"Bir gidiyor; bin geliyor..."

Hamdi Türkmen yazdı: İstanbul’dan gelen göç, yerelle aynı düşünmüyor, sanayiye, betonlaşmaya, trafiğe, apartmanlara karşı.

"Bir gidiyor; bin geliyor..."

İster inanın, isten inanmayın; sadece geçen yıl İzmir'e 26 bin kişinin göç etti ve bunlardan 18 bini İstanbul’dan geldi.

Aslında, İzmir'e olan bu göç akını, eski göçlerden çok farklı.

Çünkü, geçmişte göç taşradan büyükşehirlereydi.

Taşra göçü, çaresizlik sonucu oluşmuştu.

Gelenlerin maddi imkanları kısıtlıydı. Köprüleri yakarak, sırtlarında yataklarıyla geliyorlardı.

İzmir'den tekrar memleketine geri dönmeleri mümkün değildi. Kent nüfusunda başta Güneydoğu’dan gelenlerin, 40 yıldır İzmir’de yaşıyor olmaları bunun kanıt olarak kabul edilebilecek örneklerinden biridir.

***

Göçle birlikte İzmir’de, konut ihtiyacının giderek yükseldiğini unutmamak lazım. Tedbir alınmazsa gelinen noktada kentte sosyal, kültürel, fiziki hasarlar oluşması kaçınılmazdır.

Bu nedenle İzmir’de kentsel dönüşüm bir ihtiyaç ve zorunluluk haline gelmiştir.

İzmir Büyükşehir Başkanı Aziz Kocaoğlu da bunun farkında. Bu nedenle iki büyük projeye başladı ve hızla yürüyor.

Biri Uzundere, ikincisi Karşıyaka’da.

Kocaoğlu, yerinde dönüşüm ile hem çürük çarık, kalitesiz ve yaşanması

zor konutları, bugün “İzmir Modeli” olarak geliştirdiği projeyle dönüştürüyor.

Yani devletin yıllardır; kentsel dönüşüm… kentsel dönüşüm diye bir türlü düzenli ve planlı olarak hayata geçiremediği değişimi, Aziz Kocaoğlu, İzmir Modeli ile tıkır tıkır hayata geçiriyor.

İzmir’deki bu gelişmenin Türkiye’ye, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile diğer büyükşehirlere, TOKİ’ye örnek olduğunu söyleyebilirim.

Nitekim bu kuruluşlar da kentsel dönüşümde, Aziz Kocaoğlu’nun uyguladığı İzmir modeline dönmeye başladılar.

***

Bugün ise; taşra göçünün çaresizlik, iş, eğitim ve barınma kaynaklı olmasına karşın, İstanbul göçünün bunlarla hiçbir ilgisi yok.

Bu göç, taşra göçü gibi değil, köprüleri yakmadan geliyorlar.

Gelenler şehirde kök salmıyor. Kök salmaları için işlerini de İzmir'e taşımaları gerekir.

İstanbul’dan gelen göç, yerelle aynı düşünmüyor, sanayiye, betonlaşmaya, trafiğe, apartmanlara karşı.

Bir ayakları toprağa değsin istiyorlar. Oturdukları yer şehre de hava alanına da yakın olsun diyorlar.

İstanbul göçünün maddi sorunu yok. Evini alabilecek şekilde sermayesiyle geliyor, ayrıca gayrimenkul yatırımına da meyilli.

‘Arsa alırsam değerlenir para kazanırım’ diye bakıyor.

Ama; İzmir’deki ve çevresindeki, Urla, Seferihisar, Güzelbahçe, Narlıdere, Gaziemir’de arsalar da gerçekçi olmayan fiyatlarla el değiştiriyor.

Bu da İzmir’de toprağın değerini anormal yükseltiyor.

***

Olayın olumlu yönü; İstanbul göçünün nitelikli olması.

Çünkü İzmir’deki kolektif yaşam, mahalle hayatına özeniyorlar.

İstanbul’da ise, bu insanlar kalabalıkta yalnız ve bireysel bir yaşam sürmek zorundalar.

Mahalle yaşamı kültürel ve sosyal çatışmaya açık sahalardır.

Eğer göç edenler, şehirle kültür çatışması yaşarsa şehrin de genetiği değişmeye başlıyor.

Olumsuz etkileri de şu;

Geldiler, fiyatlar yükseldi, lokantalarda bile farklı davranıyorlar’ gibi serzenişler başlıyor.

Nitekim; Çeşme bunu 5 yıl öncesinden yaşamaya başladı. Dünyanın nadir tatil beldelerinden Çeşme’nin diğer turistik ilçelere göre pahalı olmasının nedeni de bu olumsuz etkilerin bir sonucudur.

***

İzmirliler olarak hem halk olarak hem yerel yönetimler olarak göçün etkilerinden olumlu yönde etkilenmesi için hazırlık yapmamız şart.

Bu göçü fırsata çevirmemiz lazım.

Çünkü göç, tüm bu bilgiler ışığında hem fırsat hem tehdittir.

Göçün çok iyi yönetilmesi lazım. Her gelen misafire ihtiyacımız var. Onların sosyal, kültürel, fiziksel farklılıklarıyla ilgili çözümler yaratmalıyız.

Bu iş, 'merkezi yönetim” ile çözülmez. Çünkü her göç şehirden şehre coğrafyadan coğrafyaya farklı özellikler sergiliyor.

İzmir'in bu konuda özel çözümler üretmesi gerekiyor.

Biz göçü yönetirken proaktif olmalıyız. Gelecek planlarını hazırlamamız gerekiyor. Hem göçenin hem İzmirlinin beklentilerini karşılamamız gerekiyor. Çatışmayı engellememiz gerekiyor.

Sonuç olarak İzmir’i tasarlarken insanların neler isteyeceklerini dikkate alarak bir daha kentsel dönüşüme ihtiyaç olmasın diye farklı tasarımlar yaratmalıyız…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER