Benim egom

İnsan olarak her birimizin tek bir gayesi var, egomuzu tatmin etmek. 

EGO kavramını, birçoğumuz gibi, ben de Sigmund Freud’dan öğrenimim süresince duydum.

Freud, ruh ile bilincin iki ayrı gerçeklik olduğunu ortaya koyan ve öğretisinde bunu temel alan bir bilim insanıdır. Freud, insan kişiliğinin yapısını oluşturan bileşenleri üç başlık altında inceler; bunlar:

Alt bilinç (İd), Benlik (Ego), Süperego (Üstbenlik). 

Alt bilinç (İd): Freud’a göre kişinin ilkel benliğidir. Hiçbir sosyal kuralı önemsemeyen id’in tek istediği, isteğinin anında yerine getirilmesidir. İd için aynı zamanda kişiliğin çocuksu tarafı da denilebilir. 

Benlik (Ego): Ego, haz alma ilkesi yerine, gerçeklik ilkesine göre hareket eder. İd’in doyum bulma çabasını kontrol etmeye ve denetim altında tutmaya çalışır. 

Süperego (Üstbenlik): Çocuk, doğduğu zaman doğruyu yanlışı ayırt edebilecek düzeyde değildir, ancak zamanla değerler sistemini oluşturur. Böylece, kişiliğin ahlâkî ve yargısal yanını oluşturan “süperego” gelişir.

EGO, id’in isteklerine gerçekçi bir biçimde doyum bulmaya çalışmakla birlikte, aynı zamanda dış dünyadaki koşulları algılar ve süperego’nun isteklerini de dikkate alır. Böylece, EGO, id ve süperego’nun çatışan isteklerini uzlaştırmaya çalışır. 

Şu sıralar sürekli EGO’nun ne kadar zararlı bir şey olduğu konusu gündemde. Freud’tan bu yana, “EGO” kavramı bu kadar yerlerde sürünmemiştir sanırım.    

“Zihnin Sınırının Ötesi” kitabında Osho şöyle diyor:

“Kendinizi ne zaman mutsuz hissedecek olursanız hemen gözlerinizi kapayın bu mutsuzluğun nereden gelmekte olduğunu bulmaya çalışın. Sadece gözlerinizi kapayın ve her seferinde içe bakın. Tüm mutsuzluğunuzun kaynağı egonuzda gizli. Canınızı sıkan şeyin kendi egonuz olduğunu görebilirseniz, ondan kurtulmayı tercih edersiniz çünkü hiç kimse mutsuzluğunun kaynağını anlayacak olduktan sonra onu taşıyamaz. Ve şunu unutmayın ki, egodan vazgeçmeniz için bir neden yoktur.  Egodan kurtulmaya çalışırsanız, "Alçak gönüllü oldum" diyen, bir egonuz olacaktır. Ve gerçekten alçak gönüllü bir adam ne alçak gönüllüdür ne de bencil. O sadece basittir. Hatta alçak gönüllü olduğunun bile farkında değildir. Eğer alçak gönüllü olduğunuzun farkındaysanız, orada ego vardır. Alçak gönüllü kimselere bakın. Kendilerinin gerçekten alçak gönüllü olduğunu düşünen milyonlarca insan vardır. Yerlere kadar eğilirler, ama izleyin onları en sofistike egoistlerdir onlar. Artık onların besinlerinin kaynağı alçak gönüllüktür. "Ben alçak gönüllüyüm" derler ve sonra da size bakıp sizin onları takdir etmenizi beklerler. Sizin onlara "Sen gerçekten alçak gönüllüsün" demenizi isterler. Alçak gönüllü olmaya çalışmayın. Yalnızca tüm mutsuzlukların, acıların ego yoluyla geldiğini görmeye çalışın."

Ego, kişiliğin düzenleyici, denge ve uyum sağlayıcı bir unsurudur.  Dolayısı ile ego’suz insan olmaz, olamaz; bu varoluşa aykırıdır. Ancak her şeyde olduğu gibi sınırlar çizilmeli EGO’nun da üst sınırlarda beslenmesinin kişiye zarar vereceğini unutmamalıdır.

Freud ve Osho’dan esinlenerek kendi dağarcığımdaki bilgilerle harmanladığım, içine sevgimi kattığım bu yazıyı;  EGO’mun beslenmesine sizin de okuyarak katkı sağladığınız için teşekkür ederim. 

YORUM EKLE