Sınırsız ve kesintisiz Internet Televizyonu, Güncel Haberler: Ben TV


Konak'a Dev Proje

Konak'a Dev Proje
Siyasetçi kimliğinin yanında ve hatta ötesinde, bir İzmir aşığı olan, İzmir Milli Kütüphane Başkanı Ulvi Puğ ile bu sıcak gündemde, bir tarafta yerel idareler, diğer tarafta hükümet ve iş dünyasını konuştuk.

 

ÖZGÜN KABACAOĞLU / BEN HABER

İzmir Kültür tarihinin en önemli yapılarından birinde, İzmir Milli Kütüphanede, hukukçu, siyasetçi kimliklerinin yanında ve hatta ötesinde, bir İzmir aşığı olan, Kütüphane Başkanı Ulvi Puğ ile makamında buluşuyoruz. Sıcak gündemde, bir tarafta yerel idareler, diğer tarafta hükümet ve iş dünyasını konuşuyoruz. Aksaklıklar, artılar, eksiler… Zamanında lokomotif bir şehir olan İzmir’in geldiği son durumu irdeliyoruz. Her defasında sohbetinden, sunumlarından keyif aldığım, CHP’li siyasetçi, hukukçu, İzmir aşığı Ulvi Puğ ile söyleşimiz…
 
“Kitap sayımız bir milyon civarında”
 
Şu an bulunduğumuz mekândan, İzmir Milli Kütüphanesinden başlayalım. Bize, kütüphaneden bahsedebilir misiniz?
 
İlk olarak belirtmek isterim… İzmir Milli Kütüphanesi, milli unvanını taşıyan bir sivil toplum örgütüdür. İzmirlilerin çabaları, kendi gayretleri ile yüz üç yıl önce, 1912 yılında kurulmuştur.
 
Milli unvanı bize, bakanlar kurulunun özel bir kararı ile verilmiştir. Şu an başkent Ankara ve İstanbul dışında, derleme kanunundan yararlanan tek kütüphaneyiz. Derleme Kanunu sayesinde bütün yazılı ve basılı eserler ücretsiz olarak İzmir'e İzmir Milli Kütüphanemize gelmektedir. Bu sebeple kitap sayımız bir milyon civarındadır.  Ayrıca 4 binin üzerinde el yazması eser, Gutenberg Matbaasında, İbrahim Müteferrika matbaasında basılmış eserler,  Victor Hugo La Martin gibi önemli yazarların orijinal dillerinde ilk baskı kitaplarına kadar çok zengin ve çok değerli bir koleksiyona sahibiz.  
 
 
Milli unvanı neden size verildi, bir kamu kurumu olmamanıza rağmen?
 
Biliyorsunuz, nasıl ki matbaa bize geç geldiyse, kütüphanecilik faaliyetleri de geç başladı. İlk defa kütüphaneciliğin bir devlet görevi olduğunun kabulü, 1862 tarihli Maarif Nizamnamesi ile olmuştur.  Ardından 1884 yılında İstanbul’da Beyazıt Kütüphanesi kurulmuştur. Ancak baktığımızda modern kütüphaneler anlamında, Müslüman tebaanın yararlanabileceği hiç kütüphane yoktur Anadolu’da. Bu açığı gören dönemin önemli siyasi gücü İttihat Ve Terakki, 1911 yılında, Selanik'te yaptığı kurultayında, her ilde bir milli kütüphane kurulması kararını almıştır. 1912 yılında da kurucuları arasında Celal Bayar, Süleyman Ferit Eczacıbaşı, Küçük Telat gibi çok önemli isimlerin bulunduğu İzmirliler kütüphanemizi kurmuştur. 
 
Kütüphanemiz kuruluşundan beri Milli Kütüphane adını taşımış, Ancak Cumhuriyetin ilanından sonra bu unvanı 1933 yılında bakanlar kurulu kararı ile de resmen tescil edilmiştir. 
 
“Yüz yıllık binamız tamamen doldu, bir kitap koyacak yerimiz dahi kalmadı”
 
