Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


En Büyük Sorun: Eko-Terör

En Büyük Sorun: Eko-Terör
Katip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Attila Acar’a göre, bazı ülkeler üzerinde faiz yükseltilerek, ekonomik kırılganlıklar artırılarak ülkelerdeki ekonomik sorunların derinleşeceği düşüncesi aşılandı ve böylesine bir olumsuz beklenti pompalanarak o ülkelerdeki risk diliminin yükselmesine yol açıldı. Bu da eko-terörü beraberinde getirdi.

 

 
GAMZE KURT / BEN HABER
 
7 Haziran seçim sonuçlarının tek başına iktidara izin vermemesinin ardından Türkiye tekrar bir seçim sürecine girdi. Tam tek sorun “hükümetsizlik” diye düşünürken ülke yeniden ciddi bir terör kriziyle karşı karşıya kaldı. Uzmanlar, kısa vadeli etkilerin siyasi belirsizliğin ortadan kalkmasıyla değişebileceğini öngörürken, ekonomideki uzun dönem hedeflerin gerçekleşmesi için güvenlik ve iradeli bir siyasal iktidarın sağlanmasının gerekliliğini vurguluyor. Konuya ilişkin Ben HABER gazetesine değerlendirmelerde bulunan Katip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Attila Acar, hukukun üstünlüğünü önceleyen bir sistemin tesis edilmesi gerektiğini belirtiyor.
 
Siyasetin de ekonominin de kendine göre riskleri olduğunu belirten Prof. Dr. Acar,  “Siyasetteki bu yapılanma ve yönetememe sorunu ekonomiyi doğrudan etkiliyor ve ekonomideki bir takım parametrelerin beklediği olumlu tepkiyi beklediğimiz şekilde göremiyoruz. Aylardan beri FED’in faiz artışına gideceği, gelişmekte olan ülkelerdeki faiz politikalarını da artıracağı ve o ülkelerden sermaye kaçışı yaşanacağı her zaman tartışıldı. Bir haber üzerinde bazı iyimser yorumlar yapıldı. Dediler ki, “FED’in faiz artırımı ekonomilerdeki para sıkışıklığının önüne geçecektir. Yani Amerika bir miktarda çekecek ama geri kalan ülkelerdeki ekonomi normal düzeyde kendini koruyacaktır.” Bu, iyimser bir yaklaşımdı. İkincisi “FED’in faiz artışı çok önemli değil” dediler. Aslolan bütün sermayeyi kendi ülkesine çekmesidir. “Çektiği zaman da diğer ülkelerde parasızlıktan dolayı büyük bir sorun yaşanabilir” dediler. Bu da kötümser olan yorumdu. Bu iyimser ve kötümser arasında bir de pompalanan bir beklenti oluştu. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde, sermaye çıkışının hızlı olacağı düşüncesiyle ekonomik krize gireceği düşünüldü. Bu aslında tam anlamıyla bir eko-terör… Yani ekonomik bir terör. Bazı ülkeler üzerinde faizi yükselterek, ülkelerin ekonomik kırılganlıklarını artırarak ülkelerdeki ekonomik sorunların derinleşeceği ve olumsuz beklentiyi pompalayarak o ülkelerdeki risk diliminin yükselmesine yol açtılar. Türkiye bu ülkelerden bir tanesi. Aslında FED’in faizleri sabit tutuşunun arkasında bu olumsuz beklenti nedeniyle insanların “yok aslında Türkiye yine bundan olumsuz etkilenecek. Amerika bu ay olmazsa önümüzdeki ay muhakkak faiz artıracak, böylelikle durum yine eski ayarlara dönecek” şeklinde düşünmesine yol açıyor. Bu olumsuz beklenti sürekli borçlanma bedellerinin artmasına, kredi maliyetinin artmasına ve dolayısıyla bizim gibi ülkelerdeki yabancı sermayenin yetersiz olması nedeniyle başkalarının parasına muhtaç olmamıza yol açıyor. Tasarruf eden ülkelerin parasına muhtaç durumdayız. Bu ülkelerin bizdeki risklerinin yükselmesine yol açtığı için bu para bize gelmiyor. Gelmediği için de bizim gibi ülkeler kendi yağıyla kavrulmaya çalışıyor” diye konuştu. 
 
