Duygularım karmakarışık...

2015 yılında yazdığım köşe yazımda UMUDA YOLCULUK başlığıyla içimi dökmüşüm sizlere: 

Hafta sonu mültecilerin gece botlara bindirilerek Yunan adalarına götürüldükleri yeri görmek istedik. Gördüğümüz manzara çok acıydı. Boşaltılmış çantalar, gencecik resimlere ait pasaportlar, yeni bebek giysileri, biberonları... Hüzün veren görüntüler... Sabahın erken saatlerinde teknelerle apar topar ayrılışlarının izleri... Umuda yolculuktu onlarınki... Sevgiyi, empatiyi, hoşgörüyü ve acıma duygusunu artık cımbızla çıkardığımız için:  "Suriye’de oturamadılar, Türkiye’de duramadılar ne istiyor arkadaş bunlar" diye bir yorum aldı resimler... Oysa bir umuda yolculuk onlarınki. O kadar çaresizler ki her şeylerini geride bırakıp bebekleriyle ölümü bile göze alan bir yolculuk çıktıkları...

Siyasetten hiç anlamam. Ancak görünen köyde kılavuz istemiyor. Pırıl pırıl DÜNYA'mız, ATATÜRK'ün bize armağan ettiği yurdumuz var. Güzelliklerle dolu ülkemizde dil, din, ırk demeden, demokrasiyi geliştirmek yerine geriye doğru gittiğimizi, birbirimize düşman gibi baktığımızı görmemek mümkün değil. İnsan olduğumuzu yeniden hatırlayarak: HADİ HEP BİRLİKTE SEVGİYİ, BARIŞI, HOŞGÖRÜYÜ besleyen bir İNSANLIK yaratalım ne dersiniz?  ) …..  diye yazmışım 2015 yılında!!!!!!!

Aradan geçen 6 yıl sonrasında resmi verilere göre yurdumuzda bulunan mülteci sayısının 3 milyon 587 bin 266 kişi olduğu, 450 bin bebeğin Türkiye’de dünyaya geldiği belirlenmiş. Farklı kültüre sahip mültecilerin "savaştan kaçma" adı altında "mülteci" sıfatıyla ülkemize sığınıp zevki sefa sürdüklerini gördükçe, kendi ülkemin vatandaşı olmaktansa başka ülkede göçmen olmayı yeğleyecek durumda kaldığımızı gördükçe ve kınalı kuzularımızın şehit haberleri anaların yüreklerini dağladıkça içimden kopup gelen ateş ve kızgınlık beni UMUDA YOLCULUK olgusundan uzaklaştırdı. Sınır kapılarının açılma haberinin arkasından Avrupa’ya çıkabilmek amacıyla, İşyerlerinden apar topar çıkıp gelen, haftalıklarını patronlara bırakıp koşan ve saatlerce otobüs bekleyen mülteci ve göçmenlere tüm bunları yaptıran tek bir şey var; UMUT! Umut adı altında umutsuzluğu tadan tüm göçmenlerin çırpınışları beni yeniden insanlığa dönmeye davet ediyor. Bir yanım şehitlerimize ağlayıp “Ne hale geldi güzel Ülkem,  dönün Ülkelerinize, kınalı kuzularımızın yerine siz savaşın” derken; diğer yanım, “ Dünya çok büyük herkese yetecek kadar yaşam alanı var, dili dini ırkı ne olursa olsun tüm canlıların en iyi koşullarda yaşamaya hakkı var” diyor. 

Yine yeniden tekrar ediyorum. HADİ HEP BİRLİKTE SEVGİYİ, BARIŞI, HOŞGÖRÜYÜ besleyen bir İNSANLIK yaratalım ne dersiniz? …..  

YORUM EKLE