Ağlamak yok Anlamak var…

Bu gün 10 Kasım.

Yıllar boyu her 10 Kasım “Ağlatan Gün” olarak tanımlandı ve yaşandı..

Doğru; 10 Kasım Muhteşem Türk’ün Hakka ulaştığı gün.

Kaldı ki, ölümüne sadece Türk Milleti olarak biz ağlamadık.

Özgürlüğün nefesiyle büyüyen, aydınlığın güneşi ile yol alan, onu idrak eden bütün dünya ağladı.

Bu gün ağlamayı bırakıp onun anılarını paylaşarak ve O’nu anlamaya çalışarak 10 Kasım’ı yaşamalıyız.

İtalyan radyosu 10 Kasım 1938 günü o meş’um haberi verirken spikerin ağzından şu cümle döküldü:

“Sezar, İskender, Napolyon ayağa kalkın, Büyüğünüz geliyor!..”

Gerçekten de tarihteki bütün kahramanları ayağa kaldıracak bir kahramandı O…

***

İlginçtir; tarihçilerin dediğine göre, son sözü “Aleykümselam” olmuş.

İnançlı insanlar, O’nun Azrail’i selamladığını söylüyorlar.

O’nun hayatıyla ilgili 20 yıldır araştırma yapan Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim üyelerinden akademisyen Ali Güler kısaca şöyle anlatıyor:

“Hastalığı 1938 yılının Ocak ayında Yalova’da ortaya çıktı.

Doktorlar Siroz’dan şüpheleniyorlardı.

Fransızlar, Hatay meselesinin çözümünde geri adım atarlar endişesiyle hastalığı “sır” gibi saklandı, duyurulmadı.

Hatta, hastayken Mersin’de askeri birlikleri denetledi.

Ve bir kesimin iddia ettiği gibi, zehirlenmedi.

Kanlı karaciğer iltihabından vefat etti.

Gece değil, 10 Kasım sabahı saat 09;05’de vefat etti.

Son nefesinde “Aleykümselam” diyerek Azrail’i selamladı.“

Ali Güler diyor ki;

“İnanan bir Müslüman olarak ben Nahl Suresi 32’nci ve Vakıa Suresi 91-92 ayetlerde anlatılan inançlı bir insanın ölüm anının gerçekleştiğine inanıyorum.”

***

Aslında 10 Kasım’da cevabı aranması gereken bir soru var; “Atatürk’e düşman olanlar O’nu niçin sevmezler?..”

Gerçekten neden bu düşmanlık?

Tek ama tek bir nedeni var… O da;

Devlet memurları ve askerlerin, aşiret, tarikat ve cemaatlerle olan bağlantısını kesmesidir...
Nasıl mı?

Atatürk 1922’de saltanatı kaldırdı, 1923’te Cumhuriyeti ilan etti.

1924’te halifeliği kaldırdı, şeriat mahkemelerini kapattı.

Aynı yıl, Öğretim Birliği Yasası (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) ile medreseleri de kapattı. Yerlerine üniversiteler açıldı.

Bir sene sonra 1925’te mürit üreten tekke ve zaviyelerin kapısına kilit vuruldu.

1928’de ezan Türkçeleştirildi. 1932’de ibadet Türkçe yapılmaya başlandı.
Atatürk, bu uygulamalarla devleti tarikat ve cemaatlerin elinden aldı.

Devletin emir komuta sistemini bu paralel yapılanmalardan temizledi.

Tarikat ve cemaatlerin Atatürk düşmanlığı işte bu yüzdendir.

Din ile inanç ile kesinlikle ilgisi yoktur. Tamamen siyasi ve ekonomik temellidir.

Dini duyguları sömürerek Osmanlı’nın kanını emen ve çöküşüne neden olan bu tarikat ve cemaatler, ellerindeki siyasi ve ekonomik gücü aldığı için Atatürk’e düşmandır.

Ve, bu tarikat ve cemaatler, 1924 yılından beri kaybettikleri gücü tekrar kazanmak için çalışıyorlar.

 Menderes ile başlayan tarikat ve cemaatlerin güç kazanma dönemi, bugün zirveye ulaştı.

Devlet, bugün neredeyse tekrar onların eline geçti.

Üstelik bugünkü tarikat ve cemaatler, Osmanlı dönemindekilerden çok çok daha tehlikeli.

FETÖ kalkışması bunun en son örneğidir.

***

Bir 10 Kasım’ı daha geride bırakırken, şeriatçıların tarih boyunca üstlendiği iki göreve dikkat çekmek istiyorum.

Bunlardan birincisi yeniliklere, çağdaş düşünceye, uygarlığa, bilime karşı çıkmaları;

İkincisi, ülkesi aleyhine yabancılarla işbirliği yapmalarıdır.

Bu görev, Osmanlının son dönemlerinden bu yana aksamadan yerine getirilmiştir.

Ayrıca dinci kesim, bilimden hiç hoşlanmaz. Bilimi, fenni sevmez.
Oysa bilimin temel dayanağı akıldır, dincilerin ise inançtır.

Peki, neden halkımızın okumasını istemezler?

Neden onun bilinçlenmesine karşı çıkarlar?

Neden çağdaş eğitim kurumları yerine Kuran Kursları açarlar?

Neden yüz binlerce öğretmeni işsiz güçsüz dolaştırırlar?
Çünkü onlar yığınları ancak bir takım hurafelerle, boş inançlarla kendilerine bağlamakta, öteki dünya vaatleri ile üzerlerinde egemenlik kurarak sömürebilmektedirler.

Siyasal İslamcılar Atatürk’ü bu yüzden sevmezler. Yani “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” dediği için sevmezler…

Onlar Atatürk’ü; “Din daima siyaset aracı, menfaat aracı, istibdat aracı yapıldı. Bu hal Osmanlı tarihinde böyle idi, Abbasiler, Emeviler zamanında böyle idi” dediği için sevmezler.
Onlar, Atatürk’ü; “Din, devlet ve dünya işlerinden ayrılmalıdır” dediği için desteklemezler.
Yani “İstiklal-i Tam”; tam bağımsız bir Türkiye istediği için, “özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” dediği için sevmezler.

Ama korkunun ecele faydası yoktur.

Mütareke yıllarındaki emperyalizm ve yerli ortakları, nasıl o zaman Atatürk’ü yenememişse, günümüzün şeyh ve tarikatları da onu asla yenemeyecek, yok edemeyecektir.

***

UNESCO’nun Atatürk tanımıyla son noktayı koyalım:

Bu gün O’na “ayyaş” diyenler mahcup!
Heykellerine saldıranlar mahcup!
Eserlerini inkâr edenler mahcup!
Ne büyüksün ki bu gün hepsi paçana yapıştılar.
Rahat uyu Muhteşem Türk.
Ebedi sevgilimiz…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Şenay Düdek
Şenay Düdek - 5 gün Önce

ATATÜRK’üm ÖLÜMSÜZ ağlamak yok!!!