Çamaşırcı güzeli muhbir...

İzmir’de yaklaşık 4 yıldır bu şehrin basınına ayar çekmeye çalışan bir muhbir var. Son günlerde bu muhbir çamaşırcılığa da soyundu.

Kendini hiçbir zaman ‘’mutlu’’ hissetmeyen bu mutsuz çamaşırcı aynı zamanda da kendisini doğruluğun(!) erdemli yaşamanın(!) ve ahlaklı olmanın(!) örneği olarak da anlatıyor.

Bu özelliğine daha sonra değineceğim.

Şimdi ben bu çamaşırcı güzeli gibi, insanlara iftira atmadığım ve yalan söylemekten nefret ettiğim için öncelikle bu mutsuz adama neden muhbir veya ihbarcı yazdığımı anlatayım.

Bu omurgalı(!) adamın yaşamında ihbarcı olmak çok doğal, sanki bundan zevk alıyor ve adeta besleniyor...  

Yaklaşık 3 yıl önce gazeteci olduğunu iddia eden bu zavallı adam İzmir’deki pek çok gazeteciyi, isimlerini vererek, kendi el yazısı ile yazdığı 10 sayfalık bir dilekçeyle savcılığa ihbar etti.

Dilekçede isimlerini verdiği gazetecileri fetöcü olmakla suçluyordu. Muhbirin verdiği dilekçe ile çarklar çalıştı. İzmir’in en saygın gazetecileri, organize suçlar, terörle mücadele, mali suçlar birimleri tek tek araştırdı.

Sonuçta savcılık şüphelilerin fetö/pdy bağlantılarını tespit edilemediği, faaliyetlerinin gazetecilik faaliyeti olarak değerlendirildiği, kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verdi. 

İşte bizim mutsuz ihbarcı bu savcılık kararlarına rağmen yalan ve iftiralarına devam etti. Çünkü hayatın da mutluluk nedir tatmamış olan gazeteci bozuntusu daha da mutsuz olmuştu. 

Genlerinde muhbirlik bulunan bu kişi en son Urla Belediye Başkanının tutuklanması üzerine paniğe kapılmış olacak ki “ben ihbar etmedim” yazıları yazma gereği hissetti.

Ben bu adamın neden böyle bir panik içine girdiğini anlamadım. Acaba belediye başkanını seçtirmek için aylarca canla başla çalışması mı onu rahatsız etmişti?

Tabi bu ve buna benzer sorulara cevabı yine muhbirimizin vermesi lazım.  

Gelelim yazının başında değindiğim bu omurgalı(!) olduğunu iddia eden gazetecinin son marifetlerine.

Yazıları ve konuşmalarıyla, İzmir’de birçok gazeteciye ayar çeken çamaşırcı güzelimiz belediyelerden destek alan gazetecileri aşağılayıp, onlara her türlü suçlamayı yapmaktan geri kalmıyor.

Ama kendisi büyükşehir belediyesinin koridorlarını arşınlayıp APİKAM’da yazdığı kitabın pazarlamasını yapmaktan da geri durmuyor. 

Şimdi ahlaklı olduğunu iddia eden ihbarcıya sormak lazım; neden kendi kitabını kendin bastırmıyorsun? Niçin belediye çalışanlarına kitabımı basın diye baskı yapıyorsun? Hatta telif için APİKAM’ın belirlediği 3 bin TL’yi az bulup, ağzına geleni söylemekten de geri kalmıyorsun.

 İşte kendisini doğru, ahlaklı ve ilkeli olmanın örneği olarak gösteren; mutsuz, pazarlamacı, çamaşırcı ve ihbarcı sözde gazetecinin son marifetleri bunlar.

YORUM EKLE