banner51

Çocuklara ve büyüklere masallar

Kırmızı İbikli Küçük Tavuk masalını bilir misiniz bilmem?

Amerika ve İngiltere’de ilkokul çocuklarına okutulan, Rus kökenli bu halk öyküsünü ben çok severim.

Çocuklara; çalışmayana, üretmeyene, karnını doyurmak için
başkasından medet umana ekmek-mekmek olmadığı anlatılmaya çalışılır. Resmen bir ders verilir.

Ama aynı öykünün  iz büyükler için bir başka versiyonu yazılmıştır.

O’nun büyükler tarafından okunması istenir.

***

Özetleyeyim:

Kırmızı İbikli Küçük Tavuk, gezinirken buğday tanesi bulur, o buğdayı tarlaya ekebilmek için çiftlikteki öbür hayvanlardan yardım ister, hiç biri yardım etmez, mecburen iş başa düştü der,
kendisi eker, kendisi büyütür, kendisi hasat eder, kendisi değirmene taşır, kendisi un yapar, neticede ekmek yapar.
Mis gibi ekmek kokusu etrafa yayılır. Kırmızı İbikli Küçük Tavuk; “beraber yiyelim mi?” diye sorar.
O hiç yardım etmeyen öbür hayvanların ağzı sulanır, “eveeeet yiyelim” derler. Kırmızı ibikli küçük tavuk acı acı gülümser, “yok öyle yağma” der, bir lokma bile vermez!..

***

E herkes çocuk değil tabii.
Gelelim; büyüklerin de okuması için yazılan öykünün o versiyonuna…

Küreselleşme karşıtı aktivistler tarafından revize edilen ve UNICEF’in
sitesinde yayınlandı…

Neden mi?

Büyüklerde anlasın diye…

Kırmızı İbikli Küçük Tavuk, gezinirken buğday tanesi bulur, o buğdayı tarlaya ekebilmek için çiftlikteki öbür hayvanlardan yine yardım ister.
Ördek; “sen buğdayı filan boş ver, sana kahve tohumu satayım, acayip para kazanırsın, istediğin kadar buğday alırsın” der.
Domuz; “sen buğday yerine kahve ek, nasıl satarım diye merak etme, ben senin adına pazarlarım” diye seslenir.
Fare iyice cesaretlendirir; “buğdayla uğraşma, kahve ekebilmen için
istediğin kadar borç vereyim, ufak ufak ödersin” diye akıl verir.
Ve, bu öneriler Kırmızı İbikli Küçük Tavuğun çok hoşuna gider, aklına yatar…
 

***

Ama bir sorun vardır!

“Kahve üretiminden anlamam ki, nasıl yapacağım” diye düşünmeye başlar. Yine sorar…

Ördek; “sana gübre satayım, çok çabuk büyür” der.
Domuz; “böceklerden korumak için ilaç satayım” diye seslenir.
Fare gene finansal açıdan yaklaşır; “gübre ve ilaç alabilmen için sana
istediğin kadar borç vereyim, ufak ufak ödersin” diye akıl verir.
 
***

Bizimkinin iyice aklına yatar. Tüm teklifleri kabul eder ve işe koyulur.

Neticede hasat vakti gelir.

Kırmızı İbikli Küçük Tavuk; “şimdi ben ne yapacağım bu kahveyi” diye sorar.

Ördek; “paketlemek için benim fabrikama getirebilirsin” diye akıl verir.
 Domuz; “kusura bakma, herkes kahve ekti, fiyatlar acayip düştü, senin kahve beş para etmez” diye seslenir.
 Fare ise “borcunu öde artık” der!
 Bizim tavuk ibiğini kaptırdığını fark edince…
 “Aç kaldım, ekmek verecek yok mu” diye başlar ağlamaya,..

Ördek; “ekmek kolay da, alacak paran var mı” diye sorar.
 Domuz; “herkes kahve ekti, buğday karaborsaya düştü, kusura bakma, istersen ekmek yapman için sana ithal buğday tohumu satayım” der.

Fare ise avukatıyla gelir; “borcuna karşılık tarlanı haczetmek zorundayım, uslu tavuk olursan artık benim olan tarlamda yevmiye ile çalışıp buğday yetiştirmene izin veririm” diye akıl verir.
Şimdilerde maalesef, kırmızı ibikli küçük tavuk, eskiden kendisine ait olan tarlada ırgat olur. Güneşin kavurucu sıcağında, kışın dondurucu soğuğunda boğaz tokluğuna çalışmak zorunda kalır.

***

 Yevmiye almaya gittiğinde; ördek, domuz ve farenin aslında senelerdir şirket ortağı olduklarını öğrenir.

Daha da yıkılır. Ama yapacak bir şey kalmamıştır!!!

***

Bu işler böyledir.

Nitekim, dünyanın en bereketli topraklarına sahip olan, kendi kendine yeten yedi mucizevi ülkeden biri olan Türkiye’yi, e yazık ki bugün kırmızı ibikli küçük tavuğa çevrilmiştir.

***

Hiç unutmuyorum. Yıllar önce et, saman, mercimek, buğday, pamuk, şeker, patates-soğan, balık, çikolata, bisküvi, tereyağı, her türlü sebze-meyve ve bilumum; karnımızı doyurmak, aç kalmamak, beslenmek için, kendimiz üretip, kendimiz tüketirken ve fazlasını ihraç ederken, gazeteci-yazar arkadaşım Erol Yaraş söylemişti.

Ege TV’de; ben, Erol Yaraş ve Nedim Atilla, “Haftalık” adlı program yapıyoruz.

Konu; ithal tohumdan açıldı.

Erol Yaraş, şöyle demişti:

Yerli tohumu yasaklamak, ithal tohuma mecbur bırakılmak, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Yarın elin ülkelerine mahkum olacağız. Üretim duracak, ithalat başlayacak. Paramız olduğu sürece belki sorun olmayacaktır. Ama, üretmeyip ortada kaldığımızda, ithalat için, ekonomimiz krize girdiğinde, yeterli paramız da olmazsa, ne olacak?

Aç kalacağız… Aç!!!

Kimsenin umurunda bile olmadı.

Ne yazık ki bugün o noktadayız. Belki aç kalmıyoruz ama, enflasyon ve aşırı fiyat artışları nedeniyle ne et, ne süt, ne peynir, ne de doğru dürüst ekmek alamayacak durumdayız.

Ülkemizde, Devlet İstatistik Enstitüsü Hane Halkı Bütçe Anketi'ne göre, 1 dolara geçinen 16 milyon insan var.

Ankete göre, nüfusun yüzde 40'ını oluşturan yaklaşık 20 milyon kişi ise günde 2 doların altında kalarak, uluslararası standartlara göre, "yoksul" sınıfında, yarı aç-yarı tok yaşıyor…

Yazıklar olsun!..

YORUM EKLE
YORUMLAR
Haluk Tekin
Haluk Tekin - 2 hafta Önce

Eline sağlık üstat bu işin tarım yönü,ya savunma yönü ?ülkeyi don kişot'a benzettiler yer değirmenlerine salto yapıp gün kurtarılmaya çalışılıyor orada bir köy var uzaklarda o köy bizim köyümüz dü onuda eller aldı.