Binadan bahsedebilir miyiz, hayran bırakan bir mimariye sahip zira…
 
İzmir Milli Kütüphanesi 1912 yılında 3. Beylerdeki Salepçioğlu köşkünün 2 odası kiralanarak kurulmuştur.  Daha sonra dönemin kudretli İzmir Valisi Rahmi Bey, şu an içinde bulunduğumuz binamızın arsasını bize bağışlamış. Önce Kütüphaneye gelir getirmesi için, İzmirlileri. Elhamra Sineması olarak bildikleri ve bu gün İZDOB'un kiracı olarak kullandığı binamız 1926 yılında tamamlanmıştır. Kütüphane binamız ise, araya giren 1. Dünya Savaşı, İzmir'in İşgali ve Kurtuluş Savaşımız gibi süreçler sonunda  1933 yılında tamamlanabilmiştir. Her iki binamız da dönemin ünlü mimarı Tahsin Sermet tarafından yapılmış olup neoklasik mimarinin en güzel örneklerindendir. Milli Kütüphanemizde Elhamra Sineması binamızdan aldığı kira geliri ile halkımıza ücretsiz kütüphanecilik hizmeti vermektedir. Ancak İzmir'e gururla yüz yıl hizmet veren binamız artık tamamen dolmuş ve bir kitap koyacak yerimiz kalmamıştır. 
 
“En büyük gayemiz yer sıkıntısını gidermek”
 
Sizin göreviniz… Başkan, neler yapar? Vakfın yapısından da bahsedebilir misiniz? 
 
İlk olarak belirtmeliyim ki, Gerek ben, gerekse yönetim kurulu arkadaşlarımız, buradaki görevlerini gönüllü olarak gerçekleştiriyor, bir milli görev bilinciyle ifa ediyorlar. Elbette maaşlı çalışanlarımız da var. Bizim, onda birimiz kadar eser barındıran kütüphaneler, üç katı belki daha fazla eleman istihdam ediyorlar, gönül ister ki bütçemiz artsın, daha fazla çalışanla, daha iyi hizmet verebilelim. Örneğin kütüphanemiz 24 saat hizmet verebilsin. 
 
Biz neler yapıyoruz… Bizim en büyük amacımız bu kütüphaneyi gelecek nesillere sıkıntısız emanet edebilmektir. Bahsettiğimiz gibi bu bina artık yetmiyor, yüz yıldır ayakta… Fakat bir yüzyıl daha bu yükü kaldıracak durumda değil. Bu sebeple, en büyük gayemiz yer sıkıntısını gidermek. Bunun için çok önemli bir proje hazırlığındayız.
 
“Bu proje İzmir’in çehresini değiştirir”
 
Projenizden bahseder misiniz?
 
 Karşımızda eski SGK blokları var. Biz bunların yıkılmasını, yerine büyük bir proje yarışması ile sanat, kültür merkezi kurulmasını öneriyoruz. Düşünün, ortak ve Elhamra Sinemasının, Kütüphane binamızın, daha arkada Kadifekale’nin görünmesini engellemeyecek tek katlı bir ortak giriş ve dört yanında yanlara doğru yükselen dört blog. Birinde kütüphane, birinde modern sanatlar müzesi, opera ya da tiyatro, hatta belki gelen konuk sanatçı ve araştırmacıların konaklayacağa bir butik otel...  Bu proje, bir anda İzmir'in çehresini değiştirir. İzmir’de konaklamadığından şikayet ettiğimiz yabancı turistlerde, şehirde bir hatta iki gün geçirmek için önemli bir sebep bulacaklardır.
 
“Yeni kütüphaneyi sadece biz idare edelim demiyoruz”
 
Belirtmeliyim, bu yeni kütüphaneyi sadece biz idare edelim veya binası bizim olsun gibi bir ihtirasımız yok.  Buraya katkı koyan kurumlarda bu yapının içerisinde yer alabilirler, almalıdırlar. Böylece daha büyük bir bütçe ile İzmirlilere modern kütüphanecilikten faydalanma imkânı sağlamaya devam edebiliriz. Tabiki burada bir parantez açmalıyım. Asıl mesele Türkiye’nin geleceğidir. 
 
“Güzel bir gelecek, eline silah alanlarla değil, kalem alanlarla kurulabilir”
 
Güzel bir gelecek, eline silah alanlarla değil, kalem, kitap alanlar ile kurulabilir. Bu yüzden de bizim kitap sevgisini aşılamamız lazım. Bu yüzden yeni kütüphaneyi, içinde gençler için çekim merkezi oluşturacak alanların da olacağı bu mekânı çok önemsiyorum.
 
 
“İzmir’in bakış açısını Türkiye’ye yaymak lazım”
 
Bu çalışmalarınızın yanında, İzmir sanat ve cemiyet hayatında önemli yerlerde görüyoruz sizi. Baktığınızda, entelektüel anlamda artı ve eksileriyle, İzmir’i değerlendirebilir ve sanatsal çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?
 
Sanatsal çalışmalarımızda özellikle yapmak istediğimiz  bir unsura dikkat çekerek başlayayım. Sanatsal etkinliklerden ona ulaşmakta güçlük çeken vatandaşlarımızın yararlanmasını sağlamak en büyük önceliğimiz. Bu sebeple, ücretsizdir sanatsal etkinliklerimiz. Mesela köylerimize gideriz. Orada iki gencimize şiiri, müziği sevdirsek, bu bizim için aydınlık bir geleceğe atılmış adımdır.
 
İzmir, benim gözümde, Atatürk’ün kurmak istediği Türkiye’nin en güzel örneklerinin sergilendiği bir şehirdir. Bu İzmir, elbette binlerce yılın bir ürünüdür. Bu şehirde,fakir zengin, okumuş cahil ayrımı yoktur. Müslüman, Hristiyan, Yahudi ayırımı yoktur. Alevi Sünni ayırımı yoktur. Türk, Çerkes, Kürt ayırımı yoktur. İnsanlar dinlerinden dolayı dışlanmazlar. İzmirli ibadet yapana Allah kabul etsin derken, rakı içene yarasın der. İşte bizim bu bakış açısını tüm Türkiye’ye yaymamız lazımdır.
 
“İZGEP’in ortak paydası İzmir, konumu siyaset üstü olmak”
 
Aynı zamanda İzmir Kent Kültürü Gelişim Platformu, kısa adı ile İZGEP’in başkanlığını da yürütüyorsunuz. Platformunuzdan bahsedebilir misiniz? Ayrıca çok farklı siyasi görüşlerden isimleri bir arada barındırıyorsunuz. Platformunuzun burada konumu nedir?
 
Üyelerimiz arasında eski bakanlar dâhil olmak üzere çok farklı görüşlerden gelen siyasiler var ama ortak bir bakış açısı etrafında toplanabiliyoruz. Demokrasi, hukukun üstünlüğüne olan inancımız… Bu tarz ortak ilkeleri benimsedikten sonra, İzmir’in de o engin bakış açısını taşıdığımızdan dolayı aynı masada toplanıp, İzmir’in genel sorunlarını, kültürel gelişimi için projelerini masaya yatırabiliyoruz. Platformumuzun da burada konumu siyasi kurumlar üstü olmak, İzmir’i ortak payda olarak tutmaktır.
 
“CHP açısından seçim sonuçlarını başarılı görmek mümkün değil”
 
İZGEP’teki siyasetçilerden biriside sizsiziniz. CHP’li bir siyasetçisiniz, hukukçu kimliğinizin yanında. Yılların verdiği deneyim ile CHP teşkilatlarını ve genel politikalarını Türkiye genelinde ve İzmir özelinde yorumlar mısınız?
 
Yakın geçmişte, Gezi Olayları ve 17-25 Aralık yolsuzluk iddiaları gibi her biri tek başına bir iktidarı değiştirmeye yetecek olaylar yaşadık. Ancak buna rağmen CHP Yerel Seçimlerde İzmir gibi bir yerde 8 ilçeyi kaybetti. Genel seçimlerde ise önceki genel seçime göre bir milletvekili kaybettik. Bir kere bu sonuçları başarı olarak kabul etmek mümkün değil. 
 
“Adaylar, partilerine ilave oy kazandırmalı”
 
Kimse gücenmesin ama işin aritmetiği aday gösterilen bazı isimlerin yanlış olduğunu açıkça gösteriyor. Bir Belediye Başkan adayı partisinden az oy alıyorsa ve hele hele bu yüzden seçimi kaybediyorsa bunu başka türlü açıklayamazsınız. İl Başkanlarının, İlçe Başkanlarının ve özellikle bütün adayların kendi gayret ve becerileri ile mutlaka ilave oy getirebilmeleri şarttır. Bilimsel bilgiye sahip ama halkın anlayabileceği dilden konuşan politikacıları üretmek ve sayısını arttırmak şarttır. 
 
“Seçim sonuçlarında dramatik değişimler olmaz”
 
Son seçimler ve sonrasını da soralım… Malumdur ki 2015 genel seçimleri hiçbir partiye tek başına iktidar olma şansı tanımayan bir tabloyla bitti. Koalisyon ihtimalleri ve erken seçim arasında tartışmalar gidip geldi. Tekrar seçim 1 Kasım'da. Sizin öngörünüz ne yönde. Tekrar seçimde ne olur?
 
Oranını bilemem ama terör olayları HDP’ye  oy kaybettirecektir. Sayın Bahçeli'nin izahı zor tutum ve hamleleri sonucu MHP’de de bir miktar oy kaybı görülebilir. Fakat dramatik değişimler olmaz ve üç aşağı beş yukarı mevcut tablo ile tekrar karşılaşılır. Koalisyon görüşmeleri tekrar başlar. 
 
 
“Demokrasiye inanıyorsak koalisyonlardan korkmamalıyız”
 
Aslında demokrasiye inanıyorsak koalisyonlardan korkmamalıyız. İyi bir koalisyon hükümeti, seçmenler arasındaki korkunç boyuta varan kutuplaşmayı hafifletebileceği gibi siyasetimize   nezaket ve uzlaşı kültürünü de getirebilir. Hayırlı sonuçlarını da görebiliriz bu açıdan, erken seçimin.
 
“PKK bir terör örgütüdür”
 
Gündelik siyaseti burada bırakırsak... Az önce terör olayları dediniz. En başından Kürt Açılımını nasıl yorumluyorsunuz? T.C.’lerin kaldırılması, resmi dil tartışmaları dahil…
 
Maalesef temel sorun, en başından başladı sürecin. Hükümet, PKK ile örgütün elinde silah varken müzakereye oturdu. PKK bir kez daha söylemeliyiz, bir terör örgütüdür. Silahlarını tamamen bırakmadan masaya oturulmamalıdır. Fakat oturulmuştur. Kapalı kapılar arkasında pazarlıklar yapılmıştır. Halbuki bu işin çözüm yeri parlamentodur. TBMM’de çözülmelidir. Şuan geldiğimiz yer, kapalı pazarlıkların çökmesi sebebiyle olmuştur. Tekrar operasyonlara başlanmıştır. 
 
“Vatanın her bir karışına devlet, devletin her bir birimine hukuk, adalet egemen olmalı”
 
Türkiye'nin rahat bir nefes alabilmesi için vatanın her bir karış toprağında devletin, devletin her bir biriminde de hukukunun ve adaletin egemen olması şarttır. Bu sağlanmadıkça o bölgelerindeki halkımızın özgür iradesinden bahsetmek mümkün değildir.
 
“Siyaset birazda tahammül sanatıdır”
 
Az önce parlamento dediniz. Fakat arkasını KCK’ya, YPG’ye dayamış olduğunu söyleyen meclis üyeleri var. Bunu nasıl yorumluyorsunuz. Hukuk anlamında ne yapılmalı?
 
Bunları derler. Ülkeyi tükürüğüyle boğacağını söyleyenler dahi var. Bir parlamento çatısı altında her türlü görüşe mensup insanlar olabilir. Siyaset birazda tahammül sanatıdır.
 
“Sorun herkesin ortak aklı ile çözülmeli”
 
Her şeye rağmen bu tür sorunların çözümleyeceği ana merci parlamento olmalıdır. Ancak bu tür meseleler günlük siyaset dışında devlet ve millet meselesi olarak ele alınmalı üniversitelerimizden sivil toplum örgütlerine, yargıdan orduya kadar herkesin ortak aklı ile çözüm üretilmelidir.
 
“Cezaların caydırıcılığı, sürekli yenilenen aflar sebebiyle çökmüştür”
 
Terör şiddetinden bireysel şiddet olaylarına geçelim. Geçtiğimiz dönemde ülke olarak Özgecan Aslan’ın vahşice katledilmesini konuştuk. Tecavüz suçlularına hadım etme, idam gibi cezaları öngören kampanyalar gündemimize geldi. Sizin bakışınız ne yönde. Özellikle siyasetçiler bu konularda ne yapabilir, ceza kanunumuzun sertliği yeterli mi? Gerek hukukçu kimliğiniz, gerekse siyaseti kimliğiniz ile değerlendirebilir misiniz? 
 
Cezaların üç temel fonksiyonu vardır.  Bunlar; Caydırıcılık, suçluyu ıslah etme ve kamuoyu vicdanını tatmindir… Ne yazık ki ülkemizde sürekli yenilenen aflar ve yargı sistemimizin işleyişindeki aksaklıklar  sebebiyle caydırıcılık fonksiyonu çökmüştür. Bununla paralel, kamuoyu vicdanı da tatmin olmamaktadır. Zira sade vatandaş, basında sık sık af, zaman aşımı, üstünü örtme gibi sebeplerle işlenen suçların yapanın yanına kar kaldığını görmektedir.  Suçluyu ıslah etme ise mevcut cezaevi sistemimizde mümkün değildir. Suçlu, suçlu ile dayanışma içine girmekte ve daha büyük bir suçlu olarak çıkmaktadır. Siyasetçi ise burada af konusunu gündemden uzak tutarak başlayabilir. Ayrıca şiddet şiddetten beslenir. İnsanlara rol model olarak eli silahlı dizi karakterlerinden çok, eli kalem tutan karakterleri göstermeliyiz. Birbiri ile kavga eden siyasetçilerden çok, birbiri ile düzgün konuşabilen siyasetçilerin, hatiplerin sayısını arttırmalıyız. 
 
“Toplumsal düzen için hukuk, huzur için adalet şarttır”
 
Hukuk için belki ayrı bir sohbet yapmamız gerekir.  Ancak şu kadarını söylemeliyim ki; 
 
Hukukun nihai amacı adalettir. Yani hukuk mekanizması çalıştığı zaman ortaya çıkaracağı Ürünün mutlaka adalet olması gerekir. Toplumların düzeni için hukuk, huzuru için ise adalet şarttır. 
 
“Bir an evvel çözülmesi gereken konu, İzmir’e bir kimlik kazandırmak”
 
Biraz da İzmir… Şehrimizin son dönemde özellikle iktisadi alanda geri kaldığı söylenebilir. Bunda merkezi hükümetin icraatlarının bir payı vardır veya yoktur. Peki, belediyeler konusunda daha iyi ne yapılabilirdi. İzmirli olarak bir özeleştiri yapmamız gerekirse, İzmir yerel yönetimleri ve sermayesi neyi yanlış yapıyor. 
 
Öncelikle bir an evvel çözmemiz gereken konu, şehrimize bir kimlik kazandırılması. Bu şehir ne olacak, nereye gidecek… Evet, ne yazık ki artık bir lokomotif şehir olma vasfını kaybediyoruz. Bunu ivedilikle çözmek için yatırım alanlarını belirlemeliyiz. Bu da bizi ne kimliği alacağımız sorusuna götürmektedir. İzmir’i yönetenler bu soruna bir an evvel çözüme kavuşturmalıdır ki doğru hamleler yapılabilsin.
 
“İzmirli keyfine düşkün”
 
İzmir’den devam ederek son sorumuzu soralım. Elbette sanat ve spora yapılan maddi destek açısından İstanbul ile yarışmamız beklenemez. Peki bulunduğumuz yer iyi mi? Arkas Sanat Merkezi, Voleybol Takımı, Pınar KSK ve Folkart Müzesi gibi isimlerin sayısı nasıl arttırılabilir? 
 
Bir tespiti ortaya koyarak başlamam lazım. İzmirli aydın ve vizyon sahibi olduğu kadar keyfine de düşkün bir karakter sahibidir. Sermayedarlarımızın çoğunluğu  şirketlerini kurumsallaştırmıyor.  Baktığımızda, önemli şirketlerin çoğunluğunun tepe yönetimlerinde sahiplerinin oğulları, kızları var. Hâlbuki buralara konusunun uzmanları gelmelidir. Şirketler profesyonelleşirse, İzmir daha büyük katma değer üretir hale gelecektir.
 
“Aynı keyfiyetle İstanbul’a taşıyorlar merkezlerini”
 
Yine aynı keyfiyetin devamını, ne yazık ki İzmir’den kaçan büyük sermaye sahibi ailelerde de görüyoruz. Kolayı seçip İstanbul’a taşıyorlar merkezlerini.
 
Tabi ki bunda bizlerin de kabahati var. Zira bizler, İzmirli uzmanlara gereken değeri göstermiyoruz. Örneğin, şimdi en yakın bayram, Zafer bayramında, hep İzmir ile bağını koparmış sanatçılar hatta İzmir ile hiç ilgisi olmayan isimler sahnelere çıkartılacaktır. Halbuki, bu şehre değer katmaya çalışan isimlere öncelik versek, sanayide de ticarette de sporda da sanatta da kendi değerlerimizi markalaştırsak...  Hatta siyasette... 
 
“Bizler birbirimize kıymet verirsek, ulusal hatta küresel markalar çıkaracaktır şehrimiz”
 
Niye bir İzmirli genel başkan yok veya partilerin genel politikalarının belirlenmesinde neden İzmirliler söz sahibi değil… 
 
Bizler birbirimizin değerine değer katarsak, bu şehir her açıdan daha büyük ulusal ve hatta küresel markalar çıkaracaktır.
 
Ulvi Bey’e keyifli sohbeti için tekrar teşekkürler, aynı keyfi almanız dileğiyle… 
 

Yayın Tarihi : 31.08.2015 : 15:25

Etiketler : haber    haberler    ulvi puğ    milli kütüphane    başkanı    konaka dev proje    özgün kabacaoğlu    kanalben    ben tv    ben haber       


Yorumlar

4181




GÜNÜN MANŞETLERİ


VİDEO HABERLER




YAZARLAR



BEN TV ŞİFREMİ UNUTTUM

BEN TV'YE GİRİŞ YAPIN

BEN TV'YE ÜYE OLUN