 
“SADECE FED KARARI YETMİYOR”
 
Dünyanın globalleşen yapısı içerisinde herkes ekonomik olarak ya da sosyal refah düzeyi olarak birbirinin gelişmişliğini takip edebildiğinin altını çizen Acar, “Herkesin beklentisi üst düzey bir yaşam standardı. Herkes bunu hedeflediği için insanlar maaşları, kredi kartları, ek hesapları ve elden almış olduğu borçlarla ekonomik durumlarını yönetmeye çalışıyorlar. Görmüş oldukları refah düzeyini yakalamak ve o elektronik teçhizata ulaşmak için çok fazla para harcamaya başladılar. Bu durum da makine ve ekipmanı üretemeyen bizim gibi ülkeler için risk olmaya başladı. Çünkü sürekli ithalat yapar hale geldik. İthalat arttığı zaman da cari açık sorunları başlıyor. Biz her şeyi çok pahalı almaya başlıyoruz. Bundan 2 sene önce insanlar 0,70 düzeyinde konut kredisi alarak ev sahibi oluyordu. Ama bugün 1’i konuşuyoruz. 2 sene öncesinin yüzde 50 fazlası borçlanarak insanlar ev satın alabilecek. Bu çok maliyetli bir durum. Bunun nedeni de faizlerin yüksek olması. Bu göstergelerin sadece ekonomik gerekçeleri yok. Bu göstergeler siyasetten de besleniyor, FED’in kararlarından da besleniyor. Bizim ihracat yaptığımız ülkelerdeki ekonomik gelişmelerden de besleniyor. Sadece FED’in kararı yetmiyor. Bizim ticaret yaptığımız ülkelerdeki ekonomik durum, ülkemizin içerisindeki siyasi durum ve bir de güvenlik sorunu” dedi.
 
“PKK HAYVANCILIĞI DA BİTİRDİ”
 
Bulunduğumuz Ortadoğu coğrafyasında, Irak’ta, Suriye’de, İran’da, Mısır’da yaşanan bütün olumsuzlukların tüm ülkeyi doğrudan etkilediğini belirten Acar, “Biz ticaretimizi aynı zamanda karayolu vasıtasıyla da yapıyoruz. Güvenlik bu anlamda çok önemli. Özellikle 1970’lerin sonundan beri devam eden PKK sorunu var. Bu sorun da aynı zamanda  bölgedeki ekonomik gelişmeyi de engelliyor. Bir ülkenin ekonomisinin belli bir düzende yürüyebilmesi için ulaşılabilir olması birinci şarttır. Yani yol. İkincisi enerji kaynaklarının olması gerekir. Çünkü orada belli bir üretim tüketim düzeninin olması gerekiyor. Öncelikle bu ikisinin altyapı olarak çözülmesi gerekiyor. O yüzden PKK ilk olarak yolları ve enerji santrallerini bombalıyor. Buralarda altyapıya ait olan işleri engellemeye çalışıyor. Türkiye’nin o bölgesinde dinamik genç bir nüfus var. Eğer bu genç nüfus eğitilirse, nitelikli iş gören haline dönüştürülebilirse bu insanlara orada daha iyi yaşama imkanları sunabiliriz. Belki bu bir komplo teorisi ama bence doğunun bu şekilde gelişebileceğinin ortaya çıkması nedeniyle doğu hortladı diye düşünüyorum. Benim çocukluğumda doğudan gelen hayvanlar çok değerli bulunurdu. Çünkü hayvanlar o dönemde dağlarda kendileri gezinerek beslenirlerdi. Ama şu anda biz besideki hayvanları tüketiyoruz. Çünkü o dönemde hayvancılık doğuda gelişirken insanlar PKK yüzünden dağdan düze inmek zorunda kaldı. Çünkü dağlarda hayvancılık yapmak çok kolay olmadı. Doğal olarak insanlar dağdaki hayvancılığı şehirde yapamadılar. Ekonomideki kırılma da işte burada başladı” dedi. 
 
“ÜLKEYİ GÜVENİLİR BİR SİYASİ İKTİDARA DEVRETMELİYİZ”
 
Türkiye’nin 2005 yılından beri ekonomik krize sürükleneceği görüşünün pompalandığını dile getiren Acar, “Nouriel Roubini 2005 yılından beri Avrupa’yı bir ekonomik krizin yakalayacağını söylemişti. Bu krizin etkileyeceği ülkelerin başında da Türkiye’yi saymıştı. Nouriel Roubini’nin eknomi teorisi şuydu: Ülkeler düşecek, aynı “W” harfi gibi önce aşağıya inecek ondan sonra toparlayacak. Tabi bu açıklama o dönemde iktidar aleyhine olduğu için muhalefetin çok ilgisini çekti ve bunu sürekli anlatmaya başladılar. Ekonomideki iyi gidişatın sonunun geldiğini her fırsatta dile getirdiler. Hakikaten de 2007’den sonra Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İtalya’da sorunlar başladı. Türkiye’deki ilk tepkiler de ekonomide yavaşlama şeklinde geldi. Ancak Türkiye o dönemde bir krize yakalanmadı. Bu kez Roubini tekrar “Hiç merak etmeyin kriz yakındır” açıklamasında bulundu. O zaman yeni bir kavram ortaya attık: Kırılgan Beşli... Malezya, Arjantin ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu ülkeler... Evet diğer tüm ülkeler krize yakalandı hatta o dönemin Başbakanı Türkiye için “kriz teğet geçti” dedi. 2009-2010’da ekonomi bir toparlanma sürecine girince Nouriel Roubini “merak etmeyin bu ‘W’ hareketi” dedi. Yani Roubini 8 senedir bizde kriz olmasını bekliyor, bütün yatırımcılar da onun verilerini baz alıyorlar. Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşları onun değerlendirmeleri sonucunda Türkiye’yi kırılgan olarak yorumlayıp kredi notunu artırmıyor. Bunun sonucunda da Türkiye’ye yabancı sermaye gelmiyor. Çünkü Türkiye’nin eninde sonunda krize gireceğine dair bir algı pompalanılıyor. Ben de buna ekonomik terör diyorum. Zaten kendi içimizde bir takım sorunlarımız var. Örneğin siyaset. Ülkeyi güvenilir bir siyasi iktidara devredip yola devam etmek istiyoruz biz. Çok güçlü bir tek parti iktidarı olmasa da koalisyon olsun. Ama güvenilir olsun. Bugün güvenlik ve terör, önceliklerimizde 1. sıraya yükseldi. Bunu çözmeden ne ekonomide kalkınmayı, ne eğitimde iyileşmeyi ne de sağlıkta refahı konuşabiliriz” diye konuştu. 
 
“GELECEK, BUGÜNDEN KÖTÜ OLMAYACAK”
 
1 Kasım’daki seçimleri Türkiye’de iki turlu bir seçimin başlangıcı olarak gördüğünü söyleyen Prof. Dr. Acar, “ Aynı iki turlu seçimlerde olduğu gibi bir durum yaşadık. Önce 7 Haziran’da bir seçim oldu, halk tercihlerini dağıttı ve bu tercihlerden bir iktidar çıkmadı. Sonuçta 1 Kasım’da yeniden hak aldık biz. Bu seçimlerdeki tercihlerin sonucunda bir iktidarın çıkacağına inanıyorum. Bu iktidarın koalisyon ya da tek parti iktidarı olması halinde de olumsuz olacağını düşünmüyorum. Yani bugünkünden kötü bir durum beklemiyorum” dedi. 
 
HER ŞEYDEN ÖNEMLİSİ HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ
 
Geleceğe yönelik endişelerini de paylaşan Acar “İnsanlar güvenlik sorununu öncelik olarak aldıkları zaman hiçbir şey onun önüne geçmiyor. Devletler de varlığını tehdit eden unsurlarla ya mücadele etmeyi öğrenecekler ya da onlarla barışıp kendilerine zarar vermesine engel olacaklar. Güvenlik konusunda caydırıcılığın olduğu, kamu düzenini bozan unsurlara izin verilmediği, hukuk sistemi çerçevesinde bunların engellendiği, haklı ve meşru taleplerin yerine getirildiği, hukukun üstünlüğünü önceleyen bir sistemi tesis etmek gerekiyor. Bunu yaptığımız takdirde biz doğudaki sorunla baş etmiş oluruz. Biz bunu uygun şartlarda sağlayabilecek bir yapı içerisindeyiz. Yeter ki buna karar veren iradeli bir siyasi iktidar olsun. Çünkü terörün ve güvenlik sorununun hiçbir boşluğu affetmeyeceğine inanıyorum” şeklinde konuştu. 
 

Yayın Tarihi : 29.09.2015 : 09:52

Etiketler : haber    haberler    ekonomi    ibrahim attila acar    katip çelebi üniversitesi    eko terör    siyaset    seçim    terör    pkk    gamze kurt    ben haber    kanalben    ben tv       


Yorumlar

8107




GÜNÜN MANŞETLERİ


VİDEO HABERLER




YAZARLAR



BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN