banner51

Küresel Krizin Ortasında Türkiye

Türkiye geçtiğimiz yıl küresel krizden etkilenmediğini iddia etse de 2012’nin genel bilançosu ve 2013’ün ilk çeyreğinde ortaya çıkan rakamlar, söylemlerle örtüşmüyor.

Küresel Krizin Ortasında Türkiye

BURAK CİLASUN / BEN HABER

Son dönemde yaşanan küresel krizler dünya ekonomisi üzerinde büyük yıkımlara yol açıyor. Başta komşumuz Yunanistan olmak üzere AB ülkeleri krizin en net görüldüğü ülkeler sınıfına dahil oldu. Kalabalık nüfusu ve başta turizm olmak üzere çeşitli kalemlerde yüksek gelirleri olan İspanya, son yılların en büyük işsizlik rakamlarıyla karşı karşıya kaldı. Türkiye ise geçtiğimiz yıl küresel krizden etkilenmediğini iddia etse de 2012’nin genel bilançosu ve 2013’ün ilk çeyreğinde ortaya çıkan rakamlar, söylemlerle örtüşmüyor. Özellikle de son aylarda ülkede yaşanan olaylar, başta ihracatçılar olmak üzere ekonomiyi olumsuz etkiledi.
 
Olumsuz tabloya ilişkin, Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği 100 büyük firma endeksi toplantısında gazetecilere durumun yeterince iç acıcı olmadığının sinyallerini vermişti. Ender Yorgancılar Ben Haber’e yaptığı değerlendirmesinde yılın ilk 6 ayında piyasada oluşan dalgalanmanın dışa bağımlılıktan kaynaklandığını belirtirken durumu “Hangi ülkede olursanız olun, ekonomi açısından istikrar her zaman önem arz etmektedir. Ancak 2013’ün ilk yarısında yaşanan değişimler, finans ve döviz piyasalarında yaşanan hareketler, ihracat ile büyüme stratejisi sürdüren ve yabancı sermayeye bağımlı duruma gelen bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için riskleri ortaya koymaktadır. FED’in varlık alımları ile ilgili son açıklamaları borsadaki düşüş, döviz kurlarındaki artışı tetiklerken, dışa bağımlılığımız emtia piyasalarındaki hareketlerin özellikle altın ve petrol fiyatlarındaki düşüşün yurtiçi fiyat dengesine etkiyi minimum seviyede tutmuştur.” sözleriyle özetliyor. 
 
Cari açık rekor kırdı
 
23 Temmuzda Merkez Bankası Para Politikası Kurulu'nun, faizin üst bandını 75 baz puan arttırarak, gecelik faiz oranları olan TCMB borçlanma faiz oranını yüzde 3,5'te sabit bıraktığını ve borç verme faiz oranının yüzde 6,5'ten yüzde 7,25'e çıktığını kaydeden Yorgancılar, cari açığa da dikkat çekti. Bu süreçte cari işlemler açığı Mayıs ayında yüzde 41,7, Ocak-Mayıs ortalamasında ise yüzde 22,43 gibi bir artışla son yılların rekor seviyesine ulaştı. Rekor seviyenin ardında yatanlara da değinen Ender Yorgancılar Mayıs ayındaki 2,1 milyar dolar ile yüksek seviyesini koruyan parasal olmayan altın ithalatının ve FED’in varlık alım programını 2013 yılı sonundan önce azaltabileceği yönündeki açıklamaları ve sonrasında sermaye akışlarındaki yavaşlamanın ödemeler dengesi üzerinde olumsuz etki yaptığı gerçeğinin altını çiziyor.
 
Turizm kendini katladı
 
Karamsar tabloda cari açığı azaltıp kendini geçmiş yıla göre katlayan sektör ise Yorgancılar’a göre turizm. EBSO Başkanı turizm gelirlerinin, mayıs ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 19,8 arttığını, cari açığa olumlu katkı yaparak açığın büyümesinin önüne geçtiğini belirtiyor.
 
EBSO Başkanı Ender Yorgancılar ekonomik karmaşanın rayına girmesini ise Merkez Bankası’na ve FED’in uygulayacağı stratejilere bağlıyor. Sermaye akışındaki yavaşlamanın döviz kurlarını artış yönünde baskılaması hem küçük esnafın hem de sanayicinin önemli gündem maddelerinden biri haline gelmiş. Bir nevi sıcak para eksikliği kur dalgalanmasının temel nedeni olarak görülüyor.
 
Kurların hareketi tehlikeli
 
Bir dönem döviz kurunun dolar bazında 1 TL’ye yaklaşıp adeta kafa kafaya gelmesinden sonra çok hızlı bir yükselişe geçmesi ve altın fiyatlarındaki beklenmedik düşüşü de değerlendiren Yorgancılar, ithal bağımlığının etkisine değinip kurların fazla hareketli olmasını tehlikeli bulduğunu şu sözlerle belirtti; “İthal bağımlılığı yüksek bir sanayi yapımız mevcut. Bu bağlamda üretimin, toptan ve perakende sektörlerinin kur artışlarından etkilenmemesi mümkün değil. Kurlardaki oynaklık iş dünyası için en tehlikeli gelişmelerden biridir. Bu noktada bir istikrarın sağlanması bugünün öncelikli konusudur.
 
Çünkü, kurlardaki dalgalanmalar, reel sektörün döviz pozisyon açığındaki riski yeniden ortaya çıkarmıştır. Biz sanayicilerin talebi kurların aşırı değerlenmesi ve böylece suni bir rekabet gücü kazanılması değildir. Bizler TL'nin sürekli aşırı değerlenmesinin sürdürülemez bir süreç yarattığını görerek, gerçekçi değerlenmiş, istikrarlı kurlar istiyoruz. Sanayicimiz, reel sektör ve ülkemiz ekonomisi için bunun zorunlu olduğunu düşünüyor, istihdamı artırmak, ülkemizin gelişmesine olan katkımızı daha üst düzeylere çıkarmak ve daha çok yerli girdi kullanmak için böyle bir talepte bulunuyoruz.
 
Altının kısa ve orta vadede küçük sıçramalar dışında önemli bir yükseliş kaydedilmesi beklentiler dâhilinde gözükmemektedir. Merkez Bankası’nın faiz müdahalesi ile özellikle dolar kurunun 1,9 seviyesinde dengeye gelmesi ile kısa ve orta vadede reel piyasaların da yeni denge noktasına göre pozisyon alması beklenmektedir.”
 
Gelecek beklentileri
 
Elbette bir de piyasalardan geleceğe yönelik beklentileri var. Geleceğin üretimde olduğu aşikâr olmasına rağmen sanayici önünü görmeden üretmek istemiyor. Çözümün kısa vadeli ekonomik müdahalelerden ziyade yapısal reformlarla gerçekleştirilmesinin en sağlıklı yöntem olduğunun altını çizen Yorgancılar “ihracata dayalı büyüme stratejisi ve cari açığın finansmanında sıcak paranın desteğini arayan ekonomilerin üretim tabanlı doğru ekonomi politikaları ile başarıya ulaşabileceği kanaatindeyiz. Kendi hammaddesini üreten, ithal bağımlılığı azalmış bir Türk Sanayisi iç veya dış kaynaklı finansal hareketlerden asgari seviyede etkilenecektir. Ekonomi politikaları, daha uzun vadeli planlar ışığında ve yapısal sorunları çözüme kavuşturacak şekilde yapılandırılmalıdır. ABD, Avrupa ve Uzakdoğu piyasalarının bu kadar değişkenlik arz ettiği, Ortadoğu ve Afrika’daki karışıklıkların dindirilmediği bir konjonktürde önümüzdeki yıllar hakkında son 3 yıldır da tecrübe ettiğimiz gibi, tahminde bulunmanın çok zor olduğu inancındayım.” diyerek sanayicinin sorunlarını özetliyor.
 
Büyük durgunluk
 
Ekonominin gidişatına sanayici cephesinden baktıktan sonra bir de akademik açıdan bakmakta fayda var. Bu nedenle fikirlerini aldığımız bir diğer değerli isim olan Yaşar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Erinç YELDAN da, gidişata kendi perspektifinden bakarak ekonominin bugününü ve beklenen yarınını Ben Haber’e tahlil etti. Yılın ilk 6 ayını değerlendirmeye küresel ekonomiden başlayan Yeldan, “2013'ün ilk yarısı küresel ekonomide "büyük durgunluk" diye de anılan krizin etkilerinin sürdüğü bir dönem oldu. Dünyanın farklı bölgelerinde, farklı biçimlerde tezahür eden küresel durgunluk süreci Türkiye ekonomisini de yakından etkiledi. Büyüme hızındaki belirgin yavaşlama, ekonominin istihdam yaratma kapasitesinin daralması ve mali piyasalarda gözlenen oynaklıklar bu sürecin en temel göstergeleri oldu. “ derken siyasetin ekonomiye etkisini de “Türkiye'nin iç ve dış siyasetinde karşılaşılan belirsizlikler ve olumsuzluklar ekonomiye de olumsuz olarak yansıdı. Zaten özellikle dış dengelerinde kırılgan bir görünüm sunan Türkiye ekonomisi, bu nedenlerle kalkınmakta olan yeni piyasa ekonomileri grubu arasında küresel krizden en şiddetle etkilenen ekonomi görünümünü aldı.” diyor.  
 
Ciddi bir kırılganlık göstergesi
 
Yeldan İlk 6 ayı değerlendirirken ortaya çıkan cari işlem açığını da ihmal etmiyor. Haziran ayı verilerine göre, yıllık bazda hesaplandığında Türkiye'nin cari işlemler açığının 56 milyar dolar düzeyinde seyrettiğini ifade eden Yeldan, “Yıllık bazda milli gelire oranladığınızda bu rakam yaklaşık yüzde 6'ya tekabül ediyor. Türkiye ekonomisinde bu ciddi bir kırılganlık göstergesi ve risk olarak algılanıyor. Cari işlemler açığının yurt içindeki yansıması ulusal tasarrufların yetersizliğini göstermektir. Dolayısıyla, cari işlemler açığının düşürülmesi yönündeki adımların ulusal tasarrufların arttırılmasını destekleyici gelir ve maliye politikalarıyla desteklenmesi gerekli durumdadır.” diyor. 
 
Prof. Dr. Yeldan ortaya koyduğu ilk 6 ay verisinin fazla hareketli oluşuna da yine teoriler ışığında bir yorum getiriyor, “Ekonomide öngörülemeyen oynaklıklar her zaman riskler ve ileriye yönelik belirsizlikler içerir. Bu tür risklerin iyi idare edilememesi sonucunda yatırımcıların yatırım ufku daralır ve kısa vadeye sıkışmış anlık kararlar tüm ekonomide belirleyici olur. Bu durumda üretkenliği arttırıcı ve istihdam yaratıcı yeni sabit sermaye yatırımlarının ertelenmesi ya da iptali söz konusu olabilir. O yüzden öngörülemeyen ve "sürpriz" algısını yaygınlaştıran risk ve belirsizliklerin Merkez Bankası, Maliye ve Dış Ticaret bürokrasisi tarafından olabildiğince azaltılması ve yatırımcıların güveninin korunması çok önemlidir.”
 
Altının düşüş yaşaması normal
 
Altın fiyatlarının düşmesinin anlık ve spekülatif kararlar sonucu ortaya çıktığını ifade eden Yeldan’a göre küresel krizin etkilediği piyasalarda sağlam yatırım mantığıyla alınan altının, dövizin tekrar devreye girmesiyle düşüş yaşaması doğal bir sonuç.
 
Türkiye ekonomisinin daha gerçekçi ve rekabetçi bir döviz kuru politikasına ihtiyacı olduğunu, ancak bunun hemen acil olarak elde edilebilecek bir sonuç olmadığını dile getiren Dekan Yeldan, “Kurun yönü kesinlikle daha rekabetçi (eski terminolojiyle söylersek) devalüasyonsa olmak zorunda. Aksi takdirde sanayinin yurt dışından gelen ucuz ara ve yatırım malları ithalatıyla rekabet etme şansı giderek zorlanıyor. Bunun dışında Türkiye ekonomisinin siyasileştirilmiş ucuz propaganda söylemlerinden vazgeçip bir an evvel innovasyon ve teknolojik üretkenliğini geliştirecek reformlarını (başta eğitim ve sağlık sektörleri olmak üzere) gerçekleştirmesi gerekiyor. 2023 hedeflerinin Türkiye'nin uzun dönemli kalkınma politikasına hizmet edecek bir şekilde tutarlı ve dengeli bir şekilde yenden kurgulanması gerekiyor.” diyor.
 
Dekan Yeldan ve EBSO Başkanı Ender Yorgancılar’ın sanayici ve akademisyen kimlikleriyle baktıkları ekonomik tablo genel olarak birbirini tamamlayıcı nitelikte sonuçlar doğuruyor. Bu bağlamda anlaşılıyor ki Türk sanayicisinin bir an önce yerli sermaye artırımına gitmesi gerekirken hükümete de siyasi söylemlerin uzağında, siyasi söylemlerden etkilenmeyecek bir ekonomik sistem yaratmak görevi düşüyor. Zira 2023 yaklaşıyor ve hedeflere ulaşmak isteyen bir Türkiye’nin daha kat etmesi gereken çok yol var.
 
EKONOMİNİN İLK 6 AYI
 
EBSO Başkanı Ender Yorgancılar’a göre madde madde ekonominin ilk 6 ayı; 
   İlk 6 ayda ortaya konan tablo, son açıklanan veriler ışığında;
Beklentilerin altında gerçekleşen yüzde 3 oranındaki ilk çeyrek büyüme
2013 yılı ile birlikte düşüş eğilimine giren, ancak bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,3 puan artış kaydeden işsizlik oranı
İlk 6 ayda 3.1 milyar TL fazla veren bütçe,
Haziran itibari ile yıllık TÜFE’de yüzde 8,30, ÜFE’de yüzde 5,23’lük artış
Bir önceki yılın aynı ayına göre sanayi üretim endeksinde toplamda yüzde 1,95, imalat sanayiinde yüzde 2,6 oranında artış
2012 yılı sonundan bu yana gerçekleşen en yüksek oranı gören yüzde 75,3’lük kapasite kullanımı
FED’in yeni stratejilerinden birebir etkilenen ve etkilenecek olan, sene başından bu yana yükselişini sürdüren cari işlemler açığı göze çarpmaktadır.
 
Güncelleme Tarihi: 19 Ağustos 2013, 11:04
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER