banner51

Deniz patlıcanında talan, azgınlık boyutunda!

Üç yanının denizlerle çevrili olduğunu gururla söylediğimiz ülkemiz, üç yanından kirli ve verimsiz sularla çevrili olma tehlikesiyle karşı karşıya! Tehlikenin temelindeyse, deniz patlıcanlarının talan edilircesine toplanması yer alıyor.

Deniz patlıcanında talan, azgınlık boyutunda!

Burak Cilasun / Ben Haber

Türkiye'de ve özellikle de Ege ve Marmara kıyılarında denizin temizlik oranı alarm veriyor! Denizlerin filtresi ve en önemli temizlik elemanı olarak nitelendirilen deniz patlıcanlarının yasal olmayan yollarla talan edilircesine toplanması ekosisteme telafisi çok zor olan büyük zararlar veriyor. Kendisi de su ürünleri üzerine uluslararası üretim yapan Med Özsoy Group Kurucusu Enver Özsoy, yaşanan tehlikenin boyutunu Ben Haber okuyucuları için anlattı. Özsoy, “Bu iş artık bu sene çığrından çıktı. Deniz patlıcanı dalarak çıkarılır. Yöntemi budur. Ama Çeşme'de Algarna ile gündüz vakti deniz patlıcanı arıyorlar. Bu nedir? Dipte ne varsa toplamaktır! Denizlerde çiftliklerin durumu konuşuluyor hep. Evet çiftliklerin belli pisliği var ve bu pisliği deniz patlıcanı yiyor. Deniz patlıcanı da olmazsa, deniz bu pisliklerden arınamaz. Pislikler denizde yüzer yüzer! Leş gibi deniz ne turizm bırakır, ne su altında hayat bırakır. Valilik, Bakanlık, Tarım İl Müdürlüğü vs. yazmadığımız dilekçe, mektup kalmadı ama yine de bu talan durdurulamıyor yahut durdurulmuyor.” dedi.

TALAN VAR!

Deniz patlıcanı avının Enver Özsoy, “Yurt dışında Akdeniz mallarına talep var. Çünkü porsiyona daha uygun. Bu nedenle de talan var. Emin olun Çanakkale'de, Ayvalık'ta bütün mallar parmak kadar kaldı. Çıkan malın içinde eti bile yok. Yine de talanla birlikte Saros Körfezi'ne kadar yayılarak kaçak mal toplanıyor. Önceden toplanan mallarla ilgili yetkiler yerel kooperatiflerdeydi. Ne yapılıyordu? Örneğin 1 ton Çeşme'den mal toplandı, 2 ton da yasak bölgede Didim'den. Çeşme'de mal indirildiğinde tartılmadan oraya 3 ton yazılıyordu. Böylece Didim'den çıkarılan kaçak 2 ton, sanki Çeşme mahsulüymüş gibi işleme sokuluyor ve iş kılıfına uyduruluyordu. Şimdi bu yetki Mayıs ayında kooperatiflerden alındı ve Tarım İl Müdürlüklerine verildi. Kağıt üstünde geçerli, doğru bir uygulama fakat yine de kaçağın önüne geçilmiş değil. Çünkü onun da sebebi şu, mal bu kez kaçak olarak çıkarılıp direkt soğuk hava deposuna götürülüyor. Av dönemi bittiğindeyse firmalar ellerindeki stok durumunu bildirmek zorunda. Depoda var 3 ton deniz patlıcanı. Firma malı soğuk hava deposunun kapısına yığıyor. Denetim eksik yapılınca depoda 30 ton mal var gibi gösteriliyor. Kalan 27 ton ne zaman toplanıyor biliyor musunuz? Av yasağı döneminde!”

“EKOSİSTEME DE TURİZME DE ZARARI BÜYÜK”

Farklı ülkelerde su ürünleri üzerine fabrikaları bulunan Özsoy, “Kuzey Afrika ülkelerinde dahi, ekosistemin korunması için büyük çaba var ama ülkemizde tamamen bir boşvermişlik hakim. Bakın Çin'den İzmir'e gelip yerleşen çok insan var. Türk firmalarını satın alarak tekelleşiyorlar. Burada gariban balıkçıyı da, bu alandaki küçük işletmeleri de piyon gibi kullanıyorlar. Deniz patlıcanlarını asitle temizliyorlar! Gıda üzerine çalışan firmalarında HACCP Belgesi vardır. Bu belgede asitle çalışma izni var mı? Yok! İnsanlar asidin içinde ciğerleri parçalanırcasına çalışmak zorunda kalıyor. Kaymağınıysa bunlar yiyor. Bu iş artık mafyalaştı. Senede 5-10 milyon dolar için ülkemize yazık ediliyor! Bakın Yunanistan'da tekne başına günlük 300 kiloyu geçememe zorunluluğu vardır. İtalya'da avlanma tarihleri çok keskindir. İhlal edemezsiniz. Cezayir ve Tunus gibi ülkelerde tüple dalış bile yasaktır.” dedi.

Özsoy'un Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'na gönderdiği dilekçelerden yalnızca biri:


 

“BAŞTAN SAVMA BİR DURUM VAR”

Özsoy, “Bakın deniz patlıcanında avlanma alanları 4 senedir sabit tutuluyor. Bu bir kere olacak şey değil. Ben hatta yazılar yazdım değişmesi için ama sabit tuttular. Yayınlanan avlanan haritayla meridyenler birbiriyle tutmuyor bile. Yasak olan yerler bile haritada yer alıyor. O kadar baştan savma bir durum var." dedi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER