Ekonominin ‘korona’ haritası: Bizi neler bekliyor?

COVID-19 salgını dünya ekonomisini ciddi bir şekilde yaratıyor. Salgın küresel hale gelirken, yarattığı ekonomik sonuçlar da Türkiye'de de ağır bir faturaya neden oluyor...

Ekonominin ‘korona’ haritası: Bizi neler bekliyor?

CANSU TEMİR AKSU / BEN TV

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve Türkiye’de görülen korona virüs salgınının, ekonomiye faturası da ağır oluyor.

Corona virüsün Çin ekonomisinde yarattığı şokun etkisi çok ağır olurken, Türkiye ve hatta İzmir özelinde değerlendirildiğinde de durumun oldukça ciddi olduğu gözler önüne seriliyor.

Ben TV’ye açıklama da bulunan İZTO, EBSO, EGİAD, ESİAD Başkanları ve mevcut durumu değerlendirirken, beklentilerini dile getirdiler.

EGİAD Başkanı Mustafa Arslan:

Hiç şüphesiz corona virüsü salgını, ülkelerin ekonomilerine zarar verdi ve vermeye de devam ediyor. Bazı ülkelerde olağanüstü hal ilan edilmesi ve bazı ülkelerde de insanların salgının yayılmasını önlemek amacıyla evlerine kapanmaları, başta eğlence, hizmet, ulaşım ve turizm sektörleri olmak üzere pek çok sektörde işlerin neredeyse durma noktasına gelmesine neden oldu.

OLMAZ DENİLEN OLDU

Tüm bu olumsuz tabloya rağmen, şirketler corona virüs salgınına karşı tamamen savunmasız değiller. Bu doğrultuda özellikle beyaz yakalı çalışanların düzenli olarak “dijital ortamda toplantılar” için bir araya gelmesini tavsiye edebiliriz. Aslında virüsle ilgili en iyi senaryo Çin’den geldi. Olmaz denilen oldu ve orada başlayan ve çığ gibi büyüyen virüs, Çin’de kontrol altına alındı. Ancak şu da bir gerçek ki bu noktaya tüm seferberliğe rağmen 3 ayda gelinebildi. Bizim şansımız ise, virüsün tüm dünyayı etkisi altına almasının son aşamasında yakalanmış olmamızdır. Yani virüs ile ilgili tüm gerçekleri öğrendikten ve hazırlığımızı yaptıktan sonra yakalanmamız kötünün iyisi bir senaryo çizmektedir. İki aylık bir süreci dikkatli takip etmemiz gerekmektedir. Sağlık sistemimizin çökmemesi ve insanlarımızın da en az zararla atlatabilmesi için evden çalışma sistemi getirilmiştir. Zaten son yapılan araştırmalar, tüm Dünyanın gelecek birkaç yıl içinde bu sistem üzerinden çalışacağı yönündeydi. Virüs salgını dolaylı olarak da olsa bu çalışma sisteminin test edilmesini sağlamış oldu.

YAŞAMSAL BİR MÜCADELENİN İÇİNDEYİZ

Şu anda acil durum makro ekonomik politikaları ekonomideki hasarları sınırlamaya yönelik gerçekleşmekte. Dünyanın en önemli ekonomik güçlerinden Çin’de ekonomik şok, çok ciddi gerçekleşti. Ancak şu anda vakaların çok keskin şekilde düştüğü dikkate alınırsa yılın ikinci çeyreğinde belirgin bir ekonomik toparlanmaya gideceklerdir. Çin’de başlayan salgın sırasında ekonomik fırsat yakalayan ülkeler ise benzer sorunları yaşayacak gibi görünmekte. Virüsün Çin dışında da hızla yayılması seyahat ve turizm sektörlerinde keskin düşüşlere ve iş ile eğlenceye yönelik etkinliklerin iptaline neden oldu. İtalya, İspanya ve Fransa gibi ülkelerin GSYH'lerinde gelecek aylarda büyük ölçüde düşüşe neden olabilecektir. Kısa süre içinde salgının yayılmasıyla tüm büyük ekonomilerde ani durgunluğun görülmesi kaçınılmazdır. Daha önce yaşanmamış boyutta, yaşamsal bir mücadelenin içindeyiz. Sonuç olarak ekonomik ve sosyal boyutta her ülke ciddi anlamda etkilenecektir. Küresel ekonomik daralma kaçınılmaz. Burada diğer dünya devletleri gibi hükümetimizin de aldığı ekonomik tedbirler yaşanan krizin gücünü yavaşlatacaktır. Öncelikle hizmet sektöründe yaşanan sıkıntıları göz ardı edemeyiz. Bu kapsamda KOBİ’lerin ve nakit akışları zarar görmüş şirketlerin korunması önemli. Alınan tedbirler kapsamında ayrıca kredi mekanizmasının canlı tutulması ve likiditeye erişim kolaylığı sağlamak amaçlanmakta. Salgının yayılma hızının düşmesi özellikle sağlık sisteminin verimli bir şekilde işlemesi için elzemdir. Salgının ve etkilerinin zamanla azalacağı ve en sonunda biteceği kesindir. Ancak sürecin daha da uzaması ve salgının artışıyla daha katı tedbirler alınması halinde üretimin aksamaması için özellikle imalat sektörünün bu çerçevede üretim süreçlerini düzenlemesi gerekliliği açıktır. Bu sürece Endüstri 4.0 ve teknolojinin yoğun kullanıldığı işletmeler daha hızlı entegre olacaklardır. Yaşanan virüs krizi nedeniyle küresel lojistik ve tedarik zincirleri önemli ölçüde hırpalamış görünmekte. Bu durum malların taşınmasını zorlaştırarak küresel ticarete ciddi bir darbe vurduğu gibi özellikle otomotiv ve elektronik gibi sektörlerde belirli ara malların erişimini kısıtlaması nedeniyle üretim darboğazlarının ortaya çıkmasına neden olmakta. Virüs ne kadar uzun sürerse dünya ekonomisi üzerindeki tahripkâr etkisi de o kadar büyük olacaktır. Bu virüs krizi Türkiye'de de yatırımların ertelenmesine, talebin azalmasına ve turizm gelirlerinin düşmesine neden oldu ve olacak. Öte yandan petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanan gerileme Türkiye'ye önemli ölçüde katkı sağlayacak. Yine, küresel lojistik ve tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar nedeniyle Türkiye Çin'in boşalttığı alanı belirli ölçüde doldurma fırsatı da yakalama imkanına sahip olabilir. Bütün bunların haricinde azalan talebin reel ekonomiye vereceği zararı kontrol altında tutabilmek amacıyla küresel çapta devletlerin elden geldiğince genişletici bir maliye politikası uygulaması gerektiğinin de mutlaka altının çizilmesi gerekmekte. Halihazırda borçluluk düzeyi yüksek olan devletler için bu zor olmakla birlikte ortada başka bir çözüm bulunmuyor.

İZTO Başkanı Mahmut Özgener:

Virüsün etkilerinin sınırlandırılmasına yönelik olarak bugüne kadar alınan tüm tedbirleri ve önlemleri memnuniyetle karşılıyoruz.

Dünya ekonomisinde büyük sorunların yaşandığı, finansal piyasaların büyük dalgalanmalara sahne olduğu bu ortamda, ülkemiz ekonomisinin bu süreci en az hasarla atlatması için hep birlikte hareket edeceğiz. Bizi virüs salgınından koruyacak olan en büyük güç, hep birlikte hareket etmemiz olacaktır.

ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Bizler de iş dünyası olarak üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz. İş dünyamızın sorunlarına çözüm bulmaya ve önerilerini iletmeye devam edeceğiz. Bu zorlu sürecin altından başarıyla çıkacağımızdan hiçbir kuşkumuz yok.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı paket ile ekonomik hayatta gözlenebilecek bir yavaşlamanın önüne geçileceğini düşünüyoruz. Bugünkü pakete ek olarak sıkıntı yaşanan diğer konularda sektörlerin ihtiyaçlarına göre en kısa zamanda önlemlerin hayata geçirileceğine inanıyoruz.

Temennimiz bu sürecinin sağlıkla en kısa zamanda atlatılmasıdır.

EBSO Başkanı Ender Yorgancılar:

İnsanlık olarak yeni ve zorlu bir durum ile karşı karşıyayız. Öyle ki, tarihin en büyük sosyo-ekonomik kriziyle karşılaşmış olabiliriz. Artık dünün anlayışları ve çözümleri yetmiyor. Sadece ekonomilerin küreselleştiğini sanıyorduk. Oysa mal, hizmet ve para hareketleri ile birlikte virüsler de küreselleştiğini görüyoruz. Gelinen noktada sadece ulusal yaklaşım ve çözümlerin yetmediğini, insan yaşamıyla yani olası en yüksek bedel ile öğreniyoruz. Ayrıca hem devletlerin hem de bireylerin harcama önceliklerini gözden geçirmesi, insanları öldürmeye yarayan silahlar yerine yaşatmaya yönelik sağlık malzemeleri ve araştırmalara daha fazla önem verilmesi gerekiyor. İnsanlık, geçmişte olduğu gibi bu sorunu da aşacaktır. Şimdi insanlık olarak yeni şeyler söylemenin ve yapmanın zamanı

SORUNUN PİYASA DİNAMİKLERİ İLE ÇÖZÜLMESİ PEK MÜMKÜN GÖRÜLMÜYOR

Ekonomi dışı bir faktöre bağlı olarak dünya genelinde hem arz ve hem de talep şokunun eşanlı olarak yaşandığı bir konjonktürdeyiz. Hiç bir devlet, hiçbir firma ve hiçbir vatandaş böylesi bir duruma karşı hazırlıklı değildi. Bir taraftan tedarik zincirlerindeki aksamalar nedeniyle hammadde ve ara malı sağlanmasında diğer taraftan da fabrikaların üretimi durdurmasıyla nihai ürünlerde sorun yaşanıyor. Bu arada vatandaşlar da harcamalarını gıda, sağlık ve hijyen malzemeleriyle sınırlandırmış durumda. Arz ve talep şoklarının birbirlerini beslediği böylesi bir iklimde sorunun piyasa dinamikleri ile çözülmesi mümkün görünmüyor.

Üretimde daha önce tanık olmadığımız düzeyde gerileme, işsizlikte büyük sıçrama, temel ihtiyaçların karşılanmasında önemli sorunlarla karşılaşmamak için öncelikle ödemeler sisteminin çökmesinin engellenmesi gerekiyor. Sanayi sektöründe ürünlerin stoklanabilir olmasının da etkisiyle arz açısından çok kısa sürede sorun yaşanmayacaktır. Ancak, üretildiğinde tüketilen yani stoklanabilir olmayan üretimin yapıldığı hizmetler sektöründe sorunun niteliği çok daha farklı olacaktır. Tarım ve gıda üretimi ise sağlık malzemelerinden sonra bu zorlu dönemin en kritik sektörü olacaktır. Burada bir arz şoku yaşanmaması için tarıma ve çiftçilere her türlü desteğin acilen sağlanması gerekmektedir.

Devletimizin yaşanan süreçte gerek bulaşmanın engellenmesi gerekse ekonominin ihtiyaçları bağlamında ciddi önlemler aldığını görüyoruz. Ancak, her vatandaşın temel ihtiyaçlarının karşılanması, işsizliğin artmaması, ödemeler sisteminin çökmemesi ve toplum psikolojisinin güçlü tutulması konusunda ilave proaktif önlemlerin hazırlanması uygun olacaktır.

Yaşanan süreç ülkeler açısından kendine yeterliliğin içeriğinin yeniden tanımlanmasına neden olacaktır. Bu bağlamda; sağlık hizmetleri ve ekipmanları, hijyen ve gıda ürünlerinin bu yeni tanımın başlıca unsurları olması gerektiği söylenebilir. Kanımızca bu süreçte ayrıca kamusal mal ve hizmetler de yeniden tanımlanmak zorunda kalacak, devletlerin işlev ve öncelikleri gözden geçirilecektir. Bu nedenlerle de eğitim sistemi ve müfredatın, özellikle yüksek öğretim öncesinde, sağlık, hijyen, hastalıklardan korunma, sosyal sorumluluklar ve iyi vatandaş olabilmeyi de öncelikli görecek şekilde yenilenmesi gerekecektir.

KAYNAK HAVUZU OLUŞTURULMASI GEREKİYOR

Bir an önce krizle mücadele için kaynak havuzu oluşturulması gerekiyor. Bütçe imkanları, bankalar aracılığıyla merkez bankasından fon sağlama, Avrupa Birliği ve olası diğer dış kaynakların da zorlanarak mevcut üretim-dağıtım sisteminin durmasına rağmen bozulmasını engelleyecek, ödemeler sisteminin devamını sağlayacak kaynaklar ekonomik birimlere aktarılmalıdır. Sanayicimiz açsından ise gecikmiş KDV iadelerinin hemen yapılması, üretime devam edenlere katkı sağlamak açısından elektrik ve doğalgaz fiyatlarının düşürülmesi, nakliyeciler için mazot fiyatlarının hızla indirilmesi, Eximbank’ın imkanlarının ihracat dışında da devreye alınması faydalı olacaktır”

ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Fadıl Sivri

Bu kriz ekonomik bir kriz değil, başta insani bir krizdir. İhtiyacımız olan en önemli konu işbirliği ve ortak akılla hareket ederek özellikle dezavantajlı kesimlerin bu krizden en az hasarla çıkmasının sağlanmasıdır

SÜRECE KATKI VERECEĞİZ

Bu süreçte kamu ve özel sektör, sivil toplum örgütleri ve vatandaşların tam bir işbirliği ile hareket etmesi insan yaşamına karşı ortak sorumluluğumuzdur. Bu anlayışla derneğimiz, çalışma gruplarıyla yaptığı çevrimiçi toplantılarla süreci hassasiyetle yakından izlemeye, çözüm önerileriyle ve insani ihtiyaçlara destek verecek çabaların içerisinde bulunarak sürece katkı vermeye devam edecektir

OLAĞANÜSTÜ TEDBİRLERE İHTİYAÇ DUYULMAKTA

Özellikle önümüzdeki dönemde ihtiyacın artacağı düşünülerek sağlık malzemesi üretiminin desteklenmesi, ilave üretim imkanlarının araştırılması ve sürekliliğinin sağlanması önemlidir. COVID-19 Salgınının insan sağlığının yanı sıra ekonomi üzerinde etkileri de derinleşmektedir. Küresel Piyasalardaki dalgalanmaların artırdığı riskler, tedarik zincirlerin kesintiye uğraması veya durması ile ihracata yansıyan olumsuz etkiler ve salgınla mücadele tedbirlerinin iç talebe etkileri, ülkemiz dahil tüm dünyada ekonomileri zor durumda bırakmaktadır. Halk sağlığına ek olarak, sosyo-ekonomik riskin tırmanmaması için sosyal devlet anlayışının en fazla ihtiyaç duyulduğu bu zamanda, ekonomik sürdürülebilirlik için kalıcı ve olağanüstü tedbirlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda açıklanan ekonomik tedbirlerin yanı sıra kısa, orta ve uzun vadede stratejilerin hazırlanarak ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir.

ESİAD ÖNERİLERİ

Tedbirler başta insan hayatı ve sağlığının önceliklendirilmesine yönelik olmalıdır. Bu kapsamda, belirli saatlerde belirli kesimlere diğer saat aralığında ise topyekûn sokağa çıkma yasağı dahil olmak üzere önlemlerin alınması için sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve kamuoyu destek vermelidir.

Türkiye’de 28 milyonluk istihdamın yaklaşık 15 milyonunu turizmin de içinde bulunduğu hizmet sektörü sağlamaktadır. Bu sektörde çalışanların çoğunluğu küçük işletmelerden ve günlük kazanarak geçimini sağlayan bireylerden oluşmaktadır. Bu sektörde kayıtdışı istihdam da yoğundur. Hem küçük işletme sahiplerinin ve çalışanların geçim sürekliliğinin sağlanması hem de orta vadede bu sürecin toplumsal huzursuzluğa dönüşmesinin önüne geçilmesi için, hanehalkı bazında ve şimdilik Mayıs ayı sonuna kadar asgari gelir desteği sağlanması gibi adımlar ivedilikle atılmalıdır.

Gıda güvenilirliği önümüzdeki dönemde en önemli konulardan biri olarak karşımıza çıkacaktır. Gıda ithalat ve ihracatında yaşanabilecek küresel sıkıntılara karşılık tarım ve gıda en stratejik sektör olarak değerlendirilerek mümkün olan en yüksek üretim düzeyinin güvence altına alınması sağlanmalıdır. Sektörde üretimin başlayacağı bu günlerde sübvansiyon, ürün fiyatlamaları ve ödenmemiş 2019 desteklerinin ödenmesi gibi tedbirlerle tarım sektörünün üretimi maksimize edilmelidir. Tarım malzemeleri, gübre, akaryakıt fiyatları düşürülmeli ve desteklenmelidir.

Önümüzdeki dönemde tarım ürünlerinin tedarikinde,“bölgeden tedarik”e bağımlılığın artabileceğinden hareketle, İzmir’deki kooperatiflerin üretim kapasitesi ve stok miktarlarının belirlenerek bir tedarik zinciri planlaması yapılması gerekmektedir.

Üretime devam eden şirketlere eksilen gelirleri veya tahsil edemedikleri alacakları oranında faizsiz nakit destek sağlanarak, nakit döngüsünün kopmasına imkan verilmemelidir.

Stratejik Sanayi kollarında, öncelikle insan sağlığı tedbirleri güvence altına alınarak birebir izleme ve desteklerle üretimin sürekliliğine önem verilmelidir. Bu çerçevede nakit döngüsünün kesintiye uğratılmadan devam edebilmesinin temini elzemdir.

Kısıtlı kaynaklar ile alınması gereken tedbirlerde öncelikler belirlenmeli ve bu önlemler kısa (Haziran sonuna kadar), orta (2020 yılının 2. Yarısı) ve uzun vadeli (2021 ve 2022 yılları) bir sıralama ve strateji çerçevesinde ele alınmalıdır.

Bu tedbirlerin kısıtlı kaynaklar ile en etkili şekilde alınabilmesini teminen uluslararası kuruluşlardan sağlanacak fonlar gibi seçenekler de dikkate alınmalıdır. Bugünün en önemli konusunun insan sağlığı ve yaşanabilecek sosyal huzursuzluğun önüne geçmek olduğundan hareketle tedbirler, enflasyon ve bütçe açığı gibi kaygılar gözetilmeden alınmalıdır. Bu bağlamda devletin KDV ve benzeri piyasaya olan borçlarının kısmen de olsa yerine getirilmesi reel sektörün nakit akışı ve sürekliliği için önemli bir faktördür.

Bu süreçte en önemli unsurlardan biri bankacılık başta olmak üzere finans sektörünün gücünü korumaktır. Reel sektör ve hane halkı için bankalardan talep edilen yapılandırma ve ötelemelerin yerine getirilebilmesi için T.C. Merkez Bankası tarafından gereken likiditenin sağlanmasına yönelik önlemler alınması ekonominin sürdürülebilirliği için elzemdir.

10. Karayolları ve denizyolları yük taşımacılığının, en üst seviyede sağlık güvenliği önlemleri alınarak, sektörün ihtiyaç ve sorunlarıyla yakından ilgilenerek sürdürülebilirliğinin sağlanması kesintiye uğramaması gereklidir.

Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Lenger:

Korona Virüsünün ekonomi üzerindeki etkileri ile ilgili kötü senaryoyu, fantastik Hollywood filmleri anlatıyor. İyi senaryo ise, yakın gelecekte, örneğin Haziran’da, virüsün tamamen kontrol altına alınması olur. Ama bu senaryoda bile, ekonomide bir çalkalanma yaşamadan düzlüğe çıkış öngöremeyiz. Oluşan güvensizlik nedeniyle eski duruma dönüş zaman alabilir. Çok sayıda havayolu firmasının batması, turizmin olumsuz etkilenmesi, finans kesiminde yeniden toparlanmanın daha fazla zaman alması, küçük/büyük firmaların iflas etmesi ve salgın kontrol altına alındıktan sonra bile yeniden ekonominin canlanamaması gibi sorunlarla karşılaşabiliriz. Normal zamanlardaki kötü senaryo, iyi senaryo haline geldi. İyi senaryo halinde bile, daha öncekilerle kıyaslanmayacak derecede büyük bir ekonomik kriz yaşanması beklenebilir.

EKONOMİK DARALMA BEKLENİYOR

Tüm Dünyada bir ekonomik daralma beklendiğinden, ihracatın olumsuz etkileneceği, küresel tedarik zincirinde yer almış yerli firmaların da, bu nedenle olumsuz etkileneceğini söyleyebiliriz. Ancak, özellikle bazı sektörler bu olumsuzlukların dışında… Gıda sanayi ve toptan ve perakende ticaret, büyük marketlere olan ihtiyacın daha fazla artması ile daha çok gelişen sektörler oldu. Sağlık ve ilaç ürünleri ile sağlıkla ilgili tekstil imalatı da diğer sektörler… Lojistik sektörü de yine her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duyulabilecek ve olumsuz etkilenmeyecek olan bir sektör olabilir.

EKONOMİK YÖNDEN BÖYLE BİR SALGINA HAZIR MIYIZ?

Böyle bir salgına hazır olmak söz konusu olamaz. Ekonomide bir çalkantı mutlaka her durumda yaşanır, ancak bu çalkantının şiddetini azaltmak olası olabilir. Bu nedenle, geliri sıfıra inen, esnaf, küçük firmalar, vb. serbest meslek sahipleri ile geçici ya da kalıcı olarak kapanan işyerlerinden ayrılarak işsiz kalanlara bir gelir transferi yapılması yaşanan ekonomik darboğazın hissedilen şiddetini azaltır. Salgın sonrası toparlanmayı kolaylaştırabilir.

Salgının daha uzun sürmesi ve tüm dünyaya yayılması halinde, yukarıdaki kötü senaryo gerçekleşebilir. Kurulan uygarlığın yıkılıp yeniden kurulmasına kadar gidebilir.

KALICI İZLER BIRAKMASI KAÇINILMAZ

Salgının kalıcı izler bırakması kaçınılmaz. Bir kere, ekonomilerdeki tüm aktörlerin, bankaların, yatırımcı ve tüketicilerin risk algısı değişmiştir. En kısa sürede atlatılsa bile, her karar eskisine göre daha ihtiyatlı alınacaktır. Servetin el değiştirmesi mümkündür. Salgından önceki ekonomik yapıdaki salgından olumsuz etkilenen sektörlerdeki büyük servet sahipleri, servetlerini kaybedebilir; salgın sonrası yeni ekonomik düzende yeni büyük servetler oluşabilir. Bunun dışında ekonomide sektörel bir yapısal değişme gerçekleşecektir. Bazı sektörler küçülecek, diğerleri büyüyecektir.

EKONOMİ POLİTİKASI DEĞİL, SAĞLIK ÖNCELİKLİ

Bu salgının ekonomi politikaları ile çözülmesinin bir sınırı var. ABD’de salgın krizine karşı uygulanan para politikasının etkisiz olduğunu gördük. Maliye politikası bir dereceye kadar etkili olabilir. Örneğin, hava taşımacılığında vergi indiriminin etkisi sıfırdır. Sözünü ettiğimiz gelir transferi ise etkili olabilecek bir politikadır. Bu nedenle, ekonomi politikası değil, sağlık politikası öncelikli olmalıdır. Kendilerine karşı sağlık tehdidinin ortadan kalktığına ikna olmayan hiç kimseden, para ya da maliye politikasına olumlu tepki vermesi beklenemez.

Güncelleme Tarihi: 29 Mart 2020, 16:44
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER