde vardır ve ebediyen de olacaktır. Cumhuriyet Bayramı hepimize bir kez daha kutlu olsun.
 
Din, siyaset uğruna böyle kullanıldı
 
Milli mücadeleye karşı dini kendi siyasi çıkarlarına alet etmekten çekinmeyen Damat Ferit Paşa'nın, 11 Nisan 1920 tarihinde, maşası Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi'ye Ankara karşıtı bir fetva yazdırır. Fetvada yer alan ifadelerse Mustafa Kemal ve onun kahraman askerlerine kin kusar. İşte o fetva'dan kısaltılmış hali;
 
“Milli Mücadele hareketini idare edenler, hak tanımayan bir takım insanlardır. Bu kötü kişilerdir ki, İslam Halifesinin idaresi altındaki topraklarda yaşayan ve Padişaha sadık olan halkı hile, yalan ve dolanla kandırarak azdırmışlardır. Bu kişilerin kötülüklerinden memleketi temizlemek ve halkı kurtarmak vaciptir. Bu gibileri öldürmek de meşru ve farzdır. Bunları öldürmek için, muktedir olan her Müslüman’ın, Halifenin etrafında toplanması ve harekete geçmesi de vaciptir. Halife tarafından görevlendirilen ve bunlara karşı gönderilen askerler, görevlerini yapmaz veya kaçarlarsa büyük günah işlemiş olurlar.  Bunlara karşı harekete geçmek üzere Padişahın verdiği emre uymayan Müslümanlar da günahkardır.”
 
Ali Kemal, düşmanlığın bedelini linçle ödedi
 
Milli mücadele döneminin tek karşıtları kurulan derneklerin yönetici ve üyeleriyle, saltanat yanlısı devlet yöneticileri değildi. Aynı zamanda bazı gazeteciler de açık ve net bir şekilde Ankara'ya karşı sert propagandalar gerçekleştirdiler. Bu gazetecilerin başında ise Ali Kemal gelir. Peyam-ı Sabah adlı gazetede Ankara'ya karşı sıkça hakaret içeren ifadeler kullanan Ali Kemal'in sonuysa hazindir. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması sonucu İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanacak olan gazeteci, mahkemeye çıkmadan önce genç subaylar tarafından linç edilerek öldürülür.
 

Yayın Tarihi : 29.10.2015 : 10:21

Etiketler : haber    haberler    29 ekim    milli mücadele    cumhuriyet    mustafa kemal atatürk    kanalben    ben tv    burak cilasun       


Yorumlar

5352




GÜNÜN MANŞETLERİ


VİDEO HABERLER




YAZARLAR



BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN