Faizlere de sıra gelir

Ekonomiyi konuşmadan “Suriye” dediğimiz bu günlerde, huzur “Güvenli Bölge” ile sağlanacak mı? Şu kadar bin tır silahın kendilerine teslim edildiği bu güçler, acaba uslu uslu sınırın öte yanında oturacak mı? Ülkesi parça parça bölgelere, devletçiklere ayrılmaya çalışılan Suriye bu konunun neresinde? En önemlisi mülteciler sorunu.. dönecekler mi? Derken Merkez Bankası cesur bir hamle ile önemli bir adım daha attı ve faizleri yüzde 14 seviyesine çekmiş oldu.

Böylelikle bu sene içerisinde Merkez Bankası bu operasyonuyla faizleri tam 10 puan düşürmüş oldu. Tekrarda bir sakınca yok: “Yüksek faizin olduğu yerde üretim konuşulmaz.” Üretim olmayınca da ne istihdam, ne refah ne talep artışı gerçekleşir. Kıt ya da sınırlı üretim, artan ithalat, döviz açığı ve cari açık derken ekonominin nefes boruları sıkılmış olur. Bunun sonu 20 yıl sonrasına yeniden dönüş, yeni bir IMF anlaşması ve ekonominin dinamik yeteneğinin kaybolması demektir.

Suriye gündemli yoğunluk sebebiyle, ekonominin genel akışına bir müdahale olamaz. Tam tersine operasyonsuz bir karmaşanın maliyeti daha yüksektir. Sınırdaki güvenlik sorunu ile başlayan; başta yurt içinde konuk edilen mülteciler, sonrasında gelme ihtimali olanlar… sınırın hemen arkasındaki istikrarsızlıkların maliyeti, bir operasyona göre hiç de az değildir. Bütün dünyada “paralı askerler” adı altında ortaya çıkan katil grupların silahlı birlikleri, dünya için en önemli tehdittir. Üstelik bu ülkesiz grupların, hangi bölge ya da ülkede eyleme girişeceği, hangi istikrarsızlıkları lehlerine çevireceğini de bilmemekteyiz.

O yüzden Türkiye’nin hemen yanı başında oluşturmak istediği güvenli bölge konusunu sadece ülke güvenliği ile eşleştirmek çok basit kalacaktır. Bunun elbette ekonomi üzerinde de etkileri kaçınılmaz bir durumdur. Hele ki Merkez Bankası (TCMB) 24 Ekim toplantısında politika faizini 250 baz puan indirmesi çok yönlü değerlendirilmelidir: Ekonomide genel anlamda daralma ve baskı unsuru olan cari açık, son yılların en makul seviyesindedir. Bazı aylar fazla vererek o da kendince istikrarsızlıkla mücadele etmektedir. Kurdaki seyir sakindir. Merkez Bankası’nın yıl sonu dolar kuru olarak öngördüğü 6.10 seviyesi isabetli görülmektedir. Önemli bir risk elbette siyasi ve jeopolitik risklerin ekonomiye yansımasıdır. Bunun da şimdilik yönetildiği görülmektedir.

Faizlerin yüzde 14’e inmesi öncelikle tüketimin önünü açacaktır. Uzun süredir devam eden konut piyasasındaki kriz, düşük faizli kredilerle aşılabilir. Bekleyen bir milyonun üzerinde konut stoğunun yavaş yavaş eritilmesiyle yeni projeler, yeni üretim ve istihdamın önü açılabilir. Enflasyonun da yıllık bazda yüzde 10'un altında gerçekleşmesi şimdilik sevindiricidir. Merkez Bankası’nın enflasyon beklenti anketinde yüzde 12 çıkması hala daha reel faiz adına bir hareket alanı sağlamaktadır.

Tefeci faizi gibi neredeyse iki enflasyon kadar bir faizin ekonomiyi yangın yerine çevirmesi kaçınılmazdır. Bu açıdan yüzde 14 faiz, ekonomideki olumlu gelişmelerle yeniden tek hanelere indirilmelidir. Yeni istihdam kapasitesi son yıllarda 650 bin kişiye kadar gerilemiştir. 2020 hedefi Bir milyon elli bin kişi olsa da üniversitelerin verdiği yıllık 1,5 milyon yeni mezun hem genç işsizliği hem de eğitimli işsizlik açısından dikkat çekmelidir.

Bu sorunun çözümü için yüksek enflasyon, yüksek faiz ve sınırlı üretim sarmalının kırılmasıdır. Faizlerdeki indirimi ya da yüksek faizlerin maliyetini bu gözle değerlendirmek gerekmektedir.

Geçen yılki kur atağının etkisiyle, yine bu aylarda fırlayan enflasyon, yıllık olarak düşmüştür. Bu moralleri takviye etmiş, hatta “iyi gelmiştir” bile denebilir. Manşet enflasyon da yaz ve turizm gelirleri sebebiyle beklenen ölçüde inmiştir. Geçici dalgalanmalar da yönetilebilir niteliktedir. Faizlerin bu zamanda indirilmesinden daha normal bir şey olamazdı.

YORUM EKLE