100 yıl önce insanlığın bittiği gün: 15 Mayıs!

15 Mayıslar, koskoca bir yılın belki de sevmediğim tek gündür.

Nedeni açıktır.

Canım kadar sevdiğim annemi, Fatma Aysan Hanım’ı genç yaşında yıllar önce kaybettiğimiz gündür 15 Mayıs!..

Bir de İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edildiği, İzmir halkının alçakça, hunharca katledildiği, süngülenerek öldürüldüğü, askerlerimizin acımasızca işkence ile şehit edildiği gündür 15 Mayıs!..

Ölüm şüphesiz Allah’ın emri.

Her canlı için kaçınılmaz bir sondur.

Anne acımı her an, ama özellikle her 15 Mayıs’ta daha da şiddetli yaşarım.

Annesizliği kendimle paylaşıyor, anne-oğul arasındaki anılarımla  O’nu okşuyor, öpüyor, kokluyor ve ruhumun derinliklerine kadar hissediyorum.

Ama…

15 Mayıs’ın diğer çirkin yüzü; Yunan İşgalini, aradan geçen bir asır; 100 yıl sonra sizlerle paylaşmak istiyorum…

***


Gün 15 Mayıs 1919…

Yani bundan tam 100 yıl önce…

 Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olmuştuk. Venizelos galip devletlerin idarecilerine, İzmir’in Yunanların anavatanı olduğunu, bu nedenle kentin kendilerine verilmesi gerektiğine ilişkin yazdığı mektuplar karşılık bulmuş, başta İngiltere olmak üzere o günün egemen ülkeleri sonunda buna razı olmuşlardı.

O günlerdeki İzmir Valisi Kut’ülAmare kahramanlarından Nurettin Paşa’ydı.

Kendisini oradan tanıyan İngilizler, işgal öncesi onu görevden aldırmak için yoğun bir çaba içine girdiler.

Bu arada aynı zamanda kolordu komutanı olan Nurettin Paşa, olası bir işgale karşı şehri gizlice hazırlamaya çalışıyordu.

İngilizler, İstanbul hükümetine baskı yapıyor, İzmir’de İttihatçılık faaliyetlerinin arttığını, Ege’de Hristiyanların topluca öldürüldüğü yalanını yayıyorlardı.

Baskılara dayanamayan İstanbul hükümeti, Nurettin Paşayı merkeze çekti, yerine de Kambur İzzet’i vali olarak gönderdi.

Kambur İzzet’in ilk işi kolordu komutanlığına Balkan Savaşlarında başarısız olmuş, liyakatsizlikten emekli edilmiş Ali Nadir Paşa’yı getirmek oldu. Sonrasında da İzmir Müdafa-i Hukuk Cemiyeti ile uğraşmaya başladı.

Onları ittihatçılıkla suçladı, baskı altına aldı.

***
İşgalden bir kaç gün önceydi. Şehirde yaşayan Rumların ileri gelenleri kilisede toplanmıştı. Metropolit Hristosmos’un elinde Venizelos’un mektubu vardı.

Mektubu tutarken ellerinin titremesine engel olamıyordu. Mektubu okumaya başladığında ellerinin yanı sıra gözyaşlarına da hakim olamadı.

Mektupta, Barış Konferansı’nda İzmir’in Yunanlar tarafından işgalinin öngörüldüğü ifade ediliyordu. Kilisedeki Rum ileri gelenler sevinçle birbirlerine sarıldılar. Kısa bir süre sonra bu haberi şehirde yaşayan bütün Rumlar duymuş, Yunan ordusunu karşılamak için hazırlıklara başlamışlardı.


***


Onlar hazırlanırken Türk halkının hiçbir şeyden haberi yoktu. Gerçi konuyla ilgili birkaç fısıltı Kambur İzzet’e iletilmişti ama, o hiç oralı olmamıştı. Bu tür fısıltıları İttihatçıların uydurduğunu söylemişti bu haberleri getirenlere. Tedbir olarak da, Ali Nadir Paşa’ya halkın eline geçmemesi için silah ve mühimmatın daha sıkı korunması emrini vermişti.

Bu arada yüzden fazla subayı görevden aldı. Hem de gereksiz biçimde.

Türk halkı işgalden bir gün önce işgalle ilgili söylentilerin ayyuka çıkması üzerine büyük bir miting yaptı.

Ama nafile…


***


Ertesi sabah yani 15 Mayıs günü…

Kordonboyu ve rıhtımda binlerce Rum toplanmış, her yer Yunan bayrağı ile süslenmişti.

Genç Rumlar askeri giysili ve silahlı olarak;

Rum kızları ellerinde çiçekler ve üzerlerinde mavi beyaz renk ağırlıklı afilli elbiselerle;

Başta metropolit Hrisostomos olmak üzere Rum papazlar üzerlerinde siyah giysilerle;

Öncesinde Türk halkıyla sorun yaşamayan, çoğunlukla ticaret yaparak Türk komşularına göre daha bir zenginleşen her yaştan Rum halkı da büyük heyecan içerisindeydi o sabah…

Çünkü birazdan Yunan Efroz Alayı’nın askerleri İzmir’e çıkacaktı.

Nihayet saat 9’a doğru, ha yağdım ha yağacağım diyen bulut yüklü bir havada Yunan Efruz Alayı, Rumların coşkulu alkışlarıyla İzmir’e girdi.

Metropolit Hristosmos askerlerin önünde diz çöküp ağladıktan sonra onları takdis etmiş ve Türkler aleyhine kışkırtıcı bir konuşma da yapmıştı.


***


Yunan Alayını gören Rum halkının sevinç çığlıkları, birbirlerine sarılıp ağlaşmaları, bağırış çağırışları dalga dalga İzmir sokaklarına yayılıyor, oradan Türklerin yoğun yaşadığı mahallelere ulaşıyordu.

Olayları izleyen Türkler hayret ve korku içindeydiler.

Ne olmuştu yıllardır kavgasız gürültüsüz yaşadıkları Rumlar’a?

Nasıl yıllarca saklamışlardı bu kinlerini?

Nasıl tutmuşlardı içlerinde zehirlerini böylesine…

Türkler şaşkındı. Hazırlıklı değillerdi. Vali Kambur İzzet alınması gereken hiçbir tedbiri almamış, aldırmamış, işgal duyumlarını yalanlayarak Türk halkının bireysel tedbir almasının da önüne geçmişti.

Türk halkı tedbirsiz, çaresiz ve korumasızdı.

Efroz Alayı, silahlı yerli Rumlarla İzmir sokaklarında “Vito Venizelos” diye bağırarak ilerliyor, silahsız ve korumasız Türk halkı da onların yaklaştığı yerlerden panik halinde kaçışıyordu.


***


Efroz Alayı Konak Meydanı’na yaklaşmıştı. Alayın önünde yerli Rumlardan oluşan bir milis grubu vardı. En öndeki, teğmen rütbesi taşıyordu. Bindiği atın üzerinde adeta işgal kuvvetlerinin kudretli komutanı ve bir general edasındaydı…

Ve patlayan bir silah…

İzmir’de atılan ilk kurşun…

Atın üzerinden yuvarlanan general edalı teğmen… Efroz Alayı ve yerli milislerin şaşkınlıkla kaçışmaları…

Ve elindeki silahla kaçışan askerleri kovalayarak ateş etmeye devam eden bir çılgın Türk, Osman Nevres (Hasan Tahsin)…


***


Şaşkınlığı üzerinden atan Yunan birliği, kısa bir süre sonra Osman Nevres’i makineli tüfek ateşiyle şehit etti.

Osman Nevres öldürüldüğü yerden 100 metre ilerde bulunduğunda, cesedi tanınmayacak haldeydi.

Osman Nevres’i şehit ettikten sonra hıncını alamayan Efroz Alayı askerleri ve yerli milisler, Osman Nevres’in cansız bedeni üzerinden Türklere olan kinlerini kusmuşlardı…


***


O saatten sonra İzmir sokakları adeta bir mezbahaya dönmüştü. Kasaplar ise öncelikle yerli Rumlar ve onları takip eden Efroz Alayı’nın askerleriydi.

Buldukları Türk’ü öldürmeye başlamışlardı. Kemeraltı’ndan kaçan 50 kadar Türk, Efroz Alayı askerlerince kurşuna dizildi.

Yunanlar bugünkü deyimle tam bir soykırım uyguluyorlar,  gördükleri Türk’ü katlediyorlardı. Türk esnafın dükkanlarının bulunduğu Baş Oturak Mahallesi’nde kapalı dükkanların kepenkleri kırılmak suretiyle yağmaya girişildi.

Bir başka grup Yunan askeri ve Rum milisler, Karantina, Karataş ve Mektupçu‘da bulunan Türk subayların evlerini bastılar, kadın ve kızlarına tecavüz ederek öldürdüler.

Subaylar, o an için Ali Nadir Paşa’nın emriyle kolorduda bulunuyorlardı.

İnsanlığın bittiği bir gün yaşıyordu İzmir.

Ne yazık ki dün yaptıklarından hiç utanmayan, sıkılmayan Yunan, bugün Doğu Karadeniz’de (onların söylemiyle Pontus) ve Batı Anadolu’da (onların söylemiyle Küçük Asya) soykırıma uğradık diyebiliyorlar…

Devam edelim…


***


Şehirde bulunan kolordu;bunca olaya rağmen İstanbul Hükümeti’nin direktifleri çerçevesinde hareket eden Vali Kambur İzzet’in emirleri doğrultusunda işgale karşı hiçbir tepki vermemişti.

Bu, tam bir ihanet örneğiydi. Ancak onlarda sonuçtan kurtulamadılar…

Nihayet bir süre sonra kışlanın önüne gelen Yunan askerleri ve kalabalık Rum milisler kolorduya saldırdılar. Önce makineli tüfeklerle ateş altına aldıkları kolordudan karşılık gelmeyince rahatlıkla kışlaya girdiler.

Subay ve askerlerin tamamı binalardaydı. Binalar ateş altına alınınca son ana kadar “Her şey düzelecek, sakın bir direnişte bulunmayın” diyen Ali Nadir Paşa beyaz bir bezi uzunca bir sopanın ucuna takarak pencereden uzattı. Kendilerine zarar verilmeyeceği sözü verilince de mahiyetiyle beraber bahçeye çıktı.

Yunan askerleri ve Rum milislerin kin dolu bakışları altında ilerledi. Önünü bir Yunan teğmen kesti. Sert bir tokat attı paşanın suratına. Sonrasında bir kaç tane daha…

Yaşı ilerlemiş paşanın gözleri karardı, sendeledi, önce başındaki kalpağı, sonra da kendi yere kapaklandı.

Daha düne kadar emir verdiği askerlerinin önünde itibarı yerle bir edilmişti.


***


Ama onun gibi davranmayan bir subay, bir albay vardı o kolorduda; Süleyman Fethi Bey!..

Yunan askerlerine karşı çıktı. Teslim olmadı, Yunanlı askerlerin, Mehmetçiklere “Vito Venizelos” diye bağırtmak istemesi karşısında bütün benliğiyle onlara saldırdı.

Dakikalarca süren bir mücadele sonucu Süleyman Fethi Bey şehit edildi.

O onurlu askerin cansız bedenini bile defalarca süngülediler. Aziz naaşını kalleşçe tanınmayacak hale getirdiler…

Diğerleri mi?

“Vito Venizelos” diye bağırmayan herkes şehit edildi!..

Aralarında Ali Nadir Paşa’nın da olduğu ve “Vito Venizelos” diye bağıranlar, kortej halinde gemilere götürülmek için yola çıkarıldı.

Önde elinde beyaz bayrak, elbisesi yırtılmış, suratı aldığı darbelerden dolayı kan içinde, bir ayağında postal, diğeri çıplak olmak üzere perişan vaziyetteki Ali Nadir Paşa ve diğer sözde askerler…

Rıhtıma giderken yüzlerce yerli Rum’un tükürük, küfür ve fiziki saldırısına uğradılar. Bu saldırılar sırasında canını kaybedenler oldu.

Ne kadar acıydı ki canını kurtarmak için “Vito Venizelos” demiş, yine de kurtulamamışlardı.

Sonuç; Ali Nadir Paşa ve diğerleri, onurunu kaybedenler, bir düşman gemisinin ambarına tıkılmışlar, canlarını kurtarmışlar ama onurlarını kaybetmişler, milletin gözünde de sıfırlanmışlardı.

Ya Osman Nevres’ler, Ya Süleyman Fethi Bey’ler…

Siz, hangilerinin yerinde olmak isterdiniz?

Not: Kaynak Mustafa Önsel (2018)

YORUM EKLE
YORUMLAR
Nedret Utku
Nedret Utku - 1 hafta Önce

Allah rahmet eylesin kara bir gün muş