banner51

Ah bu bayram tatilleri...

Biliyorum ki bu yazı başlığını gören pek çok kişi; başta kendi ailem bana kızacaklar, gönül koyacaklar.Çünkü bakış açıları; bir tatilimiz var şimdi de ona mı göz koydun” diyeceklerdir.

Böyle bir niyetim asla yok ama ülkemizin içerisinde bulunduğu şartlar bu kadar uzun boylu tatil yapmamıza asla müsait değil.

Çünkü bizim çalışmamız, bizim üretmemiz lazım.

***

Anlatayım…

Bir mühendis arkadaşım vardı. Yıllar önce, böyle 9-10 günlük bayram tatilleri ile ilgili yaşadığı bir olayı aktarmıştı.

Gülmüş; masal anlatıyorsun demiştim. Ama çocukları üzerine yemin edince, doğruluğuna inanmak zorunda kaldım:

Üniversiten arkadaşım, (inşaat mühendisi) bir şantiyede görevli.

İşlerini bir an önce toplayıp, bitirip evine dönmek istiyor. Bu nedenle de gece-gündüz çalışıyor.

Aynı şantiyede bir Alman Mühendis de var. Arkadaşım sabah erkenden işe gittiğinde onu karşısında görüyor, akşam işini bıraktığımda onu yine şantiyede çalışıyor görüyor.

Gelin gerisini onun ağzından dinleyelim:

“Bir gün dayanamadım kendisine “Bay Mühendis… Ben sabah erken geliyorum siz buradasınız, akşam geç gidiyorum siz yine buradasınız siz hiç tatil yapmaz mısınız?” dediğimde garip garip gülümsedi ve bana “Siz beni bırakında kendinize bakınız. Yolunuz yok, okulunuz, fabrikanız yok, tarımınız, sanayiniz yok ama izinleriniz ve bayram tatilleriniz çok...

Oysa sizin tatile değil çalışmaya ihtiyacınız var.  Siz böyle bir durumda nasıl tatil yapıyorsunuz hayret ediyorum? demişti.”

***

Alman haklıydı. Bir Almanya’ya bir de bize bakmak zaten yeterli değil mi?

Onlar çalışıyor, biz dinleniyoruz.

Onlar yapıyor, biz seyrediyoruz.

Onlar üretiyor, biz tüketiyoruz…

Sanki biz kalkınmış bir ülkeyiz, sanki bütün problemlerini halletmiş bir ülkeyiz, bugün uzun uzun dinlenmeye tatil yapmaya hakkımız varmış gibi dünyada en fazla tatil yapan ülke konumundayız.

Sakın milli ve dini bayramlarımızın tatil oluşuna karşı olduğumu sanmayın.

Milli bayramlarımız da, dini bayramlarımız da kutlanmaya değer bayramlarımızdır.

Karşı oluşum üç günlük Ramazan Bayramı ile dört günlük Kurban Bayramlarının turizmcilerin biraz daha fazla kazanabilmesi için dokuz-on güne çıkarılmasınadır.

On gün boyunca bu ülkede eğitim, sağlık ve hukuk başta olmak üzere hiç bir kurum ve kuruluşumuz çalışmamaktadır.

Hastalar tedavi olamamakta, yargı işlevini yapmamakta, okullar eğitimine ara vermektedir.

Neden?

İşler zaten kötü, hiç olmazsa 10 gün millet oyalanır, yer-içer; gezer-tozar (kredi çekerek tabi) bu arada turizmci kazanır.

Ama hiç kimsenin aklına, her bayram yaşadığımız sıkıntılar akla gelmez.

***

Örnek vereyim; On gün tatil yapılan 2017 Kurban Bayramı’nda meydana gelen trafik kazalarında 122 kişinin öldü, 650 kişi yaralandı.

Milyarlarca liralık milli servetin yok oluşu da işin cabasıydı.

Güne vurursanız; bu on gün içerisinde her gün 12 insanımız, yani her gün bir düzüne insanımız trafik kazalarında hayatını kaybetmiş, 65 insanımızda yaralanmıştır. 

Şimdi soruyorum; üç  günlük Ramazan Bayramını dokuz güne çıkarmamız, bu süre zarfında kamu kurum ve kuruluşlarını kapalı tutmamız,insanlarımızı mağdur etmemiz bu felaket senaryosunun yazılmasına değer mi değmez mi?..

Böyle bir uygulamanın adına bayram denilir mi denilmez mi?...

***

Yasalarımız çalışanlarımıza yıllık izin adı altında tatil yapmalarına izin vermiştir. Yıllık iznini kullanan kişi aracına veya otobüse biner tatiline çıkar.

Ne izdiham olur, ne önü alınmayan trafik kazaları, ne de bu kadar can ve mal kaybı olur. 

Ama olmaz birilerinin gözüne girmek pahasına da olsa üç günlük bayramı dokuz güne çıkartılmak suretiyle yolların kan gölüne dönüştürülmesi gerekir ki adı bayram olsun.

Ne diyelim bilemiyorum ki?

Haksız isem, “haksızsın” deyin, O’na da eyvallah derim…

YORUM EKLE