banner24

"41 ülkenin sonuncusuyuz!"

Hamdi Türkmen yazdı...

"41 ülkenin sonuncusuyuz!"

Dört çocuğumdan ikisi kız. Biri 30’lu yaşlarda, diğeri daha henüz Aralık ayında 4 yaşına basacak.

Büyüğü Hande, küçüğü Derin.

Bayılıyorum ikisine de…

Tabi yaş itibariyle 4 yaşındaki Derin, benim prensesim, canım, cananım, neredeyse her şeyim.

İki yıldır mücadelesini verdiğim hastalığımda, en iyileştirici ve beni hayata bağlayan tek ilacım kızım Derin olduğunu bilmem söylememe gerek var mı?

O da farkında.

Geçen gün, güneş batıyordu. Espri olsun diye herkes bir dilekte bulunsun dedik; Derin’in dileği ne oldu biliyor musunuz…

“Babam iyileşsin…”

Başka diye sorduk:

“Tek dileğim var, babam hemen iyileşsin” oldu...

Yavrum benim diye sarıldım, öpüştük, kedi gibi kucağımda bir süre kaldı, sonra “benimle oynar mısın baba “dedi ve oyuna daldık.

***

Kız çocuğu olan herkesin, benimki gibi mutlaka etkilendiği, yaşadığı bir öyküsü vardır.

Bunları yazmamın nedeni, 11 Ekim’in, 2012’den beri Dünya Kız Çocukları Günü olarak kutlanmasıdır.

Ama benim yeni haberim oldu.

Böyle bir girişimin temel amacı kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve onların insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanmalarını sağlamak olduğunu duymak da beni çok etkiledi.

Çünkü  çok önemli. Kız çocukları, yaşlarının her döneminde güvenli ve sağlıklı bir şekilde yaşama ve eğitim alma hakkına sahip olmalılar.

Ne yazık ki; 11 Ekim yalnızca yasalarda kalmakta, sahip oldukları bu büyük potansiyele ve eşit muamele görme haklarına rağmen, kız çocuklarına çoğu zaman kendilerini geri plana atmaları öğretilmekte, bu da onların özgüvenlerini zedelemektedir.

***

İzmir Barosu’nun bu konudaki açıklamaları ve tespitleri çok yerinde. İşte o tespitler:

Kız çocuklarının eğitimlerinin iyileştirilmesine yönelik Kızların Eğitimi isimli MEB projesi kapsamında yapılan araştırmalara göre kız çocuklarının okullaşma ve devam oranlarının düşük olmasının en temel nedenleri sosyo-kültürel faktörlerdir.

Bu faktörleri okullarla ilgili nedenler, ailelerin algıları, ekonomik nedenler, şahsi nedenler ve siyasi nedenler takip etmektedir.

Kız çocuklarının her türlü hizmete etkin bir şekilde ulaşmalarına engel olan bu nedenlerin aşılmasını sağlayacak; ayrımcılığı, nesilden nesile aktarılan yoksulluk ve şiddeti önleyecek olan istikrarlı tedbir ve kalkınma politikaları Türkiye’de halen tam olarak hayata geçirilebilmiş değildir.

 2000 yılında Dakar Konferansı’nda belirlenen okullaşma oranı hedefi ise yüzde 100 olmasına rağmen Türkiye’de zorunlu eğitim 12 yıllık bir süreyi kapsasa da kız çocuklarının okullaşma oranları hâlâ yüzde 100’ün altındadır.

***

Çocuk yaşta evlilik, Türkiye’deki temel sorunlardan biri olmaya devam etmektedir.

2013 tarihli Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’na göre 25- 49 yaş arasındaki kadınların yüzde 22’si 18 yaşına gelmeden evlenmiştir.

18 yaşından daha küçük yaşta evlenmiş kızların cinsel ilişki de dâhil olmak üzere şiddet görme ve istismara uğrama ihtimalleri artmaktadır.

Çocuk yaşta evlenen kızlar, iş olanaklarının kısıtlı olması nedeniyle, daha büyük yoksulluk riskleriyle karşılaşmakta, hukuki destek kanallarına erişimleri de kısıtlanmakta, ekonomik bağımsızlık elde edememeleri nedeniyle eşe bağımlı kalmakta ve kendilerini geliştirememektedirler.

***

Resmi kurumlar halen kadınların doğurganlık yaşını 15-49 olarak esas almakta ve istatistik düzenlemeler bu esas üzerinden gerçekleştirilmekte, yasalarımızda ve taraf olunan tüm uluslararası sözleşmelerde düzenleme alanı bulan evlenme yaşı dahil tüm çocuk mevzuatı hiçe sayılmaktadır.

Hamilelik ve doğumun yol açtığı sorunlar 15-19 yaş arası genç kızlarda birinci ölüm nedenidir.

UNİCEF’ in, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü üyesi 41 ülkede çocuklar arasındaki fırsat eşitsizliğini incelediği raporda Türkiye İsrail’le birlikte son sırada yer almaktadır.

***

Eğitim-Sen’in yayınladığı 2018 yılı sonu eğitimde cinsiyetçilik raporuna göre ders kitaplarında kız çocuklara daha çok ev içi alanda ya da bu rollerine uygun olan meslekler tavsiye edilmektedir.

Ev hanımlığı, öğretmenlik, doktorluk, hemşirelik gibi meslekler önerilirken kitapların tümünde okul müdürleri erkek olarak gösterilmiştir.

Yine erkek çocuk resimleri kız çocuklarına oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

***

Ülkemizde kız çocuklarının sayılan bu problemlerine çözüm arayışı içine girilmesi gerekirken, sınıflardaki oturma düzeni, kız ve erkek çocuklar için farklı sosyalleşme alanları gibi okullardaki fiziksel alanlar ile kız çocuklarının ötekileştirilmesine ve daha fazla ayrımcılığa neden olacak uygulamalar kamuoyu gündemine haber olarak düşmektedir.   

UNICEF gibi köklü kuruluşların 2030 yılına kadar dünyada erken yaşta kız çocuklarının evliliğini sıfıra indirme hedefi var iken Türkiye’de halen projeler yerel veya pilot bölge metodu ile uygulanmakta ve bunların da sürekliliği sağlanamamaktadır.

 Kız çocuklarının etkin bir şekilde desteklenmeleri halinde hem bugünün güçlü genç kızları olarak hem de geleceğin işçileri, girişimcileri, anneleri, danışmanları, hane reisleri, sanatçıları ve siyasi liderleri olarak dünyayı değiştirebilme potansiyelleri vardır.

Sürekli ve kararlı bir devlet politikası ile kız çocuklarına yönelik ayrımcılık, ihmal ve istismarın ortadan kaldırılması için etkin mücadele yöntemleri oluşturulmalı, kız çocuklarının eğitim haklarını ve sosyal hayata aktif katılımlarını destekleyerek toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmalıdır.

İşte o zaman, biz de 11Ekim’i mücadele günü olarak anmayı bırakıp, bayram günü olarak kutlamaya başlayacağız.

***

Sonuç; İzmir Barosu bu süreçte; Çocuk Hakları Merkezi aracılığı ile hukuksal ve toplumsal alanda cinsiyet ayrımcılığına yol açan düzenleme ve uygulamalara karşı mücadele ederek kız çocuklarının hak ve özgürlüklerin teminatı olmaya devam edecektir.
Bilgilerinize…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER