Ekonomi, sandığa kilitlendi!

Yerel seçimler, siyasi çevrelerde olduğu kadar ekonomik çevrelerde de sıkı bir şekilde takip ediliyor. Sandığın adeta bir genel seçim havasına bürünmesinin temel sebeplerinden biri de ekonomi olarak gösteriliyor.

Ekonomi, sandığa kilitlendi!

Burak Cilasun / Ben Haber

Türk ekonomisi, 2014 yılından beri seçimler, referandumlar ve hatta darbe girişimi gibi finans piyasalarının pek de hoşlanmadığı süreçleri yoğun bir şekilde geçirirken, ay sonunda gerçekleştirilecek olan yerel seçimler bir dönüm noktası olacağa benziyor. Yerel seçim sonrası olağanüstü bir gelişme olmadığı sürece 2023'e kadar sandığa gitmeyecek olan vatandaşlar, 'seçim süreci' söylemlerinden de uzaklaşmış olacak. Peki ekonomide bugünün göstergeleri gelecek için neleri işaret ediyor? Muhalefetin seçim sonrasına ilişkin çizdiği kötümser senaryoların gerçekleşmesi muhtemel mi? Tüm bu soruların yanıtlarını Katip Çelebi Üniversitesi'nden Prof. Dr. İbrahim Attila Acar yanıtladı.

“Seçim süreci, riske girmeden götürülüyor”

Seçim döneminde hükümetin yaklaşımını değerlendiren Acar, "Siyasi iktidar seçim döneminde stabil kalmayı tercih ediyor. Bu nedenle de iç piyasaya olan ödemeleri aksatmadan, çiftçiye yaptığı gübre yardımlarını eksik bırakmadan, müteahhitlik hizmetlerinin hak edişlerini zamanında karşılayarak süreci götürüyor. İç piyasada bir sıkıntı izlenimi oluşturmamaya çalışıyor. Çünkü hükümet, ekonomi üzerindeki kontrolü kaybetmek istemiyor. Fonları finanse edip dengelemek istiyor. Hatırlayacaksınız 24 Haziran öncesinde doların bu kadar yükseleceği baştan öngörülemedi. Bir kez daha böyle bir sıkıntıyla karşılaşmamak için süreç riske girmeden götürülüyor.

“Durum o kadar kötü değil”

Mevcut ekonomik politikaların seçim döneminden sonra da devam edeceğini tahmin ettiğini belirten Acar, "Şu anda bazı çevreler kötümser ve karamsar senaryolarla doların patlayacağını, halkın büyük zarar göreceğini, faizlerin yükseleceğini söylüyor. Böyle bir yaklaşım Siyasi bir koltuk adına ekonomiyi baskılamak ve kötü duruma düşürmek haline gelebilir. Ben bu senaryoların tutmayacağını düşünüyorum. Çünki ekonomi anlatılanlardaki gibi kötü durumda değil.” dedi.


(Prof. Dr. İbrahim Attila Acar)

“Kamu, bir bu kadar daha borçlanabilir”

Türkiye'de kamu borç yükünün Avrupa Birliği standartlarının dahi altında olduğunu söyleyen Acar, “Dünyada devletlerin borç yükü çok ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Ülkemize baktığımızdaysa kamunun yüzde 30 civarı bir borç yükü var. Avrupa ülkelerindeyse yüzde 80 civarında ve hatta yüzde 100'ü geçenler var. AB'nin limitiyse yüzde 60. Yani bizim devletimizin bu aradaki ciddi farkı ekonomide kendine alan açmak için belli ölçüde kullanabilir. Ondan dolayı ekonomi şu anda devletin delindeki enstrümanları kullanmasıyla rahatlayarak gidiyor.”

“Yıl sonunda dolar beklentim...”

Acar ayrıca seçim sonrasındaki dolar kuru beklentisinin 5.30 civarında olduğunu belirtirken, 24 Haziran öncesi doların 13-14 liraya kadar çıkabileceğine ilişkin tahminlerde bulunan isimlereyse tepki gösterdi. Acar, “Bakın mevcut durumun dışında gelişmeler olabilir. Örneğin Münbiç'e girmek zorunda kalabiliriz, ABD ile sorun yaşama durumları olabilir. Tüm bunlara karşın ekonomiye yönelik strateji altında uçuk kötücül tahminlerde bulunmak bana göre vatan hainliğidir.” dedi.

Madalyonun diğer tarafında neler var?

Öte yandan Acar'ın açıklamalarının yanı sıra, bazı iktisatçılarsa seçim sonrası ekonomik durum için daha karamsar tablolar çiziyor. Ortaya konan tahminlerde, iktidarın elindeki sıcak para akışının seçim sonrasında zayıflayabileceğine yönelik söylemler dikkat çekerken, kimi ekonomi uzmanları reel piyasalarda yaşanan problemleri, 2019 konkonrdato sayılarının henüz açıklanmayışını örnek göstererek özetliyor. 2019'da konkonrdato ilan etme masrafının bir önceki yıla göre yükselmesi, son tüketicinin temel tüketim maddelerine erişimde zorlanmasıyla ortaya çıkan tanzim satış yerleri de yine ekonomideki kötü gidişatın göstergesi olarak dile getiriliyor.

Güncelleme Tarihi: 09 Mart 2019, 10:41
YORUM EKLE

banner47