Değmeyenlere...

Şimdi gelin “değer” lerimizi konuşalım deseydim kimsenin ilgisini çekmezdi bu konu. Çünkü şikayete etmeye bayılırız toplumca. Adeta şikayetlerle besleniriz biz. Şikayet edecek bir şey bulamadığımızda sanki hayat damarlarımızdan birisi kopmuş gibi hissederiz. Bu böyle gelmiş böyle gidiyor. Sanırım biraz da dedikodu kültürü nedeniyle olsa gerek. Günlük yaşantımızda bazı şeylerin değip değmediği ile o kadar ilgiliyizdir ki bunların değer yargıları ile ilintili olduğunu göremeyiz nedense.

“Aman oğlum o kız için üzülmeye değer mi?”, “Aman kızım o kadar emek verdin şimdi başka bir bölüme geçmeye değer mi?”, “Yaa arkadaşım sen iyi misin? Tam rahat edeceğin zamanlar bunlar, yeniden üniversiteye başlamak niye?”, “O kadar yakışıklı kocan var, fena da kazanmıyor niye ayrılmak istiyorsun ki, hem bu devirde herkes çapkınlık yapıyor, unutursun gider…”, “Zaten çok da kazanmıyorsun, şimdi bu gelen parayı hayır için vermek de ne oluyor?”, “Zaten işini iyi yapıyorsun, nedir bu hırsın daha nereye kadar yükselmek istiyorsun, dünya fani her şey gelip geçici kendini bu kadar yıpratmaya değer mi?” O kadar uzar gider ki bu konuşma parçaları.

Şöyle bakınca aslında hepimiz kendi hayat değerlerimizle karşımızdakine akıl vermeye çalışırız. Bilmeyiz ki hayat değerlerden ibarettir. Ve bu değerler herkes için değişken olabilir. Yani “Buna değer mi?” dediğimiz şeyler bizi tanımlamakta. Evet o zaman diliminde, o şartlarda ve o duygularla buna değmiş demek ki… Buna yaptıklarından pişmanlık duymamak ya da yaşamın sonuna yaklaştıkça keşkelerinin olmaması demek daha doğru olur elbette… Değişkenlik göstermeyecek, göstermemesi gereken değerler de vardır elbet insanlığa dair… Hangi değerler ya da değmeyenlerle yaşıyor olursak olalım, bir çocuğa tecavüzü onaylamak, bunların doğal ve olması gereken şeylermiş gibi ortalarda fetvalar vermek, bir insanın ölümünden haz almak, diri diri yakılan insanlar için ses çıkarmamak, çıkaranlara da garip garip bakmak, hayvanlara eziyet etmek, ağaçları katlederek kendilerine uzun ve zevksiz binalar için yer açmak, bunlar insanlığa dair değerlerinin olmadığının göstergesi olabilir ancak…

İnsanların değer yargıları yaşamlarının ilk yıllarında aile ile başlar ve eğitim sistemi içinde şekil alır. Bir eğitim kurumunun eğitim değerlerinin ne olduğunu sorgulamak, biraz daha geniş bakış açısıyla baktığımızda ise, bir ülkenin eğitim sistemin değerlerine bakmak, o ülkede yaşayan insanların yaşam tarzları, dünyayı ve insanları değerlendirme ve yargılama biçimlerini bize gösterir. Kısacası bir eğitim sistemi değerler üzerine yapılandırılırsa, ancak bireyler eğitimli olabilir. Aksi halde okumuş, yazmış ancak hiçbir değeri olmayan insan ordusu yaratırsınız. Üzgünüm ki, eğitim sistemimiz sadece sınav geçmek, diğerinin önüne geçmek, belli bir dilime girersen bir şey olabilirsinden ibaret, sunni başarı değeri üzerine kurulu. Hal böyle olunca bence kimse kimseyi suçlamasın. Ne bekleyebiliriz ki bu şekilde yetişmiş birinden…

Demem o ki, herkes önce kendine bakarsa benim temel değerim nedir diye sanırım sorun olarak gördüğümüz şeylere de durumsal bir değerlendirme şansı verebiliriz. Böylece neyi neden seçiyoruz, kiminle neden beraberiz, neden susuyor, neden konuşuyoruz önce kendimizi tanırız. Şikayetlerimiz, keşkelerimiz azalır, iyi kilerimiz çoğalır… Hem de sosyal medyada paylaştığımız gibi “ iyikim, iyikilerim…” gibi değil… Anlam bulur hayatlarımız… SEVGİ değeri olandan herkese selamlar…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Nadiye Tunç
Nadiye Tunç - 2 hafta Önce

Tesekkürler....Konuda onemli yazdıklarinizda...tebrik ediyorum...

Şükrü baş
Şükrü baş - 3 gün Önce

Teshiziniz doğru da tedavi edilebilmesi umuduyla sevgiler