banner51

Bu yazıyı mutlaka okuyun... Bilmem anlatabildim mi?

Hamdi Türkmen yazdı...

Bu yazıyı mutlaka okuyun...  Bilmem anlatabildim mi?

Sizlerle bugün iki yaşanmış gerçek olayı, öykü olarak paylaşmak istiyorum.

Eminim, okuyunca ne demek istediğimi ya da ne söylemeye çalıştığımı anlayacaksınız..

İşte ilki geliyor.

Olay Kanada'da geçer.

Hani şu Kazdağları'nı altın uğruna yok eden Amanos şirketinin memleketinde.

Yaşayan da, anlatan da Melanie Özbay adlı bir hanım.

Xxx

34 yıldır Kanada'da yaşıyorum. Burada bahar geç gelir. Ağaçlar Mayıs ayının sonunda çiçek açarlar. Yalnız bir ağaç vardır, bizdeki kardelen gibi. Nisanın sonunda çiçek açar. Eksi derecede bile zamanı gelince çiçeğinin açar. 

Bundan yaklaşık 25 yıl önce bir Cumartesi günü öğle yemeği için bir restorana gidiyorum. Hava güzel artı 14 derece.. Mayıs ayının ilk haftası...
Şehir içinde çoktur, kısa boylu geniş saçaklı bir ağaç. Çiçekleri o kadar güzel açmış ki.. Ağaçtan bir dal kırdım, elimde restorana götürdüm.

Sık gittiğim bir restorandı. Cumartesi günleri tavuk kanadıyla bira günleri olur. Ben de iki haftada bir uğrardım. Garson kızlar beni tanırlar, her gidişimde tebessümle karşılarlardı.

Üniversite öğrencisi kızlar, çiçeği elimde görünce tebessümle karşılamadılar.

Dışarıda balkonda oturdum. Bira ve tavuk kanadı söyledim. Balkonda oturanlar da çiçeğe doğru baktılar, anlayamadım.

Garsonlardan biri ya da müşterilerden biri telefon etmiş olacak ki, 20 dakika geçti, çiçek masanın üzerinde. Belediyeye ait çevre koruma arabası geldi, park etti. İçinden 35 yaşlarında bir adam çıktı, gülümseyerek bana doğru geldi.

Masadaki çiçeğe baktı. Nezaketli bir şekilde "O çiçeği alıp arabama gelir misiniz?" dedi.

O zaman anladım.

Bu çiçeği dalıyla kırmak yasak.

"Mahkemeye mi gitmek istiyorsun, yoksa para cezası mı vereyim" dedi.

"Ne kadar para cezası" dedim. Bir metre çıkardı ve dalın boyunu ölçtü. Yaklaşık 40 cm.

"40 dolar yazacağım" dedi ve yazdı. Ve ben pazartesi günü o 40 dolar cezayı ödedim.

Xxx

Yaşananlar buraya kadar.

Bundan sonrası hanımefendinin Kazdağları'nda işlenen doğa katliamı, daha doğrusu "yeşil cinayet" ile ilgili yorumu:

"Kendi ağacının dalına dokundurmayan Kanadalı bizim Kaz Dağlarını dümdüz ediyor. Hem doğayı katlediyor. Hem de siyanürle altın arıyor, insan sağlığını tehdit ediyor.

Bunlar kendi ülkelerinde 40 cm ağaç dalı için ceza kesiyor. Bizim hainler de bizim dağlarımızı bunlara peşkeş çekiyor.

Bizimkiler gelsin, bunların iki ağacını kessin bakalım, neler oluyor görelim?

Vallahi de billahi de; ağacı da, kazmanın sapını da adamın k..na sokarlar!...

Xxx

Ve diğer yaşanmış öykü.

Ama önce Goethe'nin o ünlü sözü:

"İnsanın gözü bildiği ve anladığı şeyi görür..
Ancak daha derin bilgi ve kültürün bize gösterdiği birçok şeyi, önümüzde durduğu halde yıllarca görmemiş olabiliriz..."
Ardından, bir de Mevlevi felsefesinden bir alıntı:

Neyi arıyorsan, sen o'sundur...

Xxx 

Uzatmayalım...

Yıl 1905'di.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Theodore Roosevelt, rezervasyonlardaki  kızılderililerin şikayetleri üzerine bir toplantı düzenlemişti.
Kızılderili şefleri trenle New York'a getirildi.
Bir heyet kendilerini karşıladı.
Konuklara toplantı öncesi kenti gezdiriyorlardı.
Sokaklardaki insan seli, arabaların, iş makinalarının gürültüsü
kızılderilileri şaşırtmıştı.
Bir ara Oglala Lakhotaları'nın şefi ve şamanı Hehaka Sapa (Kara Geyik) bir Ağustos Böceğinin şarkısını duyduğunu söyledi.
Yanındaki diğer reisler onayladı.
Ama beyaz adamlar inanmadı.
Kentte Ağustos Böceğinin olmayacağını, olsa bile bu gürültüde duyulamayacağı söylediler.
Kara Geyik ısrar etti.
Arabayı durdurdu.
İndi, ilerideki parka gitti ve bir ağaçta Ağustos Böceğini gördü.
Amerikalılar şaşırmıştı.
"Olamaz" dediler, "Sende doğaüstü güçler var!.."
"Hayır" dedi Kara Geyik; Ağustos Böceğini duymak için doğaüstü güce ihtiyaç yok."
Amerikalılar, "O zaman biz niye duymadık." dediler.
Kara Geyik cebinden metal 50 sent çıkardı, kaldırımda yürüyen insanların arasına yuvarladı..
Bir anda herkes; "acaba benden mi düştü." diye paraya bakmaya başladı.
Kara Geyik yanındakilere sordu:

"Anladınız mı?"
"Anlamadık" dediler.
Anlattı:

"Bir insan için önemli olan nelere değer verdiğidir... Çünkü her şeyi ona göre duyar, ona göre görür ve ona göre hisseder...
Siz doğaya değer verseydiniz, Ağustos Böceğinin şarkısını duyardınız."

Xxx

Bilinen bir Kızılderili hikayesidir bu.

Gerçekten yaşanmıştır.

Bu Kızılderili öyküsü, bugün ülkemizde sadece Kazdağları'nda değil, Türkiye'nin her köşesinde yaşanan doğa katliamını, hani "cuk oturdu" denir ya; anlatan kıssadan hissedir.

Şimdi sorun kendinize...
Neye değer veriyorsunuz?
Neyi görüyor, neyi duyuyorsunuz?
Paranın sesini mi?
Ağustos Böceklerinin türküsünü mü?

Xxx

Son söz; Atatürk'ten...

"Efendiler, bilirsiniz ki, hayat demek, mücadele demektir.
 Hayatta başarı mutlaka mücadelede başarıyla mümkündür.
 Bu da manen ve maddeten kuvvet, kudrete dayanır bir keyfiyettir."
 Bilmem anlatabildim mi?

YORUM EKLE
YORUMLAR
Yıldız  yilmaz
Yıldız yilmaz - 3 gün Önce

Çok güzel yaşanmış hikayeler çul oturmuş kaleminize sağlık iyi gunler

C Soner Göksel
C Soner Göksel - 3 gün Önce

Harika yazı Hamdi bey

Şükrü Daşkın
Şükrü Daşkın - 3 gün Önce

İlim ve bilim hukuk eğitimle başlar ,yoksa kaderle yaşarsınız kadere bağladınızmı yaşam olmaz

Lütfü Türkel
Lütfü Türkel - 3 gün Önce

Ağzınıza kaleminize sağlık günün anlamına tam oturmuş sağol varol

Metin kok
Metin kok - 2 gün Önce

Hamdi abi gunaydin cok guzel yazi.ellerine saglik.

SIRADAKİ HABER