banner51

Kanla Yazılan Tarih: Kudüs

Kudüs’ün İbranicede karşılığı barış şehri. Ancak burada barış kelimesinin yerini kan, gözyaşı, şiddet ve hırs almış. Bugün dahi yakın gelecekte beyaz bulutlar şehrin semalarından çok uzaklarda yer alıyor.

Kanla Yazılan Tarih: Kudüs

 

BURAK CİLASUN / BEN HABER

Kudüs… 3 semavi din için özel olan, uğruna kızıl nehirler akıtılan kutsal şehir. Ağlama Duvarı, Kubbet-üs Sahra, Mescid-i Aksa, Diriliş Kilisesi gibi yerler, dinler tarihinin de, dünya siyasi tarihinin de şekillenmesinde rol oynuyor. Tarih boyunca çeşitli devletlerin egemenliğinde olan Kudüs’te Aralık ayının ise bizler için buruk bir yeri vardır. Zira şehirde 1517’de Yavuz Sultan Selim’in fethiyle yüzyıllar boyunca süren Osmanlı egemenliği 9 Aralık 1917’de teslimiyet ve 11 Aralık günü ise İngiliz General Edmund Allenby’nin şehre girişiyle sona erdi. Sona eren ise yalnızca bir egemenlik değil, aynı zamanda kutsal şehrin huzuru oldu. 

İşte talihsiz Kudüs’ün zaman tüneli;
 
 
HER ŞEY HZ. DAVUT İLE BAŞLAR
 
Kudüs’ün tarih sahnesinde önem kazanması Hz. Davut tarafından fethedilip İsrail Krallığı’na başkent yapılmasıyla başlıyor. İsrailoğulları için büyük önemi olan 10 Emir Tabletleri, ahit sandığında bu şehre getirilir ve şehir yönetimin yanında dini olarak da başkent olur. Kutsal metinlerde Hz. Davut’un Kudüs’ü 40 yıl boyunca yönettiği yazar. Ölümü sonrasında ise bugün bile çeşitli komplo teorilerine ve siyasi çekişmelere isim babalığı yapan Süleyman Mabedi, Hz. Süleyman tarafından inşa edilir. Mabet ilk Yahudi Mabedi olmasından dolayı oldukça önemlidir ve Babiller şehri ele geçirip yerle bir edinceye kadar varlığını sürdürür. Günümüzde hala Süleyman Mabedi’nin kalıntılarına ulaşmak adına arkeologlar çalışmalarını sürdürürler. Babil istilasına uğrayan Kudüs’te zaman içinde Yahudilerin şehirden uzaklaştırıldığı ve yalnızca yılda bir kez alındığı dönemle birlikte Yahudilere büyük hakların da tanındığı dönemler olur. 
 
Şehir Roma İmparatorluğu egemenliğinde olduğu sırada ise dünya tarihini değiştirecek bir olay gerçekleşir ve Hz. İsa dünyaya gelir. Genel kanıya göre Beytullahim’de doğan İsa, Nasıra’da büyür ve inanışa göre şifa dağıtmaya, mucizeler göstermeye başlar. Hatta bu mucizelerden ilki ise Kur’an-ı Kerim’de de geçen bebekken konuşmasıdır. 12 havarisiyle birlikte hareket eden İsa, mesih olduğunu ilan eder. Nasıralı İsa’nın yavaş yavaş çevresinde insanları toplaması ise Yahudi din adamlarınca hoş karşılanmaz. Bunun üzerine Hz. İsa Romalı askerlerce tutuklanır ve Kudüs’te çarmıha gerilerek idam edilir. Tarihin cilvesidir ki Hz. İsa’yı çarmıha geren Roma, 400 yıl sonra Hristiyanlık’a geçer… 
 
 
“AYAK BİLEKLERİNE KADAR KAN!”
 
2 Semavi dinin kutsal merkezi konumuna gelen Kudüs’ün dönüm noktalarından biri ise İslamiyet’in ortaya çıkıp bölgede hakimiyet kurması olur.. İslam inancında Hz. Muhammed’in Mescid-i Haram’dan Burak isimli bir ata binerek Kudüs’e Mescid-i Aksa’ya gitmesi, göğe yükselmesi ve burada peygamberlere namaz kıldırması ile İslam’ın ilk dönemlerinde kıblenin Kudüs olması Müslümanlar için şehri özel kılar. 
 
Müslümanların kutsal şehre sahip olması ve büyük sorunlarla boğuşan Avrupa’da doğunun zenginlikleri efsanelerinin dolaşması, Kudüs için kanlı bir dönemin başlangıcını oluşturur. Fanatik bir dindar olan Keşiş Pier Lermit’in öncülüğünde başlayan haçlı seferleri hem Anadolu’ya hem de Kudüs’e din savaşlarını getirir. 1095 yılında başlayan seferlerin neticesinde 15 Temmuz 1099 tarihinde Kudüs Haçlılarca ele geçirilir. Şehrin canı karşılığında teslim olan Fatımi yöneticisi ve mahiyeti dışında tüm Müslümanlar ve Yahudiler yaşına ve cinsine bakmaksızın öldürülür. Günümüzde de şehrin en önemli sembollerinden olan Kubbet-üs Sahra kiliseye çevrilir ve şehirde Kudüs Krallığı kurulur. 70 binden fazla insanın öldürdüğü bu katliam Chartres'li Fulcher" tarihinde şu sözlerle geçer;
 
“Bu tapınakta 10.000 kişi öldürüldü. Gerçekten orada olsaydınız ayaklarımızın ayak bileklerine kadar öldürülenlerin kanı ile kaplı olduğunu görürdünüz. Daha başka ne denilebilir? Buradaki hiç kimse hayatta bırakılmadı; ne kadınların ne çocukların hayatını bağışladılar.”
 
Kudüs’te katliama uğrayan Müslümanlar aradan yaklaşık 100 yıl geçtiğinde ise yeniden güçlenirler. Eyyubi Hanedanı’nın kurucusu olan Selahaddin Eyyubi, 1187 Temmuz’unda akıllıca yürüttüğü ve düşmanını zayıf düşürdüğü Hıttin Savaşı sonrasında Kudüs Krallığı’nı sona erdirir ve şehirde yeniden Müslüman hâkimiyetini ilan eder. Selahaddin’in bu fethi yüzyıllar sonra Mehmet Akif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiirinde, “Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini, /Şarkın en sevgili Sultânı Salâhaddîn'i,/Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...” dizeleriyle geçecektir. 
 
 
400 YILLIK BARIŞ DÖNEMİ
 
Tarihler 1517’yi gösterdiğinde ise zaman içinde tekrar işgallere uğramış Kudüs’te 400 yıllık bir barış dönemi başlar. Mısır seferine çıkan Yavuz Sultan Selim, şehri kolaylıkla ele geçirir ve Kudüs’te Osmanlı idaresi başlar. Süreç içinde padişahlarca şehre çeşitli yapılar inşa ettirilir. Bugün şehrin sembol yapılarından Kubbet-üs Sahra ve benzeri yapılar son görünümüne yine Osmanlı döneminde kavuşurlar. Hatta Kubbet-üs Sahra’nın altın kaplı hilali yine geçtiğimiz yıllarda TİKA tarafından yenilenmiştir.
 
Yıllar yılı Osmanlı egemenliğinde kalan şehrin kanla yazılı tarihi 1917 yılında yeniden gün yüzüne çıkar. Savaştan ve kandan uzak yılların sonrasında 1.Dünya Savaşı sırasında kaybedilen Kudüs’ün dramatik bir yanı vardır. Çünkü savaşta güçsüz düşen Osmanlı’nın Kudüs’ü kaybında taraflar arasında keskin bir güç farkı ortaya çıkmıştı. Öyle ki; İngiliz ordusunun 80 bin yayasına karşılık Türk ordusunun 15 bin yayası, 15 bin atlısına karşılık 1250 atlısı, 4 bin topuna karşılık ise yalnızca 200 kadar topu vardı. Üstüne üstlük bölgedeki Yıldırım Orduları Grubu’nun başında da Türk askerini küçümseyen Falkenhayn bulunmaktaydı. En nihayetinde 11 Aralık 1917 günü şehrin düşmesi ve İngiliz askerlerinin Kudüs’ü işgal etmesi sonrası yüzlerce yıl Osmanlı hükümdarlarının unvanları olan “Hadimülharameyn” ve “Sahib-ül Kudüs” tarihe karışacaktır.
 
Elbette tarihe karışanlar yalnızca Osmanlı padişahının unvanları değildir. Şehir henüz Osmanlı egemenliğindeyken yavaş yavaş artan Yahudi nüfusu bazı dengeleri de değiştirmeye başlar. Özellikle Rusya’dan Kudüs’e göç edenler ve Siyonizm’in kurucusu Theodor Herzl’in çabalarıyla bölgeye gidenler kutsal şehirdeki nüfus dengesini yavaş yavaş değiştirmeye başlar. Osmanlı İmparatoru 2.Abdülhamit’in Filistin’de Yahudi yerleşimine kesin olarak karşı çıkması ve bu yönde bir kanun çıkarması bile demografik değişikliğin önüne geçememiştir. Şehrin İngilizlerin egemenliğinde kaldığı dönemde ise Araplar ve Yahudiler arasında ilk kıvılcım bir çocuk kavgasıyla ortaya çıkmıştır. 1929 yılında top oynayan Arap ve Yahudi çocuklar arasında çıkan bu kavga belki de bugün dahi süren çatışmaların fitilini ateşlemiştir. Kavganın çatışmaya dönüştüğü ve 600 insanın öldüğü olaylar sonrasında bölge bir daha iflah olmaz. 1948’de İsrail’in kurulması, yaşanan Arap-İsrail, Ürdün-İsrail savaşları modern çağın din savaşları olarak günümüzdeki yerini alır. Bugün Kudüs, İsrail tarafından da, Filistin tarafından da gayrı resmi olarak her 2 ülkenin başkenti olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Resmiyette Ramallah ve Tel Aviv olan başkentlerse Kudüs’e giden yolda bir araç niteliğini geçmez. Neredeyse haftalık olarak yaşanan “düzenli” küçük çatışmalar şehrin kaderi konumundadır. Önümüzdeki süreçte çatışmaların bitmek bir yana daha da şiddetleneceği ise İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun sözlerinde gizlidir; ''Birleşik Kudüs, İsrail'in başkentidir. Kudüs, her zaman bizimdir ve bizim olacaktır. Bir daha asla parçalanıp bölünmeyecektir''
 
 
KUDÜS İÇİN AKAN ÇOCUK KANLARI
 
Kudüs’ün tarihteki kanlı geçmişinin içinde gizli kalmış bir kısım var ki, Avrupa kendi tarihinde bu kısmı hiç yaşanmamış gibi kabul edip unutmaya çalışıyor. Kudüs’e yaklaşmayı bile başaramayan çocuklardan oluşan bir Haçlı Seferi!
 
Her şey 1212 yılında çobanlık yapan Stephan adlı Fransız bir çocuğun gördüğünü iddia ettiği rüyayla başlıyor.  Rüyasında yaşlı bir adamın kendisine “Kudüs’ü al.” yazılı mektup uzattığını gören Stephan bunun bir işaret olduğuna inanır ve kendisini bir kurtarıcı olarak görmeye başlar. Maiyetinde bulunduğu Fransa Kralı 2. Philippe Augustus’a rüyasını anlatır ancak beklediği ilgiyi göremez. Zaman içinde diğer çocukları kendine inandıran Stephan, 30 bin çocukla birlikte Kudüs’e doğru yola çıkar. Küçük çoban bu sefer sırasında öylesine kutsallaştırılır ki, diğer çocuklar arasında Aziz Stephan olarak anılmaya başlar. Çocukların Vendoma’da başlayan bu maceraperest yürüyüşü; haydutların saldırıları, açlık, hastalıklar ve kaçanlarla birlikte Marsilya’ya ulaştığında 7 bine kadar düşer. Marsilya Limanı’nda denizin ikiye bölünmesini bekleyip beklediklerini bulamayan çocukların hem başarıya hem de Stephan’a olan inancı bitmek üzereyken hesapta olmayan bir haber alırlar. 2 denizci, çocukları Kudüs’e para almadan götürmeyi teklif eder. Çocuklar gemilere biner binmesine ama korsanlara satıldıklarından habersizlerdir. Yolda 2 teknenin batmasına karşın, Kudüs’ü almak amacıyla yola çıkan çocukların kaderi belli olur; kimi ölür, kimi de Kuzey Afrika’da köle olur…
 
Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2014, 12:05
